2009 Aralık

Bu Ülke İçin Canımızı Verirken Türkçe Bilmiyorduk

Bizim köyden giden 35 gençten sadece 3 kişi dönmüş 93 harbinden. Zaten o günlerde bütün köy 40-50 hane idi Bu Ülke İçin Canımızı Verirken Türkçe Bilmiyorduk, Şimdi Anadilimizi Bilmiyoruz Oğuz Berk

Bizim köyden giden 35 gençten sadece 3 kişi dönmüş 93 harbinden. Zaten o günlerde bütün köy 40-50 hane idi
Bu Ülke İçin Canımızı Verirken Türkçe Bilmiyorduk, Şimdi Anadilimizi Bilmiyoruz
Oğuz Berk
.. Kaffed Genel Kurulundaki bir afiş ve yaptığı çağrışımları sıcağı sıcağına sizinle paylaşmak istedim.
Sitemiz ziyaretçileri zaman zaman bu satırlardan Kaffed’e ciddi eleştiriler getirdiğimize şahit olmuştur. Hiçbir zaman ön yargılı olarak bu eleştirileri getirmedik. Evet üslubumuz bazen yakışıksız olsa da, inandıklarımızı söyledik. Bu satırlardan AKP’ye, CHP’ye de eleştiriler getirdik ama yine önyargılı değildik, inandığımız insanı değerler adına idi tüm yazdıklarımız.
Bireysel bir fikir midir yoksa ortak bir çalışma mıdır bilmiyorum ama son Kaffed Genel Kurulunda salona asılan bir pankart müthiş bir mesajdı.
“Bu ülke için canımızı verirken Türkçe bilmiyorduk, şimdi anadilimizi bilmiyoruz.”
Bir slogan 1.5 asırlık geçmişi ancak bu kadar güzel anlatabilir. Bu slogan için Kaffed Başkanı Cihan Candemir ve Genel Sekreter Cumhur Bal’ı arayıp, ayrı ayrı tebrik ettim. Gerçekten bu işe kafa yorup bu mesajı ortaya çıkartanı / çıkartanları tebrik ediyorum.
İşte demokrasi ve insan hakları için verilebilecek en güzel mesaj. Bu genel kurulda verilen her mesajın altına imzamı atarım.
1864 öncesi ve sonrasında Osmanlı topraklarına doğru trajik bir sürgün ve soykırım yaşayan Adiğesi Abhazı Oset’i Karaçay’ı Çeçen’i tüm Kafkas Halklarının bu topraklarda yaşadıkları ancak bu kadar güzel ifade edilirdi.
1864 Sürgünü ile gelenlere Sultan Abdülaziz 20 yıl askerlikten muafiyet getirmişti. Aralıklarla 300 yıl süren Çerkes- Rus savaşlarında yüz binlerce şehit vermiş Kafkas Halkları, kendilerini toparlasınlar, yer yurt edinsinler diye Sultan Abdülaziz tarafından askerlikten muaf tutulmuşlardı, ancak büyük sürgünün üstünden sadece 13 yıl geçmişti ki, 1877 Osmanlı-Rus Savaşı çıkmıştı. Neredeyse tüm Çerkesler, gönüllü alaylar kurarak Çerkes komutanlar önderliğinde Rus cephesine gitti.
Tarih kitapları o dehşeti nasıl anlatır bilmem ama, yaşlılarımızın hafızalarında o unutulmaz izleri bırakmış 93 Harbi, bizim için en dramatik savaşlardan biriydi. Son vatanlarında yeni yeni yer yurt edinmeye çalışan Çerkesler’in, sürgünde daha 5-10 yaşlarında yanlarında gelen çocuklar tam askerlik çağındalar. 5-10 yaşlarında iken yaşadıkları o vahşet, belki de her gece kabuslar olarak rüyalarına girerken, her aileden iki kişiden birisinin Rus süngülerine kurban vermişliğinin izleri hala yeniyken, ortaya çıkan 93 harbi. Öylesine dehşetli bir soykırım ki, Rus Tarihçi SULUJİYEN: “Dağlılar teslim olmuyor diye biz davamızdan vazgeçemezdik. Silahlarını alabilmek için yarısının kırılması gerekti. Kanlı savaşta bir çok kabile tümüyle yok oldu. Ayrıca, çoğu anneler bize vermemek için kendi çocuklarını öldürüyorlardı...”  diye anlatıyordu. İşte bu vahşetin içinden sağ çıkabilmiş çocukların hepsi şimdi, deli fişek askerlerdi. Gönüllü olarak 93 Harbine koştular. Hem kendilerine son vatanlarında kucak açan Halifeye vefa borçlarını ödemek için, hem de Ruslardan intikam alıp, savaşı kazanırlarsa yurtlarına dönmek için. 
Ama öyle olmadı. Rusya’da, Kafkasya işgali sonrası esir aldığı Çerkes çocuklarını askere almış, Kafkasya’dan, köklerinden koparmış, hepsini asker olarak yetiştirmiş ve savaşın ön saflarına bunları sürmüştü. Kaderin garip cilvesine bakın ki, Osmanlı Ordusunun da, Rus Ordusunun da, ön saflarında Çerkes delikanlıları. Cephenin her iki yanında da siperlerde Çerkeslerin olduğu, geceleri siperlerden yükselen mızıka seslerinden sonra anlaşılıyor ancak.
Bizim köyden giden 35 gençten sadece 3 kişi dönmüş 93 harbinden. Zaten o günlerde bütün köy 40-50 hane idi. Neredeyse her evden bir şehit çıkmış. Ve bu gençlerin hiçbiri daha Türkçe bile bilmiyordu. Peki 1. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı… Burnunun dibinde çıkan Yozgat isyanını 3 ay boyunca bastıramayan Ankara Hükümeti’nin elinde bir tek kuvvet kalmamışken, TBMM’yi, 3 günde isyancıların gazabından kurtaran Çerkes Ethem Bey’in savaşçılarının kaç tanesi Türkçe biliyordu?
Evet…..
“Bu ülke için canımızı verirken Türkçe bilmiyorduk, şimdi anadilimizi bilmiyoruz.”
Şimdi bu slogan daha bir anlam kazanıyor değil mi?
Bu topraklarda, bu ülkede yaşayan herkes kadar alın terimiz ve kanımız var. Eğer bir toprak parçasının vatan olması için bir bedel ödenmesi gerekiyorsa, bu fazlasıyla ödenmiştir. Bu ülkede yaşayan herkesin demokrasiye, en temel insan haklarına ihtiyacı vardır.
Allah yeryüzünde yaşayan hiçbir halka sürgün ve soykırım yaşatmasın. Bunlara reva görülmüş bir millet olarak, bizim için istemediğimizi yeryüzündeki hiçbir millet içinde istemiyoruz. (11.12.09) (kafkasdiasporasi.com)