Image
2020 Mayıs

Madina Saralp: ‘Giysilerimizin tarzı yaşam biçimimizle örtüşüyor

Kafkasya gezimizin Nalçik bölümünde görüşmeyi iple çektiğimiz kişilerden biri de tasarımcı Madina Saralp. Takı tasarımlarıyla da tanıdığımız Gogo Jan Kök biz daha geziye başlamadan günler önce söyleşimiz için kendisinden randevu aldı. Dünyanın en büyük ve güzel parklarından biri olan Nalçik parkının hemen başlangıcındaki Madina Saralp Sanat Merkezi’nde görüşeceğiz. Buluşma günü geldiğinde yıllardır Nalçik’te yaşayan Ketıkua Muharrem bize eşlik ediyor. Babasını yeni kaybeden Madina Saralp’e öncelikle sabır dileyerek başlıyoruz görüşmeye. Uzun süredir sosyal medyadaki paylaşımlarından hayranlıkla takip ediyoruz sanatçının tasarımlarını. Genellikle etnik giysilerden oluşan ürünlerindeki kumaşların renk seçimi, işlemelerin kalitesi, sunumu son derece estetik. Sadece giysilerden ibaret değil sanat merkezindeki eserler; aileninkiler başta olmak üzere eski fotoğraflardan oluşan koleksiyon, dönem dönem düzenlenen konserler, sanatçılara verilen destek, öğrencilerle atölyeler... Sohbeti yapılacak öyle çok konu var ki!

Gül Yılmaz-Erdoğan Yılmaz

-Gül Yılmaz (G.Y.): Bize kendinizden söz eder misiniz, nerede doğdunuz, eğitiminiz...

-Kabardey-Balkar’ın Jılahsteney bölgesinde doğdum, sonra oradan Nalçik’e göç ettik. Çocukluğum Nalçik’te geçti. Anneannem uzun süre başımızda oldu. 100 yaşını geçmişti. Bu nedenle evimizde her zaman Çerkes kıyafetleri giyen kadınlar, erkekler vardı, sürekli görüyordum. Anneannemin odasındaki duvarlarda bu kıyafetleri giymiş insanların fotoğrafları asılıydı. İlk fotoğrafım çekildiğinde daha 4.5 yaşındaydım. Anneannemin diktiği elbiseyle... Yorganların yüzüne kaplanan ipek kumaştan diktiği ilk elbisemle çekilen fotoğrafım. Bu benim için ilginç bir fotoğraf. Şimdi anlıyorum ki o günden beri içimize işlemiş bir şey var. Kanımızdan mı kaynaklanıyor bu sevgi ya da yaşadığım toplumdan, halktan mı geliyor? Bu sevginin dışında gördüklerin, alışkanlıkların, yaşadıkların... Ninelerimin, dedelerimin o günden bu yana bana kattıkları bir şey bu... Onların bana kattığı bu değerlerden daha iyisinin var olmadığını düşünerek bugüne kadar yaşadım.

İlginç bir ayrıntı daha... Okul yıllarında, ben 14 yaşındayken ablam Moskova’daydı. Eskiden mektuplaşırdık ya, ona yazdığım bir mektupta, “Giysilerimiz üzerine çalışmak istiyorum. Adige giysilerinin yeniden kullanılmasını sağlamak için bunun üzerine çalışmak, iyi bir terzi olup, bu konuda ustalık edinip, eğitimini alıp profesyonelce bu işi yapmak istiyorum” demişim. Erken yaşta kaleme aldığım bu yazı bana çok enteresan bir şekilde döndü. Bu sanat merkezini açtığımız gün, ablam o mektubu açılışta bana hediye etti. Mektubu okuduğumda inanamadım!

“Bu anahtarla o kapıyı açabileceğimi biliyordum”

-Ketıkua Muharrem: Unutmuş muydunuz mektubu?

-Evet, Jung’un dediği gibi bu psikolojik bir durum. O, sen farkına varmadan Taşhua’nın sana verdiği bir anahtar; bir yetenek var sende. O anahtar senin boynuna asılı, bunu hissetmen önemli. Bu anahtarla o kapıyı açabileceğimi biliyordum. Sonra bu işin eğitimini aldım, St. Petersburg’da da okudum. Üzerine bir de psikoloji eğitimi aldım. Niçin derseniz; insanın yaşamı, düşünce biçimi, benim giysiyle uğraşmam psikolojik bir iş değil mi? Etnik psikoloji denir ya... Bizim halkımızın düşünce biçimi, psikolojimiz diğer halklara benzemiyor. Giysilerimizin tarzının da bu yaşam biçimimizle örtüştüğünü düşünüyorum. Savaşa hazır vaziyette yaşamışız. Giysilerimiz de, kadın-erkek ayrımsız, bu yaşam biçimine her zaman uygun olmuştur.

Ben bugün, bu giysilerimizi biraz daha güzelleştirip daha kullanışlı ve günlük yaşamda kullanılabilir hale getiriyorum. Sovyetler’den önce, Sovyet zamanı ve bugüne geldiğimizde, bir köprü gibi düşünürsek bu süreci, yaşam tarzımız gibi giysilerimizin de değiştiğini gördüm ve biraz günümüze uyarladım. Bunu yaparken tabii ki eskisini temel almak ve bugünle birleştirmek gerekiyor, işte bunun için uğraş veriyorum.

Doğrusunu söylemek gerekirse benim de mutlaka eksiklerim ya da fazlalarım vardır; örneğin dikkatlice baktığım zaman bazı şeyleri çok abarttığımı, bazı şeyleriyse geri planda bıraktığımı görüyorum. Ancak kendimi bildim bileli, bir şeyleri anlayıp kavramaya başladığımdan bugüne, eğitimim de dahil, tüm yaşamım giysilerimiz oldu.

-G.Y.: Üniversitede ders verdiğinizi okumuştum, devam ediyor musunuz?

-10 yıl önce Kabardey-Balkar Devlet Üniversitesi’nde tasarım bölümü açılınca eğitmenlerle beraber, her gün gitmesem de okuldaydım. Bugüne kadar da öğrencilerin tez jürisinde görev aldım. Başka bir ilginç gelişme daha... 2020 yılı ortalarında üniversitede bir seçme yapılacak. Sanat merkezimiz ve Rus İş İnsanları Derneği’yle birlikte bir çalışma başlattık, tasarım çalışması. Bu çalışma bölüm bölüm olacak; bir hafta teorik eğitim vereceğiz, daha sonra öğrenciler üç hafta bunun pratiğini yapacak. Araştırmalarının sonuçlarıyla, sorularıyla geri dönecekler. Daha sonra bir hafta bunlar değerlendirilecek. Ardından yine teorik eğitim ve pratiklerle bu süreç üç kez tekrarlanacak.

Her yıl bir veya iki öğrenciyi (Adige olmasını gözetip) seçiyorum, ya bizim sanat merkezimizde eğitiyoruz ya da kendi hazırladıkları çalışmaları burada hayata geçirip, sponsor demeyelim ama, onlara destek olarak gençlerimize alan açmaya çalışıyoruz. Ahşap, deri malzemeler üzerine, giysiler üzerine çalışanlar var. Yılda bir-iki kez sergi düzenliyoruz. Bunları üniversiteyle ortaklaşa gerçekleştiriyoruz. Sanat merkezimize herhangi bir dükkân gibi gelip bakıp, bir şeyler satın alıp oturmak yerine bu konuya ilgi duyan, fikirleri olan gençlerin gelip çalışmalarını önemsiyorum. Kendi gelecekleriyle ilgili planları olanların, üretecek olanların gelmesini daha çok tercih ediyorum, böylece hiç ummadığım bir özellik kazandı bu merkez.

Çeşitli vasıtalarla düzenlenen kurslara eğitmen olarak davet ediliyorum. St. Petersburg’da, Moskova’da, burada... Masterclass, afterclass türü eğitimler bunlar. Bu yıl ilk defa sanat merkezimizde bir çalışma başlatma kararımız var; burada eğitmek üzere öğrenci alacağız. Benim artık bu işi yapmak üzere yaşımın erdiğini, düşüncelerimin olgunlaştığını düşünüyorum.

Sanat merkezi

- Erdoğan Yılmaz (E.Y.): Çok güzel bir mekândayız, adeta bir müze gibi... Sanat merkezi nasıl oluştu, buradaki etkinlikler neler?

- Evet, bugüne gelirsek... Bir dönem St. Petersburg’da yaşadık, oradan Nalçik’e döndüğümüzde o gün müzede giysilerle ilgili bir sergi açtık. Sonra biraz daha geliştirerek bu sanat merkezini oluşturduk; mekân hem bir Adige giysi evi hem de Adige evi. Burada yaptıklarımız, geleneklerimize ilişkin işler. Ayrıca kültür, eğitim, özellikle gençlerin, öğrencilerin eğitimi üzerine de çalışmalarımız var.

Şu an oturduğumuz bölüm giysi tasarım, dikim işlerini profesyonel olarak sürdürdüğümüz yer, birebir burada çalışıyoruz. Binanın diğer katlarıysa tamamen gençlere açık. Öğrenmek, eğitim almak isteyen, köyden-şehirden gelen herkese kapımız açık.

Dün ilginç bir şey oldu, ilk defa, hiç haberim olmaksızın, benim adıma bu cumhuriyette sanat merkezinde eğitim işi yapıyoruz diye bir plaket verildi. Çok ilginç geldi. Aslında ailemiz her zaman halkımız için bir şeyler yapmaya çalıştı ama bunu zorunluluk ya da bir yük gibi görmedik hiçbir zaman, kendi isteğimizle, canı gönülden yürütüyoruz. Yaptıklarımıza devletin herhangi bir katkısı da yok, kimseden herhangi bir destek de beklemiyoruz, şimdiye kadar gelmedi de. Ben zaten bu işi profesyonelce yapıyorum ve profesyonelce bir sistem oluşturdum.

Kumaşlar

-E.Y.: Kumaşları nereden temin ediyorsunuz?
-Kumaşları bulmakta sıkıntı yaşamıyoruz. Sovyetler Birliği’nin dağıldığı ilk dönemler Türkiye’den akrabalarımız, arkadaşlarımız buraya geldiklerinde sohbet ederken bizim ulaşamadığımız, çok farklı ürünler olduğunu duyup şaşırıyorduk fakat şimdi artık her yere ulaşabiliyoruz. Nasıl bir şey istiyorsanız, nereden istiyorsanız bulabiliyorsunuz. Örneğin Türkiye’ye de gidip alıyorum, bir kısmını İtalya’dan da alabiliyorum. Rus kumaşları da artık kaliteli ve çok çeşitli olmaya başladı. Kumaşın görünümünü ve kalitesini çok önemsiyorum.
 

Aksesuarlar

-G.Y.: Kostümlerinizin yanı sıra kullandığınız kemerler, çantalar, yani aksesuarları da siz mi üretiyorsunuz?
-Evet, kendimiz yapıyoruz. Deriden işlerimiz de var. Gümüş ve altın işlerini ise üniversiteden mezun olmuş öğrencilerimizin, gençlerin daha başarılı olanlarının açtığı atölyelerde yaptırıyoruz. Bu tamamen farklı bir atölye çalışmasını gerektiriyor, farklı bir alan.
 
-E.Y.: Aksesuarların da tasarımlarını siz mi yapıyorsunuz?
-Tasarımların bir kısmını ben yapıyorum, bir kısmının dizaynını da eski motifleri temel alarak yeniden yorumluyorum ki bunlar daha güzel oluyor. Bugünkü tasarımcılar biraz süsleme meraklısı, bu süslemeleri giysilere yansıtıyoruz. Eski motiflerle tasarımlarımızı bir araya getirdiğimizde giysilerimizle uyum sağladığını düşünüyorum. Bugünkü standart tasarımlarla onu birleştirerek, eski giysilerimizin üzerinde çalışarak, eskiyle bugünü bir araya getirerek günümüzden ileriye taşıyabiliriz.
 

Fotoğraflar

-G.Y.: Fotoğraf koleksiyonunuz olduğunu biliyoruz; nasıl oluşturdunuz, neleri içeriyor?
-Aslında sanat koleksiyonumuz var. Doğrusunu söylemek gerekirse ailemizin, bizim beğendiğimiz eserlerden oluşan bir koleksiyon bu. Eşimin 10 yıl önce St. Petersburg’un merkezinde bir sanat galerisi vardı. Bu galeri dünyadaki pek çok ünlü galeriyle ortaklaşa çalışıyordu. Mesela London Comtemporary Art ile sözleşmeli çalışıyorduk. Şimdiyse Rusya’daki ekonomik duruma bağlı olarak sanata yönelik harcamalar çok azaldığı için galeriyi kapattık. Koleksiyonumuzu da buraya, Nalçik’e taşıdık.
İlginç bir koleksiyon; dünyadan pekçok ünlü sanatçının eserlerinden oluşuyor. Örneğin ünlü Adige sanatçı Feliks Petuvaş’ın eserlerinin birçoğu mevcut. Ruslan Tsrim’in eserleri de var. İmara Akizava arkadaşım aynı zamanda, kadın sanatçı, birlikte çalıştık, iyi bir arkadaşlığımız var. Onun bir koleksiyonunu hazırlamıştım, o mevcut bizde. Zaina el Said dünyamıza ilginç bir şekilde girdi. Dünyaya bakışı, ilericiliği, düşünce biçimi... Onun eserleri de var. Bu seçki nasıl oluştu? Örneğin bir şey hoşuna gidiyor, onu alıyorsun, başka bir şeyi beğenip alıyorsun, böylece koleksiyon oluşuyor, yılda bir-iki defa da sergilemesini yapıyoruz. 
Kimi zaman “Niye bunları alıyorsun, mecbur musun” diyenler oluyor. Tabii ki değilsin. O bir elbise ya da zorunlu bir giysi gibi değil. Onda bir fikir görüyorsun, o sana cazip geliyor. O esere her baktığında da o fikre dair izleri farklı farklı açılardan görüyorsun. İnsanın düşüncesinin değişebildiğine şahit oluyorsun. Sergilediğinde başka gözlerin senin gibi görmediğini, aynı esere iki farklı gözle bakıldığında farklı şeyler görüldüğünü anlıyorsun. Mümkün olursa bu işe de yavaş yavaş, artırarak devam etmeyi düşünüyoruz.
 

Moda haftaları

-G.Y.: Kızınız Lalina Saralp de tasarımcı. Sosyal medyadan defilelerini izledim. Modern tasarımlarda etnik öğeleri barındıran kıyafetler... Çok beğendim. Kızınızın çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz?
-Dedesi (Madina Saralp’in babası) rahatsızlanınca Moskova’dan döndü. Babam kendini biraz iyi hissedince yanına oturup ona neler yaptığını, çizimlerini gösterdiğinde dedesi (babam şakacı bir insandı) baktı baktı, “Ey Hanzule (benim evdeki adım Hanzule) buraya gelir misin” diye seslendi. Yanına gittiğimde, “Torunum seni geçecek, senden daha güzel şeyler yapacak diye düşünüyorum” dedi bana. Bu bir şakaydı tabii ama doğrusunu söylemek gerekirse her iki kızım da ilginç bir şekilde giysi tasarımı üzerine çalışıyor, ancak hepimiz farklı kulvarlardayız.
Benim çok hoşuma giden şu; büyük kızım bir taraftan tuttu, küçüğü başka. Büyüğü ürün tasarımcı. Moskova’da, ünlü tasarımcı Zaistev’in okulunda eğitim görüyor; günümüzde Rusya’nın moda üzerine önde gelen okullarından biri. Küçüğü bu sene bitirme sınavlarını verdi. Rusya’nın moda üzerine en önemli üniversitelerinden davet alıyor eğitim için. Bütün bunların sonucunda, ben artık bu konuyu teorik olarak aktarabilecek düzeydeyim. Diğer taraftan da çocuklarım benim yerime geçip bu sanat merkezini onlar yürütürse çok mutlu olurum. Ancak onların düşünce biçimi, işe bakışları bizden farklı olarak bugünkü yaşam biçimimize, günümüze daha uygun.
 
 
-G.Y.: Dünyada izlediğimiz New York, Paris, Milano gibi moda haftaları var. Defilenizi ne zaman o haftalardan birinde göreceğiz?
-Güzel bir soru ama tasarımlarım o yönde değil. Eğitimim ve çalışma alanım ona yönelik değil. Temel eğitimim Adige giysileri. Bu giysileri nerede sergiliyorum? Dünyanın sayılı etnografya müzelerinden biri olan, St. Petersburg’daki Etnografya Müzesi’nde tasarımlarım üç kez sergilendi. Yarın da sergi açmak istiyorum desem kapıları her zaman açık, hiçbir problem yok. Bugüne kadar hiçbir ücret talep edilmedi. Her zaman bizimle çok istekli çalışıyorlar, kendileri davet ediyorlar. Buraya geliyorlar, onlarla ortak eğitimler veriyoruz. Eğer Amerika’da ya da Türkiye’de yaşasaydım alanım yine bu olurdu.
Defile dendiği zaman kıyafetleri giyenlerin gelip geçtiği bir etkinlik olarak düşünülüyor. Benim için en değerli şey, hazırladığım ürünün bir müzeye kabul edilip orada sergilenmesi. Davetler olduğunda gidiyoruz. Türkiye’ye ve Ürdün’e de gittim. Ancak bunca eşyayı götürmek gerçekten kolay değil. Bu elbiseleri bütün aksesuarlarıyla götürmeye kalktığınızda masrafı çok oluyor. Ayrıca bizim Çerkeslere restoran, yeme-içme dersen para ayırırlar ama müze deyince ona pek bütçe ayırmıyorlar. 
 
-G.Y.: Çalışmalarınızı hayranlıkla izliyoruz, peki hiç olumsuz eleştiri aldığınız da oluyor mu?
-Sovyetler dönemiyle bizim şimdiki yaşam biçimimiz ve gençlerin yaşam tarzı aynı değil. Bazılarına sanki biz doğduk ve her şey bizimle başladı gibi geliyor. Büyüklerimize sürekli saygıyla bakardık, bakışlarından ne istediklerini anlardık. Şimdiki gençler cin olmuş, her şeyi onlar biliyor. Örneğin bana bir şey sorduklarında cevap veriyorum ama sormadıklarında bir şey demiyorum; büyüklerimiz gibi, bu yetiştirilme tarzımızdan geliyor. Nasıl yetiştirildiysek öyleyiz. Şöyle bir ayrım var: Ulusalcılar, dinsel öğeleri öne çıkaranlar ve dünya vatandaşı olanlar. Bunlardan hangisini esas alayım? Bu üçünün hiçbiri birbiriyle örtüşmüyor. Birini memnun edersen, diğeri seni yerden yere vuruyor. Çok uç eleştirileri fazla ciddiye alıp önemsemiyorum çünkü benim bir dünyaya bakış açım var. Kendi eksiklerimi de biliyorum ama bu tür uç noktalardaki eleştirileri kendime çok dert edinmiyorum. 
 
-Bu yoğun işleriniz arasında Jıneps okurlarına da zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz...