2007 Mart

Hapi Cevdet’in Garip Yaklaşımına Garip Bir Eleştiri

“Büyük bir uygarlık kendi içinden yok edilmedikçe fethedilemez” (W.Durant) Rusya Devleti soykırıma uğrattığı Kafkas Halklarını bir daha ayağa kalkamayacak duruma getirmek için hep ciddi politikalar içinde olmuştur. Bu uğurda soykırıma uğratılan halkların aydın ve yöneticilerini de bir şekilde amacına alet etmeyi başarmışlardır. “Parçala, böl ve yönet” ana fikri ile hareket ederken, ezilen halkların yanında olması doğası gereği olan Sosyalizm’i ve kendine “Sosyalist” diyen aydınları bile kullanmış ve kullanmaktadır.

 
Rusya Federasyonu (RF) yöneticilerinin, diasporadaki Çerkes gücünü bir şekilde etkisiz kılmak için fazla yorulmasına, bu aydınlarımız sayesinde gerek de kalmamaktadır.
Kavram kargaşası yaratmak, mikro-etnik milliyetçilik, kabilecilik ve kalmamış olan (feodal) sınıf ayırımının yapay olarak sürekli gündeme sokulması, yanı sıra yanlı araştırmalar Rusya’nın güçlü silahları olarak kendi aydınlarımızca kendi halklarımıza karşı sürekli kullanılmaktadır.
Jineps’de kendine yer bulan Sayın Hapi Cevdet’in Eylül 2006, Ek-1’deki ve 15.sayıdaki son yazılarını okuduğumuzda özellikle Rusya Federasyonu’nun bu dezenformasyon konusunda ne denli başarılı olduğunu bir kez daha görüyoruz.
Halkının ve ezilenin yanında gibi davranarak, ezenin kalemşorluğuna soyun.
1970’lerden tanıdığımız yazarımız, hem “aydın” hem “sosyalist” hem “Çerkes” hem de mütevazı haliyle verimli bir insandır. Ne var ki, 1970’lerden beri Rusça ve başka dillere ait kaynaklardan yaptığı alıntılar ile aydınlanmaya çalışan bizim yaşıtlarımızı sürekli olarak şoka uğratmaktadır. Dinci değildir, sağcı değildir, liberal değildir, hatta dönüşçü bile değildir; kendisini demokrat ve gerçek bir sosyalist, eşitlikten yana bir Çerkes aydını olarak lanse eder. Sürekli olarak tezler üretir ve ürettiği bu tezlerle sık sık gündeme gelir ve yıllar sonra tezlerinin çoğunun “düzeninin bilim adamları” tarafından ısmarlama üretildiği ortaya çıksa da o gene bildiğini okur.
Cevdet Hapi, Jineps Gazetesi’nde çıkan son yazısında yine aynı yemeği ısıtıp yanına yeni bir icat bulmuş gibi eklediği “deportation” ve “delocation” gibi kavramları da ekleyerek sofraya getirip yıllardır kendisine ve ütopik tezlerine yapılan eleştirileri hiç dikkate almadığını göstermiştir.
Sürekli kaynak olarak kullandığını iddia ettiği Rusça ve Adigece’ye ne kadar hakim olduğunu doğrusu hep merak etmişizdir. Örneğin, 8. yüzyıldan başlamak üzere bir çok tarihi evrakta ve haritada (ki bunlara Gürcü bilim adamları ve tarihçilerinin çalışmaları da dahildir) “Abhazya Krallığı”, “Abhazskaya Tsartsva”, “Abkhazian Kingdom” vb. adı altında bazen yalnızca günümüz Abhazyası, bazen tüm Batı Gürcistan, bazen de Kuban nehrinden Çoruh nehrine kadar Tüm Batı ve Güney Kafkasya’yı içine alan bir tarihsel gerçekliği “prenslik” diye küçümsemesi anlaşılır değildir.
Kafkasya ve Kafkasyalılar hakkındaki yayınlarda oldukça fazla “bilgi kirliliği” olduğunu savunan Sayın Hapi, bizzat kendisi bilerek ya da bilmeyerek söz ettiğinden çok daha fazla bilgi kirliliği yarattığını bir türlü anlamaya yanaşmamakta ve “Çerkes inadı” terimini haklı çıkartmaktadır.
Hapi “sosyalistim” der, tüm dünya halklarının eşitliğinden söz eder, ancak konu Şapsığ, Abhaz ve Kabardeyler olduğunda bilimsel sosyalist C. Hapi gider yerine “Nasyonal Sosyalist” Şapsığ milliyetçisi C. Hapi gelir.
Sayın Hapi bir an önce Abhaz ve Kabardey fobisinin kaynağını bulup kurutmak ve gerçeklerle yüzleşmek zorundadır.
Bir aydının, hele hele “sosyalistim” diyen bir aydının Afrika kabilelerine de Uzak Asya kabilelerine de Kafkas kabilelerine de “kendisinden olmasa da” öncelikle antipati duymaması gerekmez mi? Hayır, konu Kafkasya ve Kabardeyler ile Abhazlar olunca gerekmez. Sosyalist milliyetçi, hatta mikro milliyetçi Sayın Hapi ne yazıktır ki, bir “Şapsığ şovenisti” oluverir.
En kalabalık ve güçlü Adige halkı olan ve daha hiçbir Kafkas halkı Ruslardan haberdar bile değilken 1500’lerde Rusya ile savaşa tutuşan ve 1700’lerde nüfusları 400 binlerden 30 binlere düşen Kabardeyler’e ve sosyalist takıntıyla ya da Şapsığ halkında olmaması nedeniyle olsa gerek, artık yok olmuş olan her feodale düşmanca yaklaşımı ve Rus Devleti tarzı saptırmaları gerçekten çok ilginçtir.
Yıllar öncesinden biliriz, Sayın Hapi’nin eline hep bir takım evraklar geçer ve bunları hemen tercüme ederek-ettirerek, kamuoyuna açar. Bu evraklar ne hikmetse Rusya emperyalist ideolojisine direkt ya da dolaylı hizmet eden “ötekileştiren” ve Şapsığ merkezli “ırkçı” tezlerdir. Okuduğu Rus kaynaklarını irdelemeden doğru kabul eder, bunları yan yana döker ve şikayet ettiği “bilgi kirliliği” ve “dayanışma yokluğu”na öncelikle kendisi yol açar. 
Adigeler’i bile sınıflayan, ayıran, tarihi gerçekleri Rusya gözüyle analiz eden Sayın Hapi artık güvenirliğini yitirmiştir. Acı ama gerçek, tezlerini “Kafkas halkları ve tüm dünya halklarının birlikte ve barış içinde yaşamasını şiar edinen Jineps Gazetesi”yle uzun bir ara verdiği yanlışlarını tekrar okumaya başladığımızda, 30 yıl önceki “Şapsığ milliyetçisi”, “bölücü” ve “çifte standartçı” Cevdet Hapi’yi aynen karşımızda bulduk.
Tekrar, sadece Şapsığlar’ın, güçlü, onurlu ve “Adığe-Çerkes” olduğunu, Rusya’nın sadece bunlara soykırım ve sürgün uyguladığını ve bundan dolayı sorumlu olduğunu; Abhaz, Kabardey, Oset vd. halkların ise feodal alçaklar tarafından yönetilenler olduğunu, Rus Devleti’nin bunlara asla sürgün ve soykırım uygulamadığını, dolayısıyla sorumluluğun, Osmanlı işbirlikçileri olarak bu halkların feodalleri ve destekçilerinde olduğunu; Ubıhların “Vıbıh” olduğunu, Şapsığ dili konuştuklarını, Abhazlar’ın bir kısım Şapsığ topraklarında (Gagra) oturduklarını yine ondan öğrendik.
Bizim bildiğimiz, Çerkesya veya Müslüman halkların söylediği şekliyle Çerkezistan, bir etnik-coğrafi terimdir. Bir devlet ya da siyasi erk belirlemez. Bu coğrafyada başta Adige grupları olmak üzere Ubıh, Abhaz (Ciget, Ahçıpsı vb.) hatta dönem dönem Karaçay-Balkar, Oset halkları da yer almıştır. Ama Hapi’ye göre sadece bugünkü Adıgey Adıgeleri Çerkes Adığedir.
Sayın Hapi’nin görüşlerine katılmıyoruz; 1970’lerde de katılmadığımızı kendisine defalarca iletmiştik. Çünkü fikirleri tutarsız, yanlış ve bölücü. Bunca yıldır, insanlarımızı bari kendi arasında ötekileştirmeyelim mücadelesi veren insanlara, hem de Jineps gibi bir gazetede haksızlık yapılması ise, bambaşka bir acı.
Sayın Hapi’nin, kendi öz kardeşlerini ötekileştirmekteki başarısı, saptırmaya yönelik tutumu tartışılmaz.
Gelin tıpkı alıntılarla yazılan şu bilimsel yapıtı bir gözden geçirelim. Bakalım Sayın Cevdet Yıldız (Hapi) ne demek istiyor. İtalik yazılar Sayın Hapi’ye, bold yazılar bu satırların yazarına aittir:
 “…Bilgi edinme olanaklarının artmış olmasına karşın, zaman zaman eskiden yazılmış ve yıllardır tekrarlanıp duran bazı yanlış görüşlerimizin hala devam ettiğini ve bunların ciddi bir yayın organı olan “Jineps” sayfalarına da yansıyabilmiş olduğunu görebiliyoruz (Ekim 2006, s.5)
…Böyle olmakla birlikte, soruşturma yapılmaksızın ‘rahat’ yazılar yazılabilmekte, bir bölgenin tarihi diğeri ile karıştırılabilmekte, birinden ötekine, gerçek dışı ekleme ya da çıkartmalar yapılabilmektedir. Sonuç olarak, yazılan yazıların bilimsel değeri düşmektedir.
…Ayrıca 1864 öncesinde Çerkesya sınırları içinde olan, ama şimdi Abhazya’da, Psov ve Bzıb ırmakları arasında bulunan Gagra yöresine ve daha da ötelerine, 1864 öncesinin siyasi durumu ve Bağımsız Çerkesya gerçeği bir yana bırakılarak ve yeni değiştirmeler yapılarak, yani tarihsel ve siyasal anlamda Çerkesya’nın güney kesiminde bulunan bazı yerlere “Kuzey Abhazya” denildiğini de görebiliyoruz.
…Ayrıca, Kabartay bölge tarihi, özellikle 1557’den beri, kendisi Rusya içerisinde olduğu halde, tamamen kendisinden ayrı bir siyasal birim olan “Bağımsız Çerkesya”yı da kapsayacak bir boyuta yayılmak istenmektedir. Bütün bunlar içinden çıkılması güç bir Arap saçını oluşturmaktadır.”
Jineps’i bu yanlışından dolayı eleştirmemek mümkün mü? Bu bilim dışılığın en büyük örnekleri için ayrıca Bkz. Eylül 2006, ek:1, yazan: Cevdet Yıldız (Hapi).
“En küçük birimleri dikkate alan ve buna göre düzenlemeler yapan bir demokrasi, en gelişmiş demokrasi demektir.”
Bizi mikronlara kadar bölen emperyal politikaları için RF yönetimleri ile Çarlık ve sözde sosyalist SSCB yönetimlerine şükran duymamak elde mi?
“ 2.Vıbıh bölgesi, son Adıge –Rus Savaşı sırasında, söylenenlerin tam aksine, Şapsığ ya da Abadzeh bölgesi gibi, doğrudan bir savaş cephesi ya da alanı da değildi, yani Şapsığ topraklarının siperinde ve Mart 1864’e değin Rusların henüz ulaşamadığı bir yerde idi. 1856 Paris Antlaşması gereğince, Ruslar Karadeniz’de donanma bulunduramadıklarından, kıyıdaki Vıbıh bölgesine denizden çıkartma da yapamıyorlardı. Vıbıh bölgesi, 1864 Mart ayında görülen ve birkaç kişinin ölmesiyle sonuçlanan küçük çaplı bir çatışma girişimi dışında, savaşa sahne olmamış ve Ruslarla hemen bir ateşkes imzalamıştır; dolayısıyla savaşlar nedeniyle Vıbıh nüfusunun azalması için bir neden yoktur. Vıbıhlar, 1864 öncesinde, Şapsığ ve Abadzeh bölgelerine gönüllü süvariler gönderiyorlardı. Abadzeh ve Şapsığlar 1863’te savaşı durdurmuşlardı. Bu konuda da hamaset dolu asılsız yazılar yazılmaktadır.”
Vay be!!! Biz de cahilcesine yıllardır Vıbıhlar’ı “Wubıh”, halkını da “kahraman” olarak bilirdik.
“3. Abhazya’ya gelince; Abhazya, 1864 öncesinin Bağımsız Çerkesyası sınırları dışında, başka bir ülkenin, Rusya’nın sınırları içinde olan bir yer idi. Abhazya, 1810-64 yılları arasında, kendi isteğiyle Rus koruması (protektorası) altına giren ve Ruslarca feshedilmeyen Güney Kafkasya’daki tek feodal (yani ulusal yazısı oluşmamış) prenslik, Çerkesya sınırında, bir ‘tampon bölge’ konumunda idi.
 … Abhazlar, temelde, bir prens ailesi ve onun vasalları olan, hiyerarşik yapıdaki bir derebeyi zümresi (ah,marşan,aamısta) tarafından yönetilen, büyük çoğunluğu yoksul köylü ve kölelerden oluşan, Adıgeler’e akraba, ama önemli bölümü Ortodoks Hıristiyan olan bir toplum idiler. Derebeyi zümresi Rus işbirlikçisiydi. Bu noktada da saptırmalara gidilmekte, dahası feodal Abhaz prenslerine “kral” yakıştırmaları bile yapılabilmektedir.”
Yine de vay be! Çünkü tüm Gürcü, Rus ve batılı tarihçiler, Abhazya’nın 8-13.yy.da Gürcü halklarının çoğunu da egemenlikleri altına alan bir “krallık” olarak bilirdi. Biz cahiller de öyle bilmez miydik?
 “4. Bir de “göç” durumuna bir bakalım: Türkiye’ye yapılan Abhaz ve diğer Kafkas halklarının göçleri, Adıgeler’inki ile aynı değildir. Bu farkların göz ardı edilmesi, bizi yanlış sonuçlara götürür. Çerkesya dışından yapılan göçler, yapıldıkları “bölgelerin nüfusunun tamamını kapsayan” bir etnik temizlik olayı değildir; ayrıca Rus hükümetince öncesinden alınmış Abhaz, Kabartay ya da diğer Kafkas halklarına ilişkin resmi deportasyon kararları da yoktur; ayrılanlara ses çıkarılmaması, kolaylık gösterilmesi ve geri dönmek isteyenlere kapıların kapatılması durumları vardır. Yani “toptan kovma” değil, sadece “azaltma” politikaları uygulanmıştır. Abhaz göçleri ise, ayaklanmalar nedeniyle başlamış, ayrılanlar Müslüman olduğu için Ruslarca göz yumulmuştur. Adıgeler’e uygulan politika, örneğin Abhaz, Kabartay ve Osetler’e uygulananlar boyutunda kalsaydı, bugün milyonlarca Adıge olur, ”Abhaz”  ya da “Çerkes” diye bir sorun da kalmazdı .
…            
Yine de vay, yine de vay be!!! Kabardeyler’in Adığe olmadığını da Sayın Hapi yazıyordu yıllardır. İyi de Kabardeyler sadece ve sadece ilelebet ve bugün de, ve de yarın da, Adığebze konuşur ve yazar, Hapi ve benzerlerine rastlamadan önce kendilerine neden “SI ADIĞES!” derlerdi acaba?! Bu “ötekileştirici” tiplere rastladıktan sonra Kabardey olduğunu söylemek zorunda kalmaları nedendir?
“…5. 1877’de, Osmanlı-Rus Savaşı kapsamında, Abhazya kıyılarına (Gudavta, Sohum ve Oçamçira yörelerine), Türk çıkartmaları yapıldı ve Türk işgali, yer yer üç ay kadar sürdü. Sayıları üç bin dolayında verilen bir Abhaz, propagandalara ve Türklerce getirilmiş olan 30 bin yeni “Snyder tüfeğinin” cazibesine kapılarak vb. nedenlerle Türklerle işbirliği yaptı, Sohum’da yağma olaylarına karıştı ve Ruslarla çarpıştı. Sonunda, Ruslar’ın Türkleri ve işbirlikçilerini Sohum merkezinde sıkıştırmaları üzerine, Sohum’u boşaltan Türk birlikleriyle birlikte, burada birikmiş olan sivil Abhazlar da (32 bin kadar) Türkiye’ye götürüldüler.”
Vay vay ki vay vay! Öğreniyoruz Sayın Hapi’den. ”Tüfeklerin cazibesi” binlerce yıllık bir halka nelere mal olmuş görün işte. Ya!!!
 “… 7. 1864’te etnik temizlik uygulanan yerleri de yeniden belirtelim: Kuzeyde Kuban Irmağı ağzından başlayıp güneyde, Adıge egemenliğinin sona erdiği Bzıb (Psıb) Irmağına kadar uzanan Karadeniz bölgesi ile, doğuda Laba Irmağına değin uzanan Güney Kuban havzasını kapsayan egemen Çerkesya topraklarının tamamıdır. Bu sınırlar dışında,1864’te, etnik temizlik ya da deportasyona tabi tutulan başka bir yer yoktur. Baskılar, nüfus kayıpları, yani göçler yaşanmıştır, ama Adıgelerinki gibi, tüm bir ülkenin boşaltılıp insansızlaştırılması durumları olmamıştır.”
Bekleyelim daha ne cevherler var Hapi’de… Kabardeyler ona göre Adığe değil biliyorsunuz, Çerkes mi, hiç değil! Neden mi? E, Rus kaynakları ve Hapi öyle diyooo!
 “…Aynı biçimde, bazı sıradan Türkler’in bütün Kuzey Kafkas asıllılara toptan “Çerkes” demeleri gibi, temasları Abadzehler’le sınırlı olan bazı Kabartaylar’ın da Batılı Adıgeler’in tümüne, maalesef bir yanılma sonucu toptan Abadzeh (Kabartay söyleyişiyle “Abzeh”) deme alışkanlıkları vardır. Sanırım mevcut yanılgı ve bilgi kirlenmeleri de, bu tür yanlış ve toptancı yöresel algılamaların genelleştirilmesinden kaynaklanmakta, araştırma ve eleştiri zayıflığımız nedeniyle de, bu yanlışlıklar “kalıcı” olabilmektedir.”
Aslında Sayın Hapi’nin kısaca demek istediği şu:
 “Biz Şapsığız, bize Abzeh de diyemezsiniz. Sadece bugün Adıgey’de kalan halkların adıdır Adığe ve Çerkes ve onlar ”Büyük Çerkesya”nın sahibidirler. Aslında sadece biz Şapsığlar Çerkesiz; yiğitiz; onurumuzla savaştık ve onurumuzla yenildik. Kabardey ve Abhazlar’a bizdenmiş gibi Çerkes diyemezsiniz. Onlar zaten keyiflerine göre buralara geldiler. Rus devletinin ne suçu var ki?!
İşte yıllardır, Sayın Hapi’nin demek istedikleri bunlar. Bunları söylemek için bu kadar “bilimsel olma zorlaması”na ne gerek olduğunu ise biz bir türlü anlayamıyoruz.
Sayın Hapi’nin kaynaklarını mı merak ediyorsunuz? Gerçekleri belirtenlerin dışında kalan çoğunluk, Rus devletinin kalem erbabı ve onların işbirlikçilerinin yanlı ve kasıtlı üretilmiş, soykırım sorumluluğunu RF üzerinden atma amaçlı saptırmalar...
Yemek bu; tabii yerseniz ve mideniz kaldırırsa!
Sonuç olarak;
-Sayın Hapi’nin bu tespitlerinin Çerkesler’e ne gibi bir yararı olacak?
-Bu "ötekileştirme" merakı nedendir?
Bırakın Kafkas halklarını, hiçbir dünya halkına layık görmeyeceğimiz bu aşağılamayı ve tarihi baş aşağı etmeye yönelik “sözde yeni tespitler”i kabul edemediğimiz için bu yazıyı yazmak zorunda kaldığımızı ve yazmaktan dolayı mutsuz olduğumuzu da belirtmek zorundayız.
Anzor  K'eref
İstanbul 21.02.2007