Eğitmen kurslarına bir örnek: Kamlık – 1. Bölüm

0
50

Kırsal alandaki köylerin eğitim ve öğretim sorunlarını karşılamak üzere yapılan fikir çalışmaları Meşrutiyet yıllarına kadar gider. Bu konuda ilk yayınlar ve çabalar, ilköğretim okullarının (Darülmuallim) Üsküp, Edirne, Manastır ve İstanbul’da çıkan eğitim dergilerinde, Osmanlı Meclisi Mebusan’ında köye uygun öğretmen yetiştirme fikri çeşitli şekillerde ileri sürülmüştür. İsmail Mahir, Edhem Nejat gibi aydınlar köy öğretmenlerinin doğrudan iş hayatı içinde köye hizmet etmek amacıyla yetiştirilmelerini öneriyorlardı.

Cumhuriyet döneminde ise Ali Haydar (Taner) bir konferansta benzer öneriyi yinelemişti. 1926’da çıkan Maarif Teşkilatı Kanunu’nda ilköğretmen okullarının yanı sıra bir de “Köy Muallim Mektepleri” kurulması kabul ediliyordu. Buna istinaden 1927-28 öğretim yılında Kayseri-Zincidere’de bir köy muallim mektebi kuruluyor, Denizli Erkek Öğretmen Okulu da bu amaç için yeniden düzenleniyordu. Diğer öğretmen okulları beş yıllık iken bu okullar üç yıllıktı. Bu denemeler başarısız olunca Zincidere 1932 ve Denizli 1933 yılında kapatıldı.

Cumhuriyet döneminin başında 40 bin köyün 35 bininde okul yoktu. Oysaki nüfusun %80’den fazlası köylerde yaşıyordu.

Dr. Reşit Galip maarif vekili olduktan sonra (Şubat-Haziran 1933) bakanlıkta bir “Köy İşleri Komisyonu” kurularak ”devletin köydeki adamı”, köyün en aydını olan öğretmenin hangi özelliklere ve görevlere sahip olması gerektiğini araştırdı. Komisyon, köy öğretmenlerinde şu özelliklerin bulunmasını istiyordu: Köylüyü devrimci, laik ve cumhuriyetçi inançlarla yetiştirmek ve bunları köylüye benimsetmek… Köylünün sosyal hayatında etkili olabilmek, medeni kanunun hükümlerini köyde hâkim kılmak, modern görgü kurallarını köylüye öğretmek… Köyün ekonomik hayatını etkileyebilmek, ileri tarım yöntemlerini, pazar ilişkilerini onlara anlatmak… Köyün aydını olmak, öğretmenliğin bütün özelliklerine sahip olup bunları göstermek… Tarım işletmeleri de olacak bölge öğretmen okulları kurulması, öğrencilerin öncelikle köylerden alınması, öğretmen olduklarında kendi bölgelerinde çalıştırılmaları, her köye bir öğretmen gönderilmesi isteniyordu.

İsmail Hakkı Tonguç, 1933’te yayımladığı “İş ve Meslek Terbiyesi” kitabında, köy eğitiminin amacının toplumsal nitelikli insan ve ülkenin siyasal, ekonomik ve kültürel yaşamının gelişmesine katılacak “işadamı” yetiştirmek olduğunu, bu amaca götürecek okulun da kitabi değil, iş okulu olduğunu yazıyordu.

Öğretmenlerin yanında ”öğretmen muavinleri” kadroları hazırlıkları yapılsa da hayata geçirilemedi. 1934-1935 ders yılında, Kültür ve Tarım Bakanlığı işbirliğinde Eskişehir Çifteler Çiftliği’nde köy eğitmeni yetiştirmek üzere bir kurs açmaya karar verildi. Ancak uygulama Temmuz 1936’da başladı. Oysa bu kursların resmi bir adı bile yoktu. Çeşitli kaynaklarda “Köy Kalkınma Kursu”, “Asker Muallim Kursu”, “Çavuş Kursu”, “Köy Terbiyecileri Kursu” olarak adlandırılmıştı.

Çifteler kursundan 18 Kasım 1936’da mezun olan stajyer eğitmenler 26 Kasım’da vazifelerine başlamak üzere, 33’ü kendi köyüne, 22’si kendi köyüne yakın köylere, 24’ü de yabancı köylere tayin oldular. 79 köydeki çocukların kitap ve kırtasiye ihtiyaçları Kültür Bakanlığı ve Halkevi’nce temin olundu.

Çifteler kursu başarılı olunca 18 Nisan 1937’de Eskişehir, Kars, Edirne, Erzincan ve Kocaeli eğitmen kursları açılması kararı alındı. Mayıs 1937’de kurstaki öğrenci sayısı 650’ye ulaşmıştı ve giderek artacaktı.

1938’de Eskişehir, Edirne, Kocaeli, Erzincan, İzmir, Kars, Kastamonu, Kayseri, Manisa ve

Malatya’da 11 eğitmen kursu açıldı. Eğitmen kurslarındaki öğrenci sayısı 1939’da 2 bine yükseldi. Daha sonraki yıllarda ilköğretimi bitiren köy çocukları toplanarak köy öğretmen okullarında yetiştirilmeye başladı ve eğitmen kursları da bu okulların (Köy Enstitülerinin) yan çalışmalarından biri haline getirildi.

O zaman her köyden bir gencin eğitmen olarak, bir genç kızın da sağlık hizmetleri için seçilip yetiştirilmesi düşünülüyordu. Ancak kızların bu eğitim faaliyetine alınması ancak 1938 yılında Kızılçullu’da, eğitmen kursuna katılanlardan bazılarının kız kardeşleri ve eşleri olan 15 kadının kursa kaydı ile mümkün olabildi. Bunlara biçki-dikiş, el işleri, yemek pişirme gibi konularda dersler de verildi ve köylerinde kadınları bu yönde eğitmeleri istendi.

11 Haziran 1937’de bir “Köy Eğitmenleri Kanunu” çıkarılmıştır. Burada kursların nerelerde açılacağı, iki bakanlığın (Ziraat ve Kültür) katkı ve müdahalelerinin nasıl olacağı, her 8-10 köy için görevlendirilen “gezici başöğretmen”lerin nasıl çalışacakları açıklanıyordu. Bu yasaya göre eğitmenler, nüfusları öğretmen gönderilmesine elverişli olmayan (150-400 nüfuslu) köylerin eğitimi ve öğretiminin yanı sıra tarım işlerinde de köylülere rehberlik etmeleri için yetiştirilecekti. Eğitmenleri yetiştiren kurslar Kültür ve Ziraat Vekâletleri tarafından tarım işleri yaptırmaya elverişli okul ve çiftliklerde açılacak; harcamaları da bu iki bakanlık bütçesinden karşılanacaktı. Bu kursların öğretmenleri, ilkokul öğretmenleri ve ilköğretim müfettişleri arasından seçilecekti. Eğitmenler köy toplantılarında kâtip görevini de üstleneceklerdi. Kurslarda her türlü kurs faaliyetinin planlanması ve uygulamasından sorumlu “eğitim şefleri” ile kurstaki öğrencilerin gruplara ayrılmasıyla kendi grubundaki öğrencilerin her türlü sorumluluğunu üstlenen “grup şefleri” olacaktı. Bu kurslar başlangıçtan itibaren birer örgün eğitim kurumu gibi çalışmışlar ve başarılı uygulamalarıyla Köy Enstitülerinin temelini teşkil etmişlerdir.1

24 Haziran 1937 tarih ve 3639 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 3238 sayılı kanunla Köy Eğitmenleri Kanunu yürürlüğe girmiş ve bu kanuna istinaden de Samsun ilinin Havza kazasındaki Kamlık Köyü’nde köy eğitmenleri kursu açılmıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında, eğitim ve öğretim atılımı çabalarının bir sonucu olarak, o günkü şartlar altında, öğretmen açığını bir nebzede olsun karşılayabilmek adına askerliğini yapmış, ilkokul mezunlarının kısa sürede eğitmen olarak yetiştirildiği bu kurslara, ilke olarak tamamı köy gençlerinden alınmış, kıyafetleri çoğu kez askeriyeden karşılanmıştır. 2. Dünya Savaşı zamanına rastlayan bu dönemde, ülkenin, eğitmenlerin, öğretmenlerin, köylülerin fedakârlıklarını, gayretlerini, nelere, nasıl göğüs gerdiklerini “Kamlık Eğitmen Kursu” üzerinden okuyup anlayacağız. Diğer bir açıdan da, kimi yerlerde Köy Enstitülerine de zemin hazırlamıştır. Bu yaşananları, Kamlık Eğitmen Kursu’nun ilk müdürü Nurettin Biriz’in anlattıklarından okuyalım:

“İstanbul ilk öğretim müfettişi bulunduğum sırada 24 Mart 1939 tarihinde Kamlık Köy Eğitmeni Yetiştirme Kursu Müdürlüğüne tâyin edildiğimi bildiren emri aldım. Martın 26‘sında yola çıkarak 28 Mart 1939 salı günü Samsun’da Kurs Müdürlüğü vazifesine başladım.

Maarif Vekilliğinin beni; böyle çetin, fakat şerefli bir hizmete ayırmış olması; ilk cesaretimi, ilk gururumu yaratmış, eksiklik duygularımın hepsini silip süpürmüştür. 18 yıl hizmetten sonra memlekette yepyeni bir dâvanın içine atılmanın ve bu dâvada rol alacak bir müessesenin başına geçmenin heyecanı insanda teşebbüs, başarma, yaratma ve inat derecesinde bir çalışma itiyadı yaratıyor.

A. 1939 KÖY EĞİTMENLERİ KURSU

1- İlk durumlar, ilk çalışmalar;

İşe başladığım sıralarda Kamlık Eğitmen Kursunun üç ayaklı bir kırık sandalyesi, bir idare lâmbası, bir kırık masası bile yoktu. Kurs ise nisanın 16’sında açılacaktı. 120 kişilik bir gurubun her türlü ihtiyacını karşılıyacak eşyadan mahrum olmanın ne demek olduğunu belki takdir edemiyeceksiniz. Böyle zaruret ve ihtiyaçların tam göbeğinde kalmakladır ki hakiki karakter, çalışma enerjisi, yapma ve yaratma iktidarı adına insanda ne gibi kıymetler varsa meydana çıkmakta ve onu en verimli bir başarıya kavuşturmaktadır.

Samsun Maarif Müdürlüğü daha önceden bir kısım yatak ve yemek eşyasını mütaahhitlere ihale etmiş bulunuyordu. Bu benim sevincimi çeken nokta oldu. Ben de başka tesis eşyalarını Samsun’da her gün sabahın saat 7’sinden akşamların saat 20’sine kadar mağaza mağaza dolaşarak temine başladım.

Nisanın birinci günü eğitim şefi olarak Giresun İlk Öğretim Müfettişlerinden Salim Göksan da aramıza katıldı. Nisanın üçünde Samsundaki hazırlıklar sona ermiş, yatak, yemek eşyalariyle biraz kereste, sandalye, yazma ve okuma malzemesi, bir kısım tesis eşyası tamamiyle hazırlanmış bulunuyordu. Nisanın üçüncü günü Kamlık köyüne gittik. Köyde bize yedi bina ayırmışlardı. Bunlardan üçü ev, dördü de ahırdı. Evlerden ikisinin damı, çatısı ve tavanı yoktu. Birisinin de duvarlarından biri yıkılmış, öteki duvar da çatlamıştı. Ahırlardan üçü neredeyse yıkılacak bir durum arz ediyordu. Birisinin ise kapısı, çatısı ve çerçeveleri yoktu. Köyün hemen her evini baştan başa dolaştık. Sığınacak, barınacak bir yer bulamadık. Çaresiz kalınca caminin ve okul binasının işgali için kaza kaymakamını köye çağırdım. Onunla ve köyün ihtiyar heyetiyle söz birliği ederek cami ve okul binasını işgal ettik.

Okulun çıplak odasına kapı, çerçeve takıldı, tavanı yapıldı. Oda böylece oturulacak bir hale getirildi. Burası öğretmen yatak odası olarak seçildi.

Öğretmenler bununla da kalmadılar: okul ve cami arasına ahşaptan portatif bir mutfak kurdular. Caminin son cemaat yerini de onararak burasını yemek salonu haline soktular.

Cami ile okulun ilk badanaları, ilk tahta kapı, çerçeve, cam temizlikleri de bu arkadaşlar tarafından yapılmıştır,

Arkadaşlar çalışmakta ve iş yapmakta devam ediyorlardı. Okulun alt yanında, su arkı üstündeki dört gözlü cami helasını hemen yenibaştan kurarcasına sıhhi ve temiz bir durumda kullanılır bir şekle çevirdiler. Mezarlık otlarının temizlenmesi, bazı mezarların tesviyesi, cami ve okul önündeki çamurun taş ve kumla kurutulması da bu ilk işler sırasında olup bitivermiştir.

Köyde kurstan on beş yıl kadar önce Bayram adında biri tarafından duvarları yapılmış, büyük fakat yarım kalmış bir okul binası vardı (Kursun bu köyde açılmasının sebebi de bu yarım binanın bulunuşudur). Üç kat üzerine tertiplenen bu binanın her katı beş buçuk metre yüksekliktedir. Yapının en üst katındaki iki salonla bir odasının döşemesi, çatısı, çerçeveleri ve tavanı yapılmış, kiremitlenmiştir. Fakat orta katla zemin katı sade duvardan ibaret bulunuyordu. Orta kata ve üst kata çıkmak için merdiveni yoktu. Arkadaşlarım derhal buraya yüksek ve dik bir iskele merdiveni kurdular, burasını da yıkadılar, temizlediler.

Kamlık köyünün toprağı kıt, halkı fakirdir. O yıllarda Kamlıktaki ekim ve geçim darlığını da buna katmalıdır. Ayrıca bugünlerde sık sık yağmurlar yağdı. Havza ile yakın köylerle muvasala ve münakalenin kesildiği oldu. Arkadaşlarım tamamiyle kendilerini işe verdiklerinden bu yüzden yemek işi aksamaya başladı. Nisanın yedisinden kurs kazanının kaynadığı 14 nisana kadar öğretmenler günde birer öğün yemekle iktifa ettiler.

Bu arada Samsundan, Havzadan satın alınan eşyalarla erzak gelmeye başladı. Bütün köylü tarlalarda meşgul bulunuyordu, işin kendilerine düştüğünü gören bu fedakâr arkadaşlarım çuvalları kendileri sırtlıyorlar, eşyaları yükleniyorlar, ambara, depoya taşıyorlardı. Bu ilk on günün bütün çalışmaları, didinmeleri baştan başa neşe, türkü ve şarkılarla karşılanmıştır.

Kendileriyle sırtı sıra hemen her gün ve her fırsatta toplantılar yapıldı. Kanunu, talimatı, müfredat programını ve ziraat dersleri müfredatını okuduk, alacağımız kararları saptıyarak çalışma programının ana hatlarını sınırladık. Günden güne mesaimiz düzenine girmekte ve daha yüksek bir huzurla çalışma imkânları hâsıl olmaktadır.

On gün içinde 15 büyük yemek masası, bir küçük masa, bir etajer, ambar için bir dolap yapıverdik, şimdi de zıvanalı geçmeli tahtadan yatak kerevetleri kurmaktayız.

İş yürüyor, neşemiz, hızımız var, büyüklerimizden yardım ve sevgi görüyoruz. Gayeye varacağız.

2- Su ve sağlık durumu:

Kamlık köyünün suyu dört kilometre kadar uzaktaki dereden kaldırılan bir arkla gelmektedir. Bu dere Kamlıktan önce daha iki üç köyden geçtiği için kirli, bulanık ve pistir. Kamlık yakınlarında bataklık meydana getirmektedir. Arkın beşte iki kısmı açıktır. Su bu arkta dahi hayvanlar tarafından kirletiliyor. İşte cami şadırvanından köy çeşmelerinden akan su bu derenin suyudur. Yağmurlu günlerde boza renginde hemen hemen çamur gibi akar. Anterit, Antrekolit, Diyare, Dizanteri, Tifo gibi hastalıklar bu sudan her zaman geçebilir.

Köyde başka akarsu yoktu. Köydeki bütün kuyuların sayısı üçtür. Bunlar da bulundukları evlerin içme ihtiyacını bile karşılıyamazlar.

Bu durum karşısında öğretmen ve eğitmenlerin çalışmasiyle bir kuyu kazıldı. Fakat on altı metreye kadar inildiği halde su bulunamadı. Çünkü arazi fazla kireçli ve kumludur. Su derinlere sızmaktadır.

Zaruret ve mecburiyetler; bizi eldeki suyu kaynatarak içmeye sürüklediyse de kaynıyan suyun ihtiyacı karşılıyamayışı köy çeşmelerinden, arktan, dereden su içilmesi gibi sebepler yüzünden şef, öğretmen ve eğitmenlerde yukarda sayılan hastalıklardan, tifodan başkası derhal belirdi. Günde elli altmış kere helaya gidenler, üç gün içinde yetmiş dört kilodan elli kiloya düşenler görüldü.

Kamlıkta ilâç cihetinden sıkıntı çekmedik. Samsundan getirdiklerimiz bize kurs müddetince yetti. Bir kısmını da Havza eczanesinden aldık.

Hastabakıcımız yoktu, Sıhhiye onbaşılığı etmiş bir eğitmeni bu işe seçtik, öğretmenlerden biri de hastaların işini üstüne aldı. Fakat doktor ihtiyacı, kursun bütün devamınca kendini hissttiren belli başlı bir ihtiyacımız olmuştur. Havza Hükümet doktorunu yedi ay içinde iki kere köye, beş defa da kursa ancak getirebildik. Bu doktor yaşlı, biraz da hastaca bir zattı. Devrini tamamlamış olduğundan başka adlî tabiplik, belediye doktorluğu, diğer bir kazanın hükümet tabipliğine vekâlet gibi vazifeler yüzünden derdimize derman olamamıştır. 1939 kursunda hiçbir eğitmeni kaçırmadan, hiç kayıp vermeden dertlerimize kendimiz deva bularak neticeye vardık. Bu bir şefkat ve teselli destanıdır ki tadına erenler onun yüksekliğini takdir eder. Yalnız şu kadarını söyliyeyim: hastayı kucağında yatırarak sabahlıyan, onları arkalarında taşıyan, lâzım olduğu zamanlar lâzımlıklarını döken ve temizliyen, kusmuklarını yıkıyan öğretmen ve eğitmenler çok olmuştur.

Kurs müddetince gerek öğretmenler ve şefler, gerekse eğitmenler köy çeşmelerinde ve köy yuğunağında hamam yapmışlardır.

3- Arazi durumu ve ziraat:

Kamlık köyü bir dere yatağı içinde dar bir toprak parçası üzerinde kurulmuştur. Bu bakımdan ekilecek tarlalar gayet az olduğu halde köy iki yüz haneyi bulmakta, bu hal ise tarla derdini bir kat daha artırmaktadır. O kadar ki evlerin duvarları dibine, yukarda bildirilen yarım büyük okul binasının temellerine kadar bütün tarlalar ekilmiş bulunur.

Tam bir ziraat karakterini taşıması lâzım gelen Karalık Kursu’nun başına eşya, bina, su ve sağlık üzüntülerinden başka bir de toprak problemi çıkmış bulunuyordu.

Kamlık toprağı bereketlidir, iyidir fakat azdır. Köylüye bile yetmediğinden halktan birçoğu yakın veya uzak köylerde yarıcılığa çıkarlar.

Bu sebep yüzünden bütün ziraat çalışmalarımız dört ay için 39 liraya kiralanan 3,5 dönümlük bir tarla içinde sıkıştı kaldı.

4- İklim durumu:

1939 baharı ve yazı çokluk mutedil ve lâtif geçmiştir. Fakat mart sonlarında sürekli ve bunaltıcı bir inatla yağmaya başlıyan yağmur sağanakları temmuz sonlarına kadar devam etti. Memleketin meteoroloji tarihine geçen Samsun ve köylerindeki büyük, şiddetli, tahribedici hattâ birçok mala ve cana kıyıcı seller, seylâplar 1939 yaz yağmurlarının meydana getirdiği felâketlerdir. Yatarken gökyüzüne bakarsınız, berrak mavi ve yıldızlıdır. Fakat derin ve tatlı uykunuzdan birdenbire sizi saniye sekmeksizin yağan şimşekli, dolulu, şiddetli yağmur sağanakları uyandırır. Aşçı ve gece nöbetçisi, eğitmen kapınızı telâşlı telâşlı çalar. Ambarı su basmıştır. Derhal ambara koşarsınız, orada don paça yirmi otuz eğitmen sırsıklam sizi beklemektedir. Ambarı açarsınız, hemen hepsi asil bir feragatin hazzı içinde çuvallara sarılırlar. 20-30 santim su içinde yağmur dinsin diye çuvallar sırtlarında beklerler.

Ambarı emniyete alınca camiye koşarsınız. Bütün eğitmenler çamaşırlarını, yatak ve yorganlarını sırtlamışlardır. Hepsi ayaktadır. öylece 20-30 santim su içinde sağnağın dinmesini bekleşirler. Yataklar da böylece ıslanmaktan kurtarılmış olur.

Siz bu işlerdeyken köyün sağından solundan bağrışmalar gelir. Mal ziyanı başlamıştır. Bir eğitmen grupu da seslerin geldiği yere yardıma ve imdada koşar.

Görülüyor ki tabiat çeşitli cilveleriyle muhtelif zararlı kuvvetleriyle Kamlık Kursunun enerjisini uzun müddet çok denemiş, çok zorlamış, fakat onu yenememiştir. Ne yağmur ne çamur, ne sel, ne de hastalık bizim çalışmalarımıza bir an sekte vermemiştir. Kurs bütün elemanlariyle gayesine vararak sona ermiştir.

5- Yol ve münakale durumu:

Kamlık Köyü Havza kasabasına 16 kilometre, Samsun, Havza şosasına da 11 kilometre uzaktadır. Yol araba izlerinden ibaret olup toprağı killi ve kireçlidir. Yağmurlu günlerde bu yolda araba değil kısa bir zaman için bile olsa, atlı dahi işliyemez. Tesviyesi yapılmamıştır. Beyköy – Kamlık – Çelil dereleri Kamlık Köyünün evleri yanından geçerler. Bu derelerin üstünde köprü bulunmadığından selli, sağnaklı günlerde geçit bulamazsınız. Derelerin bazan üç dört gün taşkın oldukları, geçit vermedikleri görülmüştür.

Etin, ekmeğin, sebze ve meyvanın Havza’dan bu yolda getirildiğini düşünürseniz 120 mevcutlu bir kursta üç dört gün her türlü imkânlardan mahrum, su ile sarılı ve çaresiz kalmanın bir idare adamı için ne demek olduğunu tahmin ederseniz. Buna bir de köyde fırın olmayışını, köyden fakirlik sebebiyle ekmek tedarik edilemeyişini de katarsanız vaziyetimiz gözlerinizde daha aydın bir şekilde canlanır.

6- Elemanların durumları:

1939 Kamlık Eğitmen Kursu gerek öğretmen ve şef, gerekse eğitmen bakımından eleman itibariyle bir bahtiyarlık mevzuu teşkil eder. Bu kursa seçilen elemanlarda:

  1. a) Gayeye samimî ve içten bir inanış,
  2. b) Vazifenin her türlü olaylarına sımsıkı sarılış,
  3. c) Bahçe çapalıyan öğrenciler
  4. d) Şartlar ve vaziyetler ne olursa olsun temiz, çetin, sürekli ve asil bir mücadele ruhu,
  5. e) Kuvvetli bir takip fikri,
  6. f) Hiç bir menfi itiyadı olmıyan ve sakat tezahürlere meydan vermiyen sağlam bir karakter,
  7. g) İş ve çalışma temposu,
  8. h) Metin ve feragatli bir itaat itiyadı,
  9. i) Şahsi düşüncelerin üstünde olarak millî, insani ve İçtimai kıymetlere saygı,
  10. j) Büyük bir işe seçilmiş ve başlamış olmanın asîl gururu,
  11. k) Büyüklere, emir ve kanunlara derin bir itimat,
  12. l) Yapıcılık, buluculuk, yaratıcılık ve başarıcılık ruhu,
  13. m) Sürekli bir neşenin yarattığı daimî hayatiyet, faaliyet ve cevvaliyet,
  14. n) Biribirlerine karşı tevazu ve vazifenin mübarek sınırları içinde kalan derin bir sevgi ve bağlılık,

Öğrenme, öğretme ve yardımlaşma hırsını tebarüz ettiren hasbilik,

  1. o) Kendinden küçüğüne zayıf ve düşkününe karşı şefkat, himaye ve teselli,
  2. p) Köyü ve köylüyü edebiyat yapmadan, gösterişsiz bir şuurla sevme iktidarı,
  3. r) Alışma kabiliyeti,
  4. s) Realiteleri, ihtiyaçları, imkânları ve muhiti sezme, tanıma, ayırma kudreti, yeni ihtiyaçlar yaratma varlığı,
  5. t) Bilgi, görgü, tecrübe ve kitaplardan yeni şartların icaplarına göre son ölçüde faydalanma hüneri,
  6. u) Prensiple hareket, fakat bir nassa körükörüne bağlanmamak gibi üstün mânevi kıymetler bütün kurs müddetince herkesi sevindiren ve olgunlaştıran birer hakikat şeklinde hâdiselerle tezahür ve tebarüz edegelmiştir.

Kursta benden başka Köy Eğitmenleri Yetiştirme Kursuna hazırlanarak gelmiş, bundan önce başka kurslarda bulunmuş hiçbir eleman yoktu. Daha fenası gerek şeflerden, gerek öğretmen ve işyarlardan hiçbirisi şimdiye kadar yatılı bir müessesede çalışmamışlardı. Ayniyat, tediye ve muhasebe işlerini bilmiyorlardı.

Aldığımız tedbirlerle, başardığımız işlerin sonunda bu arkadaşlar hem Kursun idaresinde hem de saydığım bu işlerde yetişmişlerdir.

7- Harb durumu:

Bütün bu müşküllerden sonra ikinci defa dünyayı ateşe salan dünya harbi de başladı. Eylülün birinci gecesi Almanya ile Polonya, üçüncü pazar günü de Almanya ile İngiltere – Fransa arasında başlıyan hâlâ Avrupayı, Asyayı, Afrikayı yakmakta olan bu büyük cihan savaşının:

Eşyayı pahalılaştırmak,

Bazı lüzumlu maddeleri piyasadan kaldırmak,

Hayat pahalılığına sebebolmak,

Büyük insanlık adına ruhlarda acı, üzüntü, dert ve elem yaratmak,

Medeni tekâmüllere sarf edilecek enerjileri başka sahalara harcamak,

Terakki ve tekâmüle engel olmak gibi, maddi, iktisadi ve ruhi zararları doğurmak gibi tesirleri ortalığa yayılmaya başladı.

Harb, 1939 kursuna yalnız bu tesirleri yapmakla kalmadı. Eğitmenlerimizden bazılarının yurt müdafaası uğrunda kurstan ayrılmalarına da sebeboldu. Hulâsa kurs rahata, huzura ereceği eylül va birinci teşrin aylarını harbin ilk tesirleri ve heyecanları altında geçirdi.” (Devam edecek)

 

Not: Alıntılanan bölümler o dönem yazıldığı gibi alınmış, yazım düzeltmesi yapılmamıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz