2010 Haziran

İsrail

Kendi yaşamları sıkıntılı ve tarihin zulmünden geçmiş bu sıkıntılı halk, son altmış yıldır Filistin halkına zulmediyor şimdi. Tam da bu nedenle kendi halkına da zulmediyor. Çünkü başkasına zulmetmenin bir bedeli vardır ve o bedeli kendi halkın da öder.

 
Bizim Çerkeslerin özellikle dönüşçülerin imrenip sürekli örnek gösterdikleri bir ülke idi israil. Tabi burada özendikleri şey Filistinlilere 62 yıldır yaptıkları eziyet değildi. Binlerce yıl sonra dünyanın çeşitli köşelerinden bir şekilde toparlanıp eski topraklarına yerleşmiş ve kadim dillerini yeniden inşa etmeyi becermiş olmalarıydı.
Soykırım deyince akla gelen ilk kavim ve bu kavramın Ermeniler tarafından kullanılmasına kıskançlıkla karşı çıkmış bir halk. Haksız da sayılmazlar, yurtlarından kovuldular, ispanya’dan kovuldular, Rusya’dan kovuldular ve Almanya’da soykırıma uğradılar. Onlar kadar zulme uğramış hiçbir halk yoktur dense yeridir. Ve nihayet, ikinci harbin ardından, artık hiçbir yerde rahat bırakılmayacaklarına kanaat getirmiş harpten arta kalmış kuşaklar, eski kutsal toprakları üzerinde, her ne pahasına olursa olsun yeni bir devlet kurma girişimine soyundular. Müttefiklerin desteği vardı ve konjonktür müsaade ediyordu bu duruma. Araplardan toprak satın alarak yerleşmiş Musevilere yenileri katıldı ve devlet girişimi başlatıldı. Bu girişimin başarılı olup olmayacağını ise tarih gösterecek.
Kuşkulu bakışımın temel nedeni etrafını çeviren Müslüman ülkelerin (belki Mısır hariç) israil devletini meşru saymıyor olmaları. Bu topraklar üzerinde bir ulus olarak yaşamaya haklarının olmadığını iddia ediyorlar. Bu kâğıt üzerinde kalan bir şey de değil. Her israilli fiilen yıllarca askerlik yapmak zorunda, bir buçuk milyon civarında ülke vatandaşı her an yurt dışında yaşıyor. Çocukları askerlik çağına gelen aileler ülkeyi terk ediyorlar tek, tek. Kolay bir hayatları yok.
Kendi yaşamları sıkıntılı ve tarihin zulmünden geçmiş bu sıkıntılı halk, son altmış yıldır Filistin halkına zulmediyor şimdi. Tam da bu nedenle kendi halkına da zulmediyor. Çünkü başkasına zulmetmenin bir bedeli vardır ve o bedeli kendi halkın da öder. O Musevi aklı ve zekâsı yok olmuş ortadan, kendisi de şiddet bataklığının içinde, ötekilere şiddet uygulayarak yaşıyor. 101 Nobel almayı başarmış bir halkın aklı başından uçmuş.
iHH’nin (iyilik-Her yerde-Herkese) önderliğinde yola çıkan gemilerde büyük çoğunluğu Türklerden ama 30 dan fazla milletten ve çeşitli dinlerden oluşan yardım filosuna yapılan saldırı büyük tepki topladı. Aslında israil yönetiminin derdi Türkiye’ye meydan okumakmış öyle anlaşılıyor ama dünyaya da meydan okumuş oldu, pek istemeden de olsa.
Kim ne derse desin Sayın Erdoğan ve Sayın Davutoğlu ikilisi süreci iyi yönetti. Birleşmiş Milletler’i harekete geçirdi ve tüm tutuklu, yaralı ve cenazeleri 48 saat içinde serbest bırakmak zorunda kaldılar. israil yönetimini deşifre ettiler, Gazze ablukası dünyanın gündemine oturdu. Sayın Erdoğan’ın bütün bunları kabul ettirebilmesinin nedeni güçlü olması değildi sadece, haklı konumda olmasıydı. Türk ordusunun içine gömüldüğü sessizlik, pek de başbakanı destekleyecekler hissini uyandırmıyor çünkü.
Muhalefetin bu dış politika konusunda zerre fikrinin olmadığı da çıktı orta yere. Gıkları çıkmadı sayılır. Diğer yandan Türkiye’yi yakından tanıyan israil kamuoyu ve yönetimi bel altından vuruyor. Atatürk’ü özlüyorlarmış. Ordu müdahale etsin yoksa Türkiye iran olacak diyorlar. Kudüs’te ‘cumhuriyet mitingi’ düzenlenirse şaşırmam.
Başbakan, israil halkını yönetimden ayrı tuttu beyanlarında ve Türkiye’de yaşayan Musevilerin kılına dokunan beni karşısında bulur dedi. Doğruyu söyledi. Etkisinin geliştiği söylenen islam dünyasına şunu söylemeli birde; ‘israil’in meşruiyetini tanıyın, başka türlü barış olmaz.’
Ülke dışında var olan haksızlıklara karşı aldığı tavırları takdirle karşılıyorum. En azından bir yerden başlamış olması umutlandırıyor insanı. Etrafımızda gelişen diğer haksızlıklara karşı da tavır alır bir gün belki diye. Bir de içeri bakıp var olan haksızlıkların üzerine daha güçlü gitmeyi düstur edinir umuduyla. Önündeki engellerin farkındayım elbet ve giriştiği işleri küçümsüyor değilim ama uluslararası arenada giriştiği mücadelede muhtaç olduğu kudreti ‘içerdeki adalet’ten bulacaktır.
Filistinli çocuklara üzüldüğü kadar (ki samimiyetinden şüphem yok) Kürt çocuklar için de üzüldüğünü göstererek başlamalı işe.
israil’in başında bulunan zorbaların da vakti doluyor yavaş yavaş, insanlaşma tarihine bunca emek vermiş Yahudi aklının işbaşı yapma vakti yakındır artık.
CARI.