Image
2020 Nisan

Çerkesk'te Azamat ile dans, Ayub ile sambo

Karaçay Çerkesk’in başkenti Çerkesk’te, bünyesinde nikâh ve spor salonlarının, konser ve gösteri merkezinin de olduğu büyük binadayız.

Karaçay Çerkesk’in başkenti Çerkesk’te, bünyesinde nikâh ve spor salonlarının, konser ve gösteri merkezinin de olduğu büyük binadayız. Bir kısmı yenilenen merkezde restorasyon çalışmaları devam ediyor. Önce nikâh salonunu geziyoruz, gerçekten muhteşem olmuş.

Çerkesk’te geçirdiğimiz iki gün boyunca bizi hiç yalnız bırakmayan bu dönem milletvekili Igor Gonov ve işinsanı Aslan Bakov ile birlikteyiz. Merkezdeki spor salonunda gençlere sambo eğitimi veren antrenörle ve halk dansları grubunun çalıştırıcısıyla bizi tanıştırmayı teklif ediyorlar. Memnuniyetle, diyoruz...

Gül Yılmaz – Erdoğan Yılmaz

Efsane dansçı ve hoca Valeri Taniya’nın oğlu Azamat ile tanışıyoruz

Ebeveynleri eşliğinde çocuklar yavaş yavaş geliyorlar salona. Meğer bu akşamüstü halk dansları provası varmış. Grubun çalıştırıcısı içeriye “Merhaba” diyerek girince hepimiz şaşırıyoruz. İstanbul Abhaz Kültür Derneği’nde Ridade ekibinin sanat yönetmenliğini de bir ara üstlenen ve hepimiz için efsaneleşen Valeri Taniya’nın 38 yaşındaki oğlu Azamat Taniya imiş çocukları çalıştıran.

Sohbetimiz Türkçe devam ediyor. Sonrasında prova yapacakları salona geçip çalışmalarını izliyoruz. 6-7 yaşlardaki miniklerden başlayarak 14-15 yaşındaki genç dansçılara uzanan grubun, konukları olduğundan haberdar duruşları, kiminin utangaç kiminin kendinden emin halleri, mimikleri öyle güzel ki... Umudumuz sizde!

- Gerçi hem babanız hem de siz Türkiye’de tanınıyorsunuz ama kendinizden biraz bahseder misiniz…

Abhazyalıyım, Abazayım. 1990’lı yıllarda babamı çağırdılar devlet kurumu oluşturmak için, o zamandan beri buradayız. Normalde dansçıydım, sonra babamla beraber çocukları çalıştırmaya başladım. Hâlâ buradayım ve bu işe devam ediyorum.

- Dans etmeye kaç yaşında başladınız?

10 yaşında. Çocukluktan beri zaten hep görüyordum, babam sürekli dans ederdi. Annem de oynadı. Abhazya’daki devlet dans topluluğu Şeratın’ı bilirsiniz, babam orada profesyonel olarak çalıştı. Annem de 15 yıl aynı grupta dans etti. Rusya’da dansçılar 20 yılda emekli oluyorlar, onlar da dansçı olarak emekli oldular.

- Bir süre Türkiye’deymişsiniz…

Dernekte dans ediyordum. 2001’de 'Sultans of the Dance'ın duyurusunu gördük. CV gönderdik. Çağrılacağımı pek zannetmedim ama telefon açtılar, “Buyurun, şu saatte bekliyoruz, çalışma kıyafetinizi yanınıza alıp gelin” dediler. Sınava girdik, yaklaşık 4 bin kişi sınava girdik. Başvuran çok vardı. O zaman Mydonose Showland vardı, büyük çadırda çalışıyorduk, orada gösteriler yaptık. Atatürk Havalimanı’na yakındı. İki sene orada dans ettim. Sonra ‘Night of Sultans’ diye yeni bir grup çıktı, orada da iki sene oynadım. Sonra Didim’e geçtik, orada iki sene… Böylece toplam 6 sene kadar Türkiye’de dans ettim.

- Epey turneniz olmuştur

Evet, güzel zamanlardı. Grup durmuyordu hiç. Zaten Türkiye’de görmediğimiz yer kalmadı herhalde. Van Gölü’ne bile geçtik, orada gösteri yaptık. Doğu Anadolu, Karadeniz, bütün Türkiye’yi gezdik. Sürekli gösteri yapıyorduk. Fuldü bir de, salonlar doluyordu.

- Sonra niçin ayrıldınız Türkiye’den?

- Zaten daha çok dansta kendimi geliştirmek için gitmiştim.

- Çocukluğunuzda oynanan Kafkas danslarıyla şimdikiler arasında farklar var mı?

Stil olarak değişiyor sürekli. Biraz daha modernize oldu. Kıyafetler de öyle…

- İyi mi kötü mü?

Bence daha iyi.

- Eski otantik halini koruyor mu danslar?

İlk önce otantik halini öğretiyoruz. Sonra bazı figürleri temizlemek için klasik şeyleri katıyoruz, bunu yapmaya mecburuz çünkü bütün grubun aynı şeyi yapması için bu sistem yardımcı oluyor bize. Tabii otantikteki karakteri kaybetmemek lazım. İlk önce o geliyor zaten, karakter oturdu mu diğer ayrıntılar daha sonraki işler…

- Müziklerle ilgili ne demek istersiniz, son yıllarda şikepşine daha çok katıldı müziğe, enstrümanlar çeşitlendi. Orkestra eşlik ediyor gruplara…

Grubumdan başlayacak olursam; orkestra, canlı müzik yok bizde, müzik kayıttan. Kaydediyoruz, sonra çalıştırıyoruz. Grubun temposu yüksek olduğu için ona uyacak garmonist olsun, dolici olsun enstrümanları çalanların profesyonel olması lazım, profesyonellerin de bizim gruba her gün provaya gelmesi için imkân, para lazım.

“Gösteride 95 kişi senkronize halde sahnede dans etti”

- Haftada kaç gün prova yapıyorsunuz?

Aslında iki grubum var, diğeri buraya bağlı bir köy olan Adigehabl’da. Onlar birinci cast. Her gün çalıştırıyorum, seviye olarak daha iyi durumdalar. Bunlar ikinci cast ve pazartesi, çarşamba, cuma günleri çalıştırıyorum. İki grubun adı da Ridade. İlkokuldan 8. sınıfa kadar olan çocukları kapsıyor, daha büyükleri almıyoruz. Adigehabl’da 95 kişiyi çıkardım sahneye. Bu grup yeniydi, bunları da çalıştırdım. Gösteride, birlikte 95 kişi senkronize halde sahnede dans etti.

- Müthiş! Hangi oyunları çalıştırıyorsunuz?

Bu bölgede yaşayan halkın oyunlarını, Çerkes oyunlarını… Kafe ile başlıyoruz zaten. Karaçay oyunu da var, kız oyunu var, kepkep oyunu var.

- Prova öncesi çok sıkışık zamanda yaptığımız bu sürpriz sohbet için çok teşekkür ediyoruz.

Ben de çok memnun oldum. Oradaki bütün kardeşlerimize, herkese selam, sağlık diliyorum. Daha çok görüşelim…

 

 ‘Öğrencilerimin eğitmen olmaları... Benim için en büyük ödül bu’

“Sambo”, Sovyetler Birliği’nde geliştirilmiş modern bir savaş sanatı, mücadele sporu ve kendini koruma sistemi olarak tanımlanıyor. Günümüzde grekoromen güreş, serbest stil güreş ve judo ile birlikte uluslararası düzeyde uygulanan amatör müsabaka güreşlerinden biri. Önce Maykop ve Kabardey-Balkar’da, sonrasında Çerkesk’te de yaygınlaşan bu dalda onlarca başarılı öğrenci yetiştiren antrenör Pışımahue Ayub, salonda süren antrenman esnasında hem çocukları bir süre izlememize izin veriyor hem de odasındaki duvarları süsleyen sporcu fotoğrafları, onlarca madalya, şilt arasında bize başarı öyküsünü anlatıyor.

-Bu spor dalına nasıl yöneldiniz?

-Başkente 4 kilometre uzaklıktaki Humaran Köyü’nde doğdum. 8. sınıfı bitirince teknik okulda okumak için buraya geldim. Ağabeyim güreşiyordu, beni bu işe yönlendiren de o oldu. Birlikte güreşmeye başldık, master class’ta 10 yıl boyunca güreştim. Maykop’a, Kabardey’e, Rusya’da birçok yere gittim. Sambo ve judo üzerine uzmanlık yaptım. 30 yaşına gelince güreşi bıraktım. Üç oğlum var, üçü de güreşçi. Rusya’da, Avrupa’da dereceye girdiler. Sambo ve judo alanında 150 civarında öğrenci yetiştirdim. 10’un üzerinde öğrencim önemli dereceler kazandı.

-Ekonomik anlamda destekleyenler var mı?

-Evet, bütün spor malzemelerini desteklerle aldık. Yazları Arhız’a götürüyoruz öğrencileri, dağlara çıkıyoruz. Bol oksijen, temiz havada öğrencilerimiz eğitimini sürdürüyor. Temiz su içiyoruz. Bu şekilde çalışmak çok daha verimli oluyor. Köylerde müsabakalar yapılıyor.

-Kaç yıldır bu işi yapıyorsunuz?

-40 yıldır. Şu anda 65 yaşındayım. Yaşadığım sürece de bu işi sürdürmeyi istiyorum. Öğrencilerim artık başka bölgelerde sporcu yetiştiriyorlar. Türkiye’de de yetiştirdiğim sporculardan biri iki yıl çalıştı, gençleri eğitti. Dünya şampiyonalarında da Avrupa şampiyonalarında da sporcularımız yer aldılar, dereceler elde ettiler. Öğrencilerimin eğitmen olmaları; benim için en büyük ödül bu. Dil biliyorlar. Antrenör olarak hizmet verebilecek çok sayıda sporcum var, bu düzen kuruldu.

-Türkiye’deki Çerkes sporculardan tanıdıklarınız var mı?

-Tabii, mesela Hamit Kaplan’ı biliyorum. Çok küçük yaştan itibaren onları seyrederek büyüdük.

-Sporun fiziksel katkıları dışında önemi ne toplum için?

-Bu spor bizleri, Adigey, Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes’teki çocukları bir araya getiriyor. Birlikte oluyorlar, tanışıyorlar, destekler kuruluyor. Bu önemli bir katkı sağlıyor.

-Hem sesimizi duyurmamızı sağlayan bu değerli çalışmalarınız, katkılarınız hem de Jıneps’e zaman ayırdığınız için çok teşekkürler...