01 Kasım 2018, Perşembe

Boşluk doldurma

 

Kafam çok karışık, çünkü içinde düşünüp durduğum her şeyin sırası karışık, oysa toplumsal konularda sorunların ve çözümlerin bir sıraya doğru düşünülmesi gerekir. Kafamdaki karmaşıklığın sebebi; düşünüp durduğum şeylerin hangi sıradan başlayacağını bilemiyor olmak. Hepsi birbirinden önemli olan sorunlarımızın hangisinin çözümü bir diğerinin anahtarı? Beceremiyorum. Kafamın içindeki bu karmaşanın bir bölümünü gazetenin arasına koyup sizlere servis ediyorum, afiyet olsun.

Kendi küçük geçmişime bakıyorum; kendi küçük geçmişim benden daha büyük. Her şey iç içe girdiği için mi, yoksa her şey birbirini dışarı ittiği için mi emin değilim, ama emin olduğum şey minik bir kaos yaşadığımız. Toplumumuz bir refleks kazanmış ama daha yeni doğmuş bir çocuğun refleksi gibi. Bizler; Canberkler, Kadirler, Gülinler, Ümitler, falanlar, filanlar olarak bir şeyler yapmışız. Yaptığımız her şeyde adını Çerkesler koymuşuz. Her yere girmişiz; özel alanlara, derneklere, federasyonlara, siyasi partilere... Eskiden bazı yerlere girerken siyasi düşüncemizi askıda bırakıp sadece Çerkes olarak girmemiz istenirdi ya bizden, sanki bizde işte tüm bu yerlere girerken Çerkesliğimizi giyinip girmişiz her yere. Ama toplum dışarıda kalmış biraz her şeyden, çünkü girdiğimiz her yere toplumdan çıkarak girmişiz.

Çünkü zaman hepimizi küçük adalarda yaşamaya zorluyor. Birlikte yaşamak bir seçim değil, bir zaruret artık. Artık ya sen dışarıya çıkarsın ya da dışarı içeriye gelir. Aklımdaki bu hikaye; peki bizim dışarıya çıktığımız yerler neresi? ya da dışarıdan içimize giren şeyler neler? Emin değilim. Çünkü artık birçok Çerkes genci gibi; hem dışarının hem de içerinin bir parçasıyım. Hangi parçam içerinin, hangi parçam dışarının; aklım bu iç-dış karmaşanın hangi argümanlarında çatışıyor, şahsen yaşadığım bu kriz halinin Çerkes toplumundaki durumu ne? Kestiremiyorum. Siz kestirebiliyor musunuz?

Öyle ki; sen kendini Çerkes olarak dışarı çekersin, ama onlar seni Canberk olarak, Setenay olarak, falan olarak-filan olarak içeri geçirmenin bir yolunu bulurlar. Böylece sen içeride olursun ama Çerkesliğin dışarıda kalır. Seni bir şeylere bulaştırırlar, önce sen olarak bulaşırsın içeride, dışarıya çıkarken ya paçanda, ya kalbinde, ya aklında seninle gelir bulaştığın şeyde dışarıya. İçeride neye bulaşmışsan işte, tıpış tıpış yürüyerek gidersin onu Çerkesliğe bulaştırmaya. Zerre zerre bulaşır, senden-benden-ondan… Aynıları birleşir önce, sonra farklıları çatışır. Artık senin Çerkesliğini dışarıda bırakıp içerisine girdiğin ne varsa Çerkesliğin içine girmiştir işte.

Hikayemiz bu.

Bu sadece Canberk’in gerçekliği değil, hepimizin gerçekliği. Toplumun dışarı kapalı olduğu her zaman birileri dışarıyı içeriye taşıdılar zaten. Bizi tanımladılar, kodladılar, parçaladılar. Hep başkalarının tanımına uygun Çerkesler olduk, bize anlatılan Çerkesliği yaşamaya başladık. Tarihimize uymayan, gerçekle bağdaşmayan şekillerde bütün mantıksal boşlukları hiçe sayarak bir kalabalık oluşturduk. O boşlukları başkaları doldurdular. Başkalarının doldurduğu boşluklarda çözülmeye başladık.

***

Yazının başına farklı bir yerden dönelim.

Yıllar yıllar önceden, Çerkeslerin içine kapanık olarak kendini koruduğunu sandığı dönem, korunmayan çok şeyimiz; ama en çokta korunmamış gençliğimiz ortaya çıktıkça kapanıyor. Olabilecek en iyi başlangıç sayılamaz ama hiç başlamamaktan çok daha iyi olduğu da inkar edilemez. Bizim elimizde olmayan birçok değişim geçirdik; bunlardan en kırıcı ve yaralayıcı olanı kuşkusuz soykırım ve sürgündü, bu askeri bir politikaydı. Daha sonra bizlerin farkına varamadığı sosyal politikaların bizi sürdüğü yerleri göremedik, unutmamamız gerekenleri unuttuk, hatırlamamız gerekenleri yok saydık. Küçük ve izole köylerden şehirlere, şehirler meydanlara doğru yavaş yavaş akıyor hala. Arada birçok boşluk var o günden bugüne. Bilinçsizlik, söylemsizlik, eylemsizlik, tepkisizlik... Hepsi birer boşluk.

Bilgi var ama bilinç yok, ses var ama söylem yok, hareket var ama eylem yok, his var ama tepki yok. Hepsi ayrı ayrı boşluk ve her boşluğun içinde ayrı ayrı çok daha fazla boşluk bulunuyor. Çünkü doldurmamız gereken birçok yeri öyle bıraktık. O boşlukları başkaları doldurdu. Bugün de dolduruyor, o boşluklar olduğu sürece birileri de hep doldurmaya çalışacak zaten.

Bugün olan şey bu değil mi zaten? Boşluk doldurma.

Derneklerimiz var, derneklerimizin doldurduğu bir boşlukta var ama derneklerin doldurduğu boşluk yetmiyor. Derneklerimizin bıraktığı boşluğu hayat dışarıdan doldurup duruyor. Dışarıdan doldurulan yerlerimiz ise hep birbiriyle çatışıyor ve en büyük boşluğumuzu besleyip duruyor: siyasi birlik! Neredeyse giydiğimiz elbisenin bile siyasetle belirlendiği şu çağda; siyasi birliğimizin sürekli dışarıdan beslenen boşluğu bizi eritiyor. Herkes dışarıdan doldurduğu siyasi kimliğiyle kendine göre doğru olan birçok şey yapmaya çalışıyor halkı için.. bunu yaparken uzlaşma ve hoşgörünün yeri olmadığı için; kendisinden olmayanı yok sayarak ve daha da beteri yok etmeye çalışarak bir şeyler yapmaya çalışıyor.

Bir televizyon kanalının önünde protesto yapılmış, sebep-sonuç ilişkisi belli ama sorulması hiçbir işe yaramayan o sorular meydanda cirit atıyor:

-Kim yapmış? Organizatörü kim? Kurumlarımız varken neden onlar yapıyor? vs. vs.

Sonra kendi sorduklarına cevap veren arkadaşları tarafından söylenmesi hiçbir işe yaramayıp hatta halkı yaralayan, tiksindiren, korkutan, çekindiren cevaplar çıkıyor:

-Onlar falancı, onlar filancı, onlar öyledir, onlar böyleler...

Onlar eylemi yapanların kim olduğunu, nasıl olduğunu, neler yaptığını açıklamıyorlar aslında verdikleri bütün uzun cevapların kısaca özeti şudur:

“BİZDEN DEĞİLLER VE BİZDEN OLMAYAN HERKES KÖTÜDÜR.”

 Televizyon kanalının önündeki protesto, kanalın insanda hiç iyi şeyler çağrıştırmayan o yayınından sonra Çerkeslerin önündeki bir boşluktu. O boşluk beğenmediğiniz kişilerden önce ilk başta sizler tarafından pek tabii doldurulabilirken; o boşluğu orada bırakıp, büyümesine izin veren siz değil misiniz ki; o boşluğa dolanları eleştiriyorsunuz. Önce siz neredeydiniz; onun özeleştirisini yapmalısınız. Boşluğun kaderi dolmaktır… Bugünde doluyor; kim dolduruyor, iyi mi?-kötü mü? bu farklı bir konu... ama yıllar önce arkadaşlarıma söylediğim gibi; mücadelemizin kaderi, dört tarafı duvardan salonlar olmamalı.. meydanlara-sokaklara çıkartmalıyız! Neticede yıllar öncesinden cumhuriyetin yürüyüş yolları altına serdiği kum; ait olduğu yere gitmemiş bile olsa; adını koyuyor artık. Kumsalı görüyor, tanıyor, biliyor. Hesabını, öfkesini, neşesini, talebini; salon beyefendilerinin keyfine bırakmıyor. Kendi içinde yanıp, kül etmiyor hiçbirini bunların; ufacıkta olsa, bir kibritlik dahi yansa; çıkıyor sokağa, öyle yanıyor. Çerkesler bayraklarını süslediklerini yıldızlarla buluşmaya, gökyüzünün altına çıkmaya başlıyorlar. Çerkeslerle gökyüzü arasındaki o soğuk ve renksiz duvarlar yıkıldıkça; sesleri duyulur oluyor. Arada çok boşluk var evet, evet birileri o boşluklara dolmaya çalışıyor.. Kimileri o boşlukları, kimileride o boşlukları dolduranları koyuyor masaya işte; diyor ki bu boşluk olmuyor, olmamalı. Buraya şunlar gelmiş, bunu onlar yönetiyor diye… Acaba o boşluğun kendisi siz olabilir misiniz? Orayı boş bırakan siz misiniz yoksa? Gökyüzünün altından uzak, salonlarda; boşluk doldurmacayı tartışıp; Çerkesliğin içini oya oya bitirmekten usanmadınız mı?

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.