Image

Oubykh Nal İzinde -Okan İşcan
Oubykh Nal İzinde
oubykh@hotmail.com
Tüm Yazıları

01 Nisan 2019, Pazartesi

Bu satırlar kaybolmayacak...

Bitmesini istemediğim bir kitap...

 Belki sonunu bildiğim için, belki henüz sonu olmadığı için hiç bitmesin istedim...

 Belli ki daha ilk kitap. Onun hikâyesinden sonra kendimi de yazarım diyor yazan...

 Erkek kardeş, diğer kardeşler, belki anne...

Sonra Su’yun, Setenay’ın hikâyeleri...

Ben bile içindeyim, bilmeden girmişim imzalanmış sayfaya...

Tek bir kitapta ben de varım artık, sizin olduğunuz gibi...

Temel daha derin kazılsaydı, kim bilir neler çıkacaktı o topraktan... Üstünde oturan Kibele’nin izleri çıkacaktı...

Mavi boncuk gözleri ile seksenini çoktan deviren o temelin en güçlü taşı...

Etrafında diğer taşlar, her biri bir köşede...

 Dört köşesi tutulmuş...

 Pikabın elmas iğnesi yok diyorlar...

Kim inanır, Elmas Anne çalıyor tüm plakları...

Taş plak sesi bir başka çıkar, üzerinde başka ses olmaz... Yürekten çıkar o ses, meyhane adabıyla sessiz dinlenir...

Haliç’te herkesin herkesi bildiği dönem...

Hamursuz’la Paskalya’nın, Şeker’le karıştığı... Bir tek keyfe kadeh kaldırılan, sigara dumanının eksik olmadığı...

 Dans ettiği...

...

Sessiz kalmış bir köşede, taş olan yüreklere inatla, iki mavi okyanusu barındıran bakışlar...

Kıyamıyor ana yüreği, elimi kavrıyor...

Sahipleniyor. Ben demiştim, ben de evin bir oğluyum diye, kendime yer seçerken...

Bir cümle yüreğimi yakmıştı...

Nefes alamaz olmuştum...

 ...

Bizim evde çay ziyan olmaz, hiç ziyan olmaz...

Çay kederden demlenir, buharı götürür içeni bir yerlere, gittiği gibi geri dönmez içen.

Nuridin’dir çay getiren...

 Ferhan ile Elmas kardeştir...

 ...

Rıza Kuas ve Niyazi Kuas...

 Bigalı Hoca...

 Musalla taşı arasından geçerek çay içmeye gidilen misafirlik...

Temelden çıkan bir toprak parçası...

İki mavi boncuk, iki dünya misali aydınlatıyor, yoldan gidenleri...

Laf arasında, sözden nasibimi de alıyorum, demek sevilmişim...

Yok daha ileri gitsem, pul biber gelecek ağzıma...

...

Biga’dan gelen asker Şemsi, postalla Hasköy’de Bigalı Mehmet Emin’i arıyor...

Bir tesadüf müdür, Mahmut bir demlik çay göndermiştir, o kokulu çayından...

Tophane’den Hasköy’e, o bir demlik çayın methi gider...

Tek Şekerli Çınaraltı...

Bülent Uluer, Bülent Utku...

 Adaşlar yerini almıştır...

 ...

İkbal’in öğretmenidir Coco...

 İkbal’in eşi bilir Coco’yu...

Şirin mi şirin...

Cuma, Cumartesi, Pazar...

Bir farkı yoktur, ne Pazartesi ne Perşembe...

Günler eksilmez bir günü çıkarsak, günler uzamaz bir gün eklesek...

Gün mefhumu kalmış mıdır, bir nefes alınamaz iken...

 ...

 Cemile, valiz dolusu gidiyor...

 Götürdüğü çorap değil...

Götürdüğü ile kalmamış, her bir sayfa da gitmiş valizle...

...

Yazmayacağım dedi, ben daha ne yazacağım...

Yazacağım yazılmış dedi...

 ...

Sünnet takkesi...

Lokum konmuştur ama, kalmasa da tadı kalmıştır...

Elmas Anne’ye hediye...

 Anneler Günü hediyesi ayrı...

 ...

Tüm annelere...

Bir yağdanlık, bir gece değil bir ömür yanan yağdanlık...

Bir pikap...

 Zerre toz yok üzerinde, eski fotoğraflar arasında Elmas...

Bir dönüyor, bir daha dönüyor...

Che çoraplarından bir tanesi bana hediye geliyor...

 ...

Bitmesini istemediğim kitaptı...

Sonunu bildiğim için...

Süreyyapaşa Plajı...

Denize girilen zamanlar...

Haliç’in vapurla karşıdan karşıya geçildiği zamanlar...

 Üç imza var...

 Işık var...

Unutma var...

 Sessiz bir imza var...

 ...

Eksik yanlış bilgiler var, üç köşe taşına göre...

Dördüncü ile yol alınan sayfalar...

 ...

 İsmail Hakkı var...

 Yazlık sinema var, içine leblebi atılmış gazoz var...

Beyaz gazoz dışında gazozun olmadığı zamanlar...

 ...

Askıda unutulan palto, koltukta bırakılan gömlek...

...

 Fedakârlık... Alabilene, hissedebilene...

...

Yatalak babaannenin mirası geçmiş torunlara...

 En azından ve şimdilik dördüne birden...

 ...

Unutulmadı, unutulmasın...

İki mavi gözün gördüğü her yerde...

 O zamandan beri Elmas’ı bırakmayanlar...

Söz istedi benden, söz verdim...

Fotoğraf ete kemiğe bürünecek...

...

 İki mavi boncuk göz, iki ayak üstünde dimdik ayakta...

Umuda umutla bakıyor...

İki şiş ile bir yumak top...

Menekşe mavisi...

Yumak olmuş ip, yavaş yavaş kullanılıyor...

 ...

Cadde-i Kebir...

Bir yürek sığmamış, diğerleri nasıl sığacak...

Eski kıyafetler, eski dostluklar...

 Sahipli, üç kardeş tarafından...

...

Köy zamanları, en güzel zamanları...

Güneşin, esmer yaptığı zamanlar...

 ...

Daha çok eksik, yazılması gereken az değil çok...

Gece ile gündüz hep eşit...

Değişen bir şey yok, her gün aynı, gece ile gündüz eşit...

 ...

Deniz, gündüz çarşaf...

Deniz, gece hırçın...

...

Bu satırlar kaybolmayacak...

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.