Image

Ali Çurey
Kalem (Тхыпкъэ)
[email protected]
Tüm Yazıları

01 Aralık 2019, Pazar

Aidiyet

 

       Sevgili dostlarım, uzun yıllardır “ANAVATANA DÖNÜŞ” hatırlatması gündemini koruyor. Daha da artarak sürecek olan bu “eylemli” söylem, pek çok dost ve hemşeri için “Neden, Niçin ve Nasıl?” soruları çerçevesinde münazara edilmektedir. Münazaraların yazılı veya sözel olması güzeldir. Yeter ki öyle veya böyle canlılığını korusun. Elbette ki “DÖNÜŞ” fikri, “Çerkes İnsanı” olarak kalabilmenin öncelikli eylemi olarak kabul edildi. Zaman zaman ertelense de, küllense de “YOK” edilemeyen ulu bir ağacın köklerinde olduğu gibi canlılığını korudu. Ne zaman ki filizlenme koşulları oluştu, “o” zaman sınırlı da olsa kendini gösterdi. Bundan böyle de oluşan veya oluşacak olan koşulları değerlendirmek için “HAZIRLIKLI OLMAK” gerekir.

       Sanırım eksiğimiz, bizler bu zaman dilimine pek hazırlıklı değiliz. Ve değildik. Ben dahil. Onun için 1990 yılını ve getirdiği olumlu koşulları ya ıskaladık ya da algılayamadık. Çünkü daha önce düşüncede “var” olmasına rağmen, “ANA HEDEF” olması gereken bu “DÖNÜŞ” stratejisi için taktik belirleyemedik. Bu bir özeleştiri midir veya kaçırılan bir zamana üzülmek midir? Ne sayarsanız sayınız, bu hal gurbetteki Kafkasyalıların belirlenmiş, yazılı bir planlarının olmadığının göstergesidir. Bu durumdan KİM SORUMLUDUR derseniz, yanıtım net ve açık olarak şudur. “BEN ve BENİM GİBİLERDİR!”

       Sevgili dostlarım, her şeye rağmen “DÖNÜŞ” çağrısı asla geriletmemelidir. Ancak yineliyorum; bu hedef “karşıt” yaratmak ve “x” ile “y”nin oyuncak sahası değildir. Kişi olarak dönebiliyorsan “DÖN!”, dönemiyorsan dönenleri eleştirme hakkın yok. Kişi, kararının sonucundan kendisi sorumludur. Dönmüyor ve dönmeyeceksen de dönecek olan veya dönenlere saygılı ol! Şu anda gurbette yaşadığımız her ülkenin birer yurttaşı olarak siyasi kimliğimizle anılıyoruz. Özellikle TC’de. Bundan da mutlu olmak ve yetinmek en doğal hakkındır. Tıpkı DÖNÜŞ yapan ve yapmak isteyenler kadar.

       Sevgili dostlarım, evrensel “İNSAN HAKLARI” kabulüne uygun olarak, özgün kimliğimizle “VAR” olmak istiyoruz. Bu kimlik her insan ve toplum için ne anlam ifade ediyorsa biz Çerkesler için de aynıdır. Nasıl ki birilerinin kendi kimliğiyle övünme hakkı varsa biz Çerkesler için de odur. Tarihen “Var” olan bu haklarımızı, “TEKLİK” anlayışı ve söylemi ile ötelemek veya inkâr etmek, toplumsal birlikteliğimize uygun değildir.

       Sevgili dostlarım, “BÖLÜCÜLÜK – HALKLARI BİRBİRİNE DÜŞMAN ETMEK!” vs. gibi klişe sözler şayet geçerli ise “Çerkesler, Çerkezistan’a gitsin. Ya sev ya terket, nankör, iyilik bilmez, hain” sıfatlarının hukuktaki yerini ilgililere bırakıyorum. Ama hukukçular da naçar. Zira yasal olarak “YOK” sayılıyoruz. Sözde “Çerkesiz”dir. Bu bir garabet! Hoş, yasal bir kuruluş ve seçimle mecliste olan bir teşkilatın mensuplarına, hangi gerekçelerle neler yapılıyor olduğu düşünülürse… Hangi “yasa” ve hangi “insan hakkından” söz edebiliriz? Kendi içinde bu denli çelişkili anlayış ve sistemden ne beklemelidir?

       Sevgili dostlarım, işin gerçekten bir diğer acı yanı ise bir kısım (iyiniyetli) Çerkes insanının, sanki TC’de “VARLIĞI” resmen kabul görmüş bir toplumun mensubu imiş zannı içinde, konuşuyor ve yazıyor olmasıdır. Be dostum, “Sen sözde varsın”. Ancak istenildiğinde ve gerektiğinde sadece “HAİN” kavramı ile özdeş olarak. Örneklersek, sıcaklığı nedeniyle 15 Temmuz kalkışmasında ölen veya öldürenlerin köken kıyaslaması yapılsa “Kahraman” veya “Hain” sıfatlamasında yerimiz ne olur?

       Sevgili dostlarım, mikro milliyetçilik veya etnik ayrımcılıkla suçlanan “Çerkeslerin” hiç mi suçu ve günahı yoktur? Hani meşhur deyimdir “Hırsızın hiç mi suçu yok?” diye…

       Dostlarım, Tanrı aşkına, KAFKAS- ÇARLIK savaşlarının “Nedenleri, Niçinleri ve Sonuçları” hakkında ahkâm kesmeyi, bırakın. Haklılık, haksızlık, kahramanlık veya savaşkanlık söylemleri tarih oldu. Şimdi, neredesin? Ne yapıyorsun? Nelerle vakit geçiriyorsun? Önceleri, padişahçı veya Kuvayı Milliye’ci oldun, o da tarih oldu. Sonra devrimci ve anti devrimci. O da tarih oldu. Bunları da “okuma, bilme ve sorgulama” diyen yok. Ancak bunlardan çıkarttığın ders nedir? Onu söyle!!! Şimdilerde Anavatan Kafkasya kurtuluşumuz için “Ana kucağını” açık tutuyor, ama sen yine “x” ile “y”nin kavgasını yaparak zaman kaybediyorsun. Ulusal giysilerimizin “başkalarınca aldatılma” amaçlı kullanıldığını söylüyorsun. E, sen de aldanma! Bir başka husus, kardeş halklar arası kültürel nüansları sanki aşılamaz kaleler gibi gösterme peşindesin. Amacın nedir? Yapma! Şu anda, Anadolu’daki Çerkes köylerinin hali melali ile “Dinsel İnanç” mahreçli bölünmüşlüğümüzle, bizi biz yapan Çerkes eğlence düğünleri ile ana dilimiz ne alemde? Akraba evlilikleri, kaç-göç, haremlik- selamlık Çerkeslerin hangi derdine çare?

       Dostlarım, biliyor ve hak veriyorum. İşsizsin. İş ve aş arıyorsun. Şu andaki iç cepheleşmede, “hangi cenahta yer alırsam, yaşam sorunlarıma çare olur?” sorusunun çelişkisinde abandone olmuş durumdasın. Ama bu hal, sadece “Çerkes İnsanı” için değil. Genelin sorunudur. Onun için birbirimize kızmak, küsmek, kopmak ve kısmen hakaret içerikli söz ve yazıların yerine bir “durum muhakemesi” yaparak “birlikte var olamayanların birlikte yok olduklarını” görmek daha tutarlı olmaz mı? Görüşmek yerine, tanışmak dileğiyle!

 

       NOTLAR

       1 Kendi aidiyetini inkâr eden veya “önemsemeyen” bir kişiden hiçbir kişi, kurum, kuruluş ve topluma hayır gelmez. Bugün herhangi bir gerekçe ile (özellikle dinsel) bunu yapan yarın yine bir başka gerekçe bulur ve seni de inkâr eder.

       2 Tanrının veya doğanın tanzimi olan çeşitliliği teke indiremezsiniz. Tek olan sadece “o”dur.

       3 Göksel veya görsel veya hiç birini tanımayan her insanın “AİDİYETİ” vardır.

       4 Ben, dinsel inancını aidiyetinin önüne koyarak, eylem ve söylemde bulunanlara “yapay varlıklar” diyorum. “Doğru, yanlış veya eksik”. İkisi, etle-kan gibidir. “Etle-tırnak” demiyorum. Çünkü “AİDİYET” asla kaybolmaz. Bakmayın siz, “falan insan, filan toplum, İngilizleşti, Araplaştı, Fransızlaştı!” sözlerine. Gün ve an gelir ve geliyor rki “BEN KİMİM?” sorusu beliriveriyor. Bunun yığınla örnekleri var.

       5 Açık oturumlarda (TV) katılımcılar, birbirini mat etme yarışında. Dinleyen ben ise hiçbir bilgi alamıyorum. Amaç ne?       

       6  “Küffar-Kâfirler” ne demek. SAVAŞ, şiddet, öldürmek. İslamiyeti kabul etmeyen herkesi mi öldüreceğiz? O zaman, 5.5 milyarı nasıl öldüreceğiz?

       7Karşılığı dilimizde bulunan bazı yabancı sözcükleri neden kullanır hale geldik? Örneğin; Günah (ПсэкIуэд), Sevap (Псапэ)…

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.