Image

Birgül Asena Güven
@dünyayerindenoynar
birgulasena2018@gmail.com
Tüm Yazıları

01 Haziran 2019, Cumartesi

Bir kültürün peşinde

Mayıs ayında Türkiye’de kültürel alanda verilen anadili mücadelesini anlatan ‘Bir Dilin Peşinde’ sergisi Karşı Sanat galerisinde izleyenleri ile buluştu. Sergi kapsamında yapılan etkinliklerin her biri, bu coğrafyada yaşayan halkların ne çok ortak derdi olduğunu ve birbirini tanımaktan ne kadar uzak olduğunu bir kez daha fark ettirdi bana. Benzer etkinlikler kapsamında, farklı inançlar ve halklar ile her karşılaşmamda, o toplumlardaki kadının toplumsal konumunu sorguladım. Genel hatlarıyla ataerkil toplumun izlerinin baskın olduğu çıkarımını yapmam pek şaşırtıcı değildir sanırım. Çerkesler gibi kadim halklarda ve inançlarda ise belki merkezileşmemiş olmanın, belki hâkim kültür ögelerinden uzak durmayı kısmen başarmış olmanın, belki kendi iç dinamikleri ile olan toplumsal dönüşümlerinin kesintiye uğramasının sonucu olarak anaerkilden gelen ögelerin ve kadına saygının hala etkin olduğunu görmek mümkün. Bu durum; elbette ilgili her halkta farklı boyutlarda ortaya çıkıyor ve ortak bir başlık koymak yeterince açıklayıcı değil. ‘Bir Dilin Peşinde’ sergisinin açılış etkinlikleri kapsamında Hemşinli, Çerkes, Laz, Ermeni, Kürt temsilcilerin katıldığı panelde anadillerin ve halkların tarih sahnesinden silinmesi ile ilgili olarak, katılımcılardan biri ‘aslında anahtar kadındır’ cümlesini kurdu. Kast ettiği; kimliklerin yok oluşunu durdurabilecek olan gücün kadında olduğuydu. Biliyorum ki bu başlık çok su kaldırır. Bu yüzden; kadını ve erkeğiyle bütün toplumun kimlik bilincinde olması kıymetlidir demekle yetineceğim. 
Şehirlerde yaşayan Çerkes nüfusunun giderek artmış olduğunu gözden kaçırmadan, esas sormak istediğim soru şöyle; Çerkes kadını kültürel kimliğin kaybolmamasını neden ister ve neyi farklı yaparsa bu mümkün olur? 
Jıneps yazarı Süha Baytekin Haziran 2018’de yazdığı; ‘Çerkes Kültüründe Kadın’ başlıklı köşe yazısını şöyle bitirmişti;
“Kısacası kadın ayrıcalıklıydı…
Bu kadar yazdıktan sonra gelelim sadede…
Günümüzde, özellikle diasporada durum nedir? Kadınlarımıza da soruyorum.
Haliniz nicedir, memnun musunuz durumunuzdan ve gidişattan? Değilseniz neler yapıyorsunuz…?”
Bu çok kıymetli sorunun kadınlar nezdinde en az üç kesimden muhatabı olduğunu düşünüyorum. Birincisi çoktan kaybetmiş olduğumuz nesillerdir. İkincisi bugün hayatın içerisinde yol almış olan bizim gibiler, üçüncüsü ise genç Çerkesler’dir. Soruları birleştirerek ilerlersek öncelikle; geçmiş nesillerin verdiği her mücadelenin, koruyabildikleri her sözcüğün önünde saygıyla eğiliyorum.
Bugün ise her hangi bir halktan kadın kimliğiyle yaşadığımız topluma baktığımızda ‘kadının adı hala yok’ demek bile durumu yeterince ifade etmiyor. Şirket yönetim kurullarında dişiyle tırnağıyla yer alan kadınlara mı yöneltsek gözlerimizi yoksa cezaevlerindeki açlık grevlerinde solanlara mı, her Cumartesi Galatasaray’da oturan kayıp annelerine mi, bir plazanın camından aşağıya atılmış genç bedene mi, aile içi tecavüz kayıtlarından hiç bahsetmesek bile çocuk gelinleri de mi görmesek, muhalif kadın kimliklerine göz ucuyla bile bakmasak, kendine açtığı alanda üreten var olma mücadelesi veren kadınları görsek, aileyi bir arada tutan, ışık olan… Bu toplumda kadına değin ne yapsak, ne söylesek zor. Çünkü anaerkil dönemin sonrasında atılan her adımda kadın kendisi için tanımlanan alanda oynamış oyununu ve tanımlayan hiçbir zaman kendisi olmamış. Tevrat’ın kutsal kelamı içeren kısmı Torah, İsrailoğulları’na sunulmuştur ve evet bu ilk sunumun öncesinde kadınlar Tapınak dışına çıkarılmıştır. O günden bugüne, o inançtan bu inanca, o kültürden bu kültüre değişenler ve değişmeyenler üzerine düşünmeye değer bence. 
Bugünün Çerkes kadını işte bu toplumda yaşıyor. Bu yüzden; toplumdaki diğer kadınlardan farklı ne varsa önce tutmak gerekir bence. ‘Muhafaza etmeye değer olanı muhafaza etmek’ bazen ilerici bir eylem olabilir. Tutabilmek ve aktarabilmek için ise bırakmak zorunda olduklarımız olabilir. Yüksek sesle talep etmenin tuhaf karşılandığı bir kültürde sokağa çıkıp ‘anadili onurumuzdur’ demek bir şeyleri bırakmayı gerektirir. Bugünün Çerkes kadını, arkaik kültürdeki Çerkes kadınının konumu kimi yönlerden bugünkü toplumdan ileri olduğu için kültürel kimliğinin kaybolmamasını ister ve bunu mümkün kılmak için vazgeçmesi ya da tutunması gerekenlerin neler olduğu düşünmeye değer. 
Soruların üçüncü ve en önemli muhatabı olan genç Çerkeslerin gözleri bizden çok daha fazlasını görecektir. Onları bekleyen mükemmel bir iklim krizi, ekonomik kriz, savaş, devrim, karşı devrim, teknolojik devrim olabilir. Yapay zekâya Çerkes kimliğinin aktarımını bile konuşacaktır belki bir gün şimdi arka odada ders çalışan, ya da parkta oynamakta olan. Korkarım ve umarım ki, o da soracaktır bir gün;
Çerkes kadını kültürel kimliğin kaybolmamasını neden ister ve neyi farklı yaparsa bu mümkün olur?

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.