Image

Ali Çurey
Kalem (Тхыпкъэ)
[email protected]
Tüm Yazıları

01 Şubat 2020, Cumartesi

Anılara devam

       Sevgili dostlarım, bu bölüm bir önceki yazının devamıdır.

       Rahmetli Av. Sn. Sami Binicioğlu ile yine rahmetli Av. Sn. Muzaffer Özdağ’ın “KİRİL HARFLİ” Kabardey Adigecesi bir alfabe ile “Kabardey Edebiyatı ve Yazarları” isimli kitapla, birkaç şiir kitapçığı “Aman bunları okula götürme!” uyarıları ile hediye etmeleri, halen belleğimden hiç silemediğim bir anıdır. Bu eserleri, kendilerine rahmetli Ferruh Bozbeyli vermiş. Sn. Bozbeyli’ye de Moskova ziyaretinde, tanıştığı bir Çerkes, “Bunların bir Çerkese hediye edilmesi” sözüyle vermiş. Ben de bunları, o zaman Gülveren semtinde oturan bir Kabardey teyzeye emanete bıraktım. Her Cumartesi veya Pazar günleri oraya giderek, önce alfabeyi okumayı öğrendim. Bu anlamda, 19651968 yıllarında söz konusu alfabeyi okuyan veya okuyabilenlerin ilklerindenim.

       Sevgili dostlarım, elbette ki Ankara’da tanışma fırsatı bulduğum başka dildaşlarım da var. Ancak, dostluğunu ve halen aklımda tuttuğum ve ilgilenenlerce de tanınan bu kişilerin sayısı çok az. Örneğin, avukat ve araştırmacı Sn. Sefer Berzeg, avukat ve araştırmacı Sn. Özdemir Özbay (Исмейл) ve rahmetli Sn. Haluk Yedic. Tanıdığım günden, bugüne dek, aidiyet meselesinde, hiç zikzak çizmediler. Yine o günlerde, Anavatan’dan, orada yaşayan soydaşlardan ve hele Çerkesce alfabe veya kitaptan söz etmek, “Komünistlik” ile eş anlamlı idi. Ama ben burada onlardan söz etmek istemiyorum. Çünkü 1990 sonrası bazıları, Anavatan’a gitti ve orada işyerleri de açtı. (Къэзыгъэзэжыр Тхам Едэ)

       Sevgili dostlarım, burada yazdıklarım “Her insanın yaşamında olabilecek, sıradan konu veya olaylardır” diye tanımlanabilir. Ona da saygım var. O halde, farkı ne? Yanıt; halen güncelliğini, değişik isim ve olaylarla koruyan ve ısrarla devam ettirmek isteyen, dildaş ve soydaşlarım olan “GENÇLERE” kendimce bir hatırlatmada bulunuyorum. Dün, “Komünist”, “Anti-Komünist”, bugün ise “Müslümanlık” ve karşıtı olan kavgalar!

       Sevgili dostlarım, asıl mesele “Çerkes İnsanı”, yani kadim kültürel kimliğimizle var olmak istiyorsak, dahası öncelikli sorunumuz ise, neden yerel siyasi ve dinsel inancımız üzerinden kavga? Şayet, kişisel çıkarların (maddi) seni böylesi bir cenahta olmaya zorluyorsa, Çerkes kimliğini kullanma. Çünkü o kimlik hepimizin ortak mülküdür. Dostlarım, biliyorum “Çerkeslerin siyaset yapmak hakkı yok mu?” diyeceğinizi. Elbette var. Ve olması gerekir. Buna itiraz yok. Ama unutma, senin varlığın, yani Çerkesliğinin yasal bir garantisi ve teminatı yok. Duruma göre varsın, yani meşhur deyişle “Sözde Çerkessin”, sonra ya “Hainsin”, ya “Bölücü”.

.

       Dostlarım, şayet Anavatan ve dil diyorsan, her ikisi de iki saatlik zaman mesafesinde seni bekliyor. Dilini öğretmek ve öğrenmek istiyorsan, şayet bunda samimi isen, buralarda bu kadar zahmete gerek yok. “Git” veya “gönder”. Bir ayda, Kiril alfabeli Çerkesceyi söker hale gelirsin veya gelirler.

       Dostlarım, lütfen kişisel dinsel inancınızı, siyasi görüş ve taraflılığınızı, Çerkes kimliğiniz üzerinden oynamayın. Tıpkı önce “Ethem Bey”, sonra “Çerkes Ethem” ve sonra da “Hain Çerkes Ethem”de olduğu gibi.

       Sevgili dostlarım, 1968 yılında İstanbul’a tayin kurası çektim. Bundan sonraki yazımda, İstanbul’da tanıştığım büyüklerimden, yaşdaşlarımdan ve bazı kardeşlerimden söz edeceğim.

       NOTLAR:

1-Tüm dilleri ve bu dil mensuplarının yaşadığı coğrafi parçaları ile o insanları yaratan (göksel inanç anlamında) Tanrı ise, neden bin beş yüz yıl önceki bir Arap kabile diline ve kültürüne beni mahkûm ediyorsun? Tanrı buyruklarının yaptırımı evrensel değil midir?

2- İnsan ve insan dışı canlılarla, evrenin tüm varlıklarının yapıcısı yine Tanrı ise, yani tek olan “O” ise, kitabın ve buyrukların da tek olması gerekmiyor mu? O halde nedir bunca ayrılık ve didişmenin kökeni? Şayet dilsel değilse, siyasal çıkarcılıktır. Buna da eyvallah! Ama lütfen Tanrı ile arama girme!

3- “İNSAN” dinsel inancından dolayı değer kazanmaz. Önce “İNSAN” olduğu için değerlidir. Şimdi, siz bir inancın (dinsel) mensuplarını, o toplumu ötekileştirerek “KÂFİR” olarak tanımlar ve öldürülmesini meşru sayarsanız, önce kendi içinizde bölünürsünüz. Ve bugün olan da budur. Daha kötüsü, cinsel farklılığı gerekçesi ile insanı ganimet saymak doğru mudur?

4- Biz Çerkesler, çoğumuzun ismen bildiği, ancak mücadelesi hakkında, detaylı bilgi edinme fırsatı bulamadığınız Şeyh Şamil’in, Anavatan Kafkasya’daki dinsel inanç öncelikli mücadelesi ders almamız için yetmedi. Sürgün sonrası ve bugüne dek, pek çok farklı cenahta kavga ve didişme de yetmedi. İnsan dışı hiçbir canlı aynı hatayı iki defa tekrarlamaz. Dostlarım, ben “Dinsel İnançları” değil, kültürel kimliğimizin nasıl korunacağını arz etmeye çalışıyorum.

Özel Not: Bazı fotoğraflar gereksiz gibi görülse de, DÜN ile ilgilenen dostlarıma çalışmalarında ve değerlendirmelerde yararlı olur, düşüncesindeyim.

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.