2010 Mart

Analiz; Abhazya'nın Özgürlük Ateşi

Ardzınba ve Sırtımızdaki Hançer “Tanrı tüm halkları özgür, mutlu ve müreffeh kılsın, Abhazları da unutmasın.” Böyle dua edebilen bir halkın lideriydi Vladislav Ardzınba.

 

Abhazya Tarih ve Bilim Enstitüsü Başkanı, Hatti-Hitit tarihi üzerine araştırmalar yapmış bir akademisyendi. Muhtemelen kendisinin de hiç öngörmediği biçimde koşullar onu halkının kaderini belirleyecek bir yola soktu. 1990 yılında Parlamento Başkanlığı’na seçildiğinde 45 yaşındaydı. Kuzey Kafkasya ve Rusya’da koşullar hızla değişmeye, uzun ve sancılı bir sürecin ilk işaretleri gelmeye başlamıştı. Nitekim 1991 yılında Sovyetler Birliği dağıldı, hemen ardından Gürcistan bağımsızlığını ilan etti. Ancak, içinden çıktığı ‘birlik’ kültürü ve taşıdığı siyasi mirastan beklenenin tersine, yeni statüsünü şoven ve emperyal amaçları için uygun bir fırsat olarak gören Gürcistan’ın politikası özellikle Abhazya, Osetya ve Acaristan için karanlık günlerin başlangıcıydı.

Gürcistan’ın ilk uygulaması, Abhazya, Acaristan ve Güney Osetya ile yapılmış tüm anlaşmaları feshetmek, 1978 anayasasından 1921 anayasasına dönmek oldu. Ancak bunları yaparken, Abhazya’nın tüm ısrarlarına rağmen hiçbir görüşme talebini kabul etmiyor, aslında niyetini belli ediyordu. Bir kaç ay sonra da Güney Osetya’nın özerkliğini kaldırma girişimi ilk çatışmayı başlatarak, Osetya’nın bağımsızlığını ilan etmesiyle sonuçlandı. 

Bu arada Abhazya’da ise, Gürcü, Megrel, Ermeni ve Rus parlamenterlerden oluşan parlamento ciddi biçimde karışmış, gerilim doruğa tırmanmıştı. Gürcü ve Megrel parlamenterlerle Abhazya’nın geleceğini oluşturmak mümkün görünmüyordu.

Abhazya’nın önünde fazla seçenek yoktu. Ya, Gürcistan Devleti’nin imha politikasına boyun eğecekler ya da Abhazya’yı bağımsızlığa taşıyacak bir savaşa hazırlanacaklardı. Vladislav Ardzınba kararını vermişti. Abhaz, Ermeni, Rus ve Rum vekillerin desteği ile tüm yetkileri kendinde toplayarak, Abhazya’nın kaderini de eline almakla işe başladı. 

Ancak savaşı göze alan Ardzınba, bir yandan da Gürcistan yönetimiyle görüşme ısrarını sürdürüyordu. Gürcistan’daki güç çatışmaları sonunda iktidarı ele geçiren Eduard Shevardnadze olmuştu. “Beyaz Tilki” lakaplı Gürcistan’ın yeni devlet başkanı, Batı’da ‘Glasnost’un mimarlarından olması nedeniyle iyi tanınan bir isimdi. Nitekim bu ilişkileriyle, BM ve AGİT’i arkasına alarak, Abhazya, Acaristan ve Güney Osetya’nın Gürcistan toprağı olarak tanımlanmasını sağladı.

Abhazya bu karara 1992 yılının 23 Temmuz’unda egemenliğini ilan ederek yanıt verdi. Artık diplomatik savaş, yerini kan ve ölüme bırakacaktı. 

Bir avuç nüfusu ile parasız ve silahsız Abhazya’yı kolay yem gören Gürcistan Amerika’nın desteği ile ölümcül bir saldırıya hazırlanırken, Ardzınba da destek arayışındaydı. Bu amaçla bir heyetle Türkiye’ye geldiğinde randevu beklediği Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Süleyman Demirel ile Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin Tiflis’e gitmeyi tercih etmişlerdi. Şevardnadze ile bir dizi anlaşma imzalayan Türkiye Hükümeti kimden yana olduğunu da ortaya koymuş, Gürcistan’a açıkça ‘arkandayım’ derken, Abhazya’yı da sırtından bıçaklamıştı.

Nitekim Gürcistan çok kısa bir süre sonra Abhazya’ya saldırı başlattı. Yapayalnız kalan Abhazya’nın Rusya’dan beklediği desteğin gelmesi ise oldukça uzun sürmüştü. Öyle ki; Gürcü birlikleri Gagra’yı geçmiş, Sohum’a kadar gelmiş ve Sohum’un teslim edilmesini istiyorlardı. Anlaşılan Rusya, dengenin kimden yana döneceğini görmek istemiş, beklemeyi seçmişti.

Görüşmeler sonuç vermemiş, Gürcistan çekilmeyi kabul etmemişti. 

Karadan ve denizden desteklenen Gürcistan karşısında Abhazya’nın sadece bağımsızlık ateşi ve cesur lideri Ardzınba vardı. Ardzınba küçük gerilla grupları ve hafif silahlarıyla ölümüne bir direniş başlattı. Tüm Kafkas halklarının canları pahasına katıldığı savaş tam 410 gün sürdü. Bu özgürlük savaşı, 1993 yılının eylül ayında Abhazya’nın zaferiyle sonuçlandı. 

Ülkesini bağımsızlığa taşımakla yetinmemiş, savaşın yarattığı yıkımdan yeni bir ülke çıkartmış olan Vladislav Ardzinba, deneyim ve birikimini aktaracağı en verimli çağında, 64 yaşında yaşamını yitirdi.

Maalesef Abhaz halkının büyük çoğunluğu, efsane lideri Ardzınba’ya son görevini yapamayacak ve cenaze törenine katılamayacak.

Çünkü, Türkiye hiçbir geçerli hukuki gerekçesi olmamasına rağmen, bir insan hakkını ihlal ederek Abhazya’ya ulaşım ambargosu uyguluyor.

Gazze’deki çocuklar için “one minute” diyen Başbakan, İsrail’in Gazze saldırısına bizzat Dışişleri Bakanlığı’yla destek veren Gürcistan’a tepki göstermiyor ama Abhazya yetkilileriyle görüşmeyi bile kabul etmiyor. 

Yani o bıçak hala sırtımızda!

Elbette, yalnız Abhazlar değil tüm Kafkas halkları Vladislav Ardzinba’yı sonsuza kadar yüreğinde taşıyacak. Ve O’nu her anımsadığımızda sırtımıza saplanan bıçağı da birlikte anımsayacağız. 

İnci Hekimoğlu