02 Nisan 2020, Perşembe

Adın? Soyadın? Nerelisin?

Adlar, soyut veya somut varlıkları karşılar, tanımlar ve tanıtırlar. İnsanlar canlı ve cansız bütün varlıklara ad verirler. İnsanlar duygu ve düşüncelere de ad verirler. Bu sayede de aynıları aynı yerde toplar, gruplandırırlar. Bu diğer yandan aynı olmayanların birbirinden nasıl ayrılacaklarını da belirler. Her ayırım bir adlandırmaya dayanır, her adlandırma bir ayırımı işaret eder.

Bir dil yaşamdaki ne kadar çok ayrıntıyı adlandırır ve tanımlarsa o kadar zenginleşir, yaşamı karşılama yeteneği o ölçüde gelişir. Bir dilin kendi içinde nesneleri adlandırmada farklı kelimeleri kullanması o dili zenginleştirir. Diller zaman zaman aynı nesneleri farklı kökenden gelen sözcüklerle isimlendirirler. Zaman içinde bu farklı adlar aynı nesneyi ifade etmekten uzaklaşabilir. Küçük ayırımların isimlendirilmesine yarayabilir. Hikâye ile öykü gibi. Aynı nesneyi adlandıran kelimeler gibi görünseler de bu sözcükler zaman içinde farklı derinlikler kazanmışlardır. Bu nedenle dillerdeki özleşme hareketleri çoğunlukla dilleri yoksullaştıran sonuçlar ortaya çıkarmışlardır.

Farklı dillerin ve kimliklerin bir arada yaşadığı coğrafyalarda adlandırmalar da çok dilli olur. Aynı nesne farklı diller konuşan halklar tarafından farklı isimlendirilebilir. Halklar birbirlerinin dilinde o nesnenin adını bazen bilir bazen bilmezler. Bazen bir halkın kullandığı ismi komşusu alır kendi diline katar, aynı ismi kullanır olurlar. Bütün bu etkileşim ve alışverişi de zenginlik olarak görmek gerekir. Yaşamın kendi döngüsü içinde ve doğallığında gerçekleşen bu etkileşimler olağandır. Olağan oldukları ölçüde de insanlar kullandıkları adlara yabancılık çekmezler.

Tek dil dayatmasının amacı insanları dillerine, coğrafyalarına ve kendilerine yabancılaşmalarını sağlamaktır. Kendilerini kendileri olmaktan, coğrafyalarını kendi coğrafyaları olmaktan çıkarmaktır. Bu nedenle asimilasyonun belki de en önemli alanlarından ikisi yer adlarının değiştirilmesi ve soyadı kanunu ile insan isimlerinin değiştirilmesidir.

Kendi coğrafyasına yabancı olmak

Türkiye’nin neredeyse bütün bölgelerinde köylerin en az iki adı vardır. Bir halkın kullandığı adı bir de resmi adı. Türkçeden başka bir anadili konuşan insanlar dilin konuşulduğu alanda genellikle kendi dillerindeki yer adlarını kullanırlar. Anadilinin alanından çıkıldığında veya resmi alanlarda ise Türkçe adı kullanırlar. Eğitim - öğretimin yaygınlaşması ve ekonomik gelişmelere bağlı olarak resmi adın kullanımı halk arasında yaygınlaşır. Örneğin; Lazların Noğedi, Hemşinlilerin Makriyal dedikleri doğup büyüdüğüm ilçemize artık birçok kişi Kemalpaşa demeye başlamış durumda.

Yer adlarının değiştirilmesine yönelik çalışmalar Cumhuriyet öncesi dönemde başladı. Harbiye Nazırı Enver Paşa, 5 Ocak 1916’da şöyle bir emir yayımladı: “Memalik-i Osmaniyye’de Ermenice, Rumca ve Bulgarca, hâsılı İslam olmayan milletler lisanıyla yad edilen vilayet, sancak, kasaba, köy, dağ, nehir, ilah. bilcümle isimlerin Türkçeye tahvili mukarrerdir. Şu müsaid zamanımızdan süratle istifade edilerek bu maksadın fiile konması hususunda himmetinizi rica ederim.”

1926’da ‘Artvin İl Genel Meclisi’ yer adlarının değiştirilmesine dair bir karar aldı. İl Meclisi 1927’de de Artvin’de Gürcüce konuşulmasının yasaklanmasına dair bir karar aldı. 1952’de ‘Ad Değiştirme İhtisas Kurulu’ kurularak yer adlarının değiştirilmesi sistematik bir şekilde sürdü. Yani Meşrutiyet, Tek Parti Dönemi, Demokrat Parti dönemi fark etmeksizin coğrafyanın tek dilli hale getirilmesi çalışması sürdürüldü.

Sonuçta çoğunluğu Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu olmak üzere 12 bin civarı köy adı, kalanı dağ, tepe, nehir, dere, bölge vb. yaklaşık 40 bin yer adı değiştirildi. Cumhuriyet dönemi öncesi haritalarda kullanılan Pontus, Lazistan, Ermenistan, Kürdistan bölge adları haritalardan çıkarıldı.

Kendi adına yabancı olmak

İnsanın yaşamındaki en önemli ad kuşkusuz kendi adıdır. Anadili Türkçeden farklı olan insanların coğrafyaları gibi kendilerinin de çoğunlukla iki adı olur. Asimilasyonun en önemli araçlarından biri insan isimlerinin değiştirilmesi ve uzun yıllar süren Türkçe dışındaki dillerde isim alınması yasağıdır.

1934 yılında çıkarılan ‘Soyadı Kanunu’ ile insanlar; geçmişleri, dilleri, aileleriyle bağları koparılarak, cumhuriyetin sıfır kilometre Türk yurttaşları yapılmaya çalışılmıştır. Soyadlarını belirlenen ölçütlere göre kimi kendi alırken, kimine muhtarlar veya nüfus memurları dağıtmıştır. Yılmaz, Yıldız, Çelik, Özkan vb. Türkiye’de kullanılan en yaygın soyadları Hemşinlilerde de en çok görülen soyadlarından bazılarıdır bu yüzden.

Neredeyse bütün dillerde insan isimleri iki temel kaynaktan gelir: Birincisi dinsel kimlik, ikincisi dilsel kimlik. Dinsel kimlikten gelen isimler daha yaygın kullanılmakla birlikte her dilde dinsel isimler o dilin kendi ses yapısına uygun şekilde kullanılır. ‘Soyadı Kanunu’ ile başlayan süreçte Hemşince isimlerimizi kaybetmenin yanı sıra İslami isimlerin kendi dilimizdeki formlarının yerine Türkçe formları geçmeye başladı. Örneğin; Muhammad ismi Türkçe Muhammet ve Mehmet formunu aldı. Hemşincede ise Mommet’tir. Ancak bu formu kullanamayız. Bizim Tofik’lerimiz Tevfik, Suleman’larımız Süleyman, Sofiya’larımız Safiye, Aşe’lerimiz Ayşe, Momer’lerimiz Muammer olmuşlardır.

Son zamanlarda çocukları için Hemşince isim önerileri isteyenlerin sayısında az da olsa bir artış var. Yukarıda bahsettiğim isimler söz konusu olduğunda ‘bunlar Hemşince değil ki’ deniyor. Bir açıdan doğru ama bir açıdan da doğru değil. Dilimize Müslüman olmamızdan dolayı giren isimler bizim dilimizin yapısına uygun olarak kullanılmak şartıyla bizimdirler. Yani Mehmet Türkçe, Mommet Hemşincedir.

Asimilasyona başladığı yerden direnmek

Asimilasyon politikaları tek tipleştirmek istediği nesnenin önce adını değiştirdi. Elbette resmi adını değiştirmekle nesnesinin değişmeyeceğini biliyordu. Bunun için yasaklar, baskılar, eğitim, ekonomi, basın vb. birçok araçla asimilasyon çalışmaları sürdürüldü. Gelinen aşamada maalesef adı değiştirenlerin birçoğunun adına uygun bir kimlik almaya başladığını söylemek yanlış olmaz. Değiştirilen adın içi yavaş yavaş, kuşaktan kuşağa başka bir kimlikle dolduruluyor. Bu nedenle asimilasyonu durdurabilmenin yolu ona başladığı yerden karşı durmaktan geçiyor.

Nesneyi kendi adıyla anmanın zamanı geldi de geçiyor. Köylerimizi her zaman her yerde kendi adıyla analım. İhtiyaç olduğunda parantez içinde resmi adlarını kullanalım. Adlarımızı soyadlarımızı, sülale adlarımızı kendi dilimizde kullanalım. İslami isimleri çocuklarımıza verirken anadilimizde kullanıldıkları formu kullanalım.

Başlıktaki soruya yanıt verecek olursak: Yes Bekartsi Mahirn im, Makriyaltsi im.

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.