01 Kasım 2019, Cuma

“Çerkes Sorunu” - 1

 

       Çerkesler bu toprakların yerli halkı değil, hiç olmadılar ve olacak gibi de değiller. Zaten şöyle basitçe incelediğinizde bu toprakların yerlisi olmuş bir Çerkesin, artık pek de Çerkes olmadığını da rahatça görebiliyorsunuz.

       “Çerkes Sorunu” çetrefilli bir mesele, bir yanından tutabilmek için sadece tutacağınız yanı araştırmanız yetmez. Eğer öyle bir hissiyata kapıldıysanız bu yazacaklarımı dikkate almanızı şiddetle öneririm. Çünkü eğer öyle yaparsanız, Çerkes sorununa el attığınız tarafta ağzınızla kuş tutsanız, dönüp dolaşıp sıfıra dönmeniz an meselesi olur. Bunun sizi hayal kırıklığına uğratması en küçük derdiniz olur, hayal kırıklığına uğramak yetmezmiş gibi bu yaptığınız size yapışır, yaşama sevincinizi bile sömürür. Böylelerini görebilmek için, yüzeysel olan tartışmaları bir kenara bırakın ve Çerkes sorununun diplerine inin! Dipte bu sorunun bir tarafından tutup, hayal kırıklığına uğramaktan bitap düşmüş, yaşama sevincinden emare bulunmayan insanlar göreceksiniz. Onlar içten içe bizlere Ahmet Kaya’nın “Ben yandım, siz yanmayın Allah aşkına” diye seslendirdiği bir şarkıyı okurlar.

       Ha! Amacınız, Çerkes sorununa en kısa tanımı aramaksa ve sadece bu tanımı bulup gidecekseniz, en baştan  yazdığımı, bir iki tarih öncesine dayandırarak tekrar etsem özeti bulursunuz.

     “Çerkes Sorunu”, Çerkeslerin kendi iradeleri dışında yurtlarından sürülmeleri ve sürüldükleri topraklara ait olamayışları, hiçbir zaman olamayacakları gerçeğidir. Olmakla olmamak arasındaki şu incecik çizgi, Çerkes olup-olmamayı belirliyor. Ya bu topraklara aitsin ama Çerkes değilsin. Ya da Çerkessin ve bu topraklara ait değilsin.

***

       Sorunun birincil çetrefili işte burada başlıyor.

          *Ana-babadan Çerkes olup, kendini bu topraklara ait hissedenlerin Çerkesliği tapulamaları,

          **Kendini bu topraklara ait hissetmeyip Çerkes olanların Çerkesliği kamulaştırmaları!

         *Şimdi ana-babasından Çerkeslik miras alarak, kendini yeryüzünün en Çerkesi sayan arkadaşlara 2015’in Kasım ayında yazdığım “Trans-Çerkesler ile Bölünmek” isimli makalemden bir alıntı yapacağım, fakat belirtmeden edemeyeceğim ki sözüm sınırsız, vatansız, ulussuz bir dünya isteyen, kendini insan olarak tanımlayan ve dünya vatandaşıyım diyen Anarşist, Komünist, Sosyalist, Liberal vd. arkadaşların dışına, ancak böyle bir şeyi hayal bile edememiş, hiçbir sınıf ve dünya hayali olmayan arkadaşların tam içine:

      Bildiğiniz, kendini buğday hangarında sanan tavuklar sürüsü gibi, yitip giden şeylerinin içinde varmış gibi davranıyorlar… Fakat yoklar, olmayacaklar, olamazlar. Bugün onlara baktığımda gördüğüm tek şey, hiçlik. Zavallı hallerine aldırmadan, sanki güçlüymüş gibi, varmış gibi bağırıp duruyorlar. Hem de Çerkeslik taslayarak. Azıcık sağınıza solunuza bakınınca bu zavallıları mutlaka göreceksiniz, azıcık Çerkeslik biliyorsanız da anlayacaksınız ki bunlardan ne köy olur ne de kasaba.. Çerkeslik adına hiçbir değerleri kalmadığı gibi, insanlıktan da kırıntı taşımayan bu kişileri insanlık onurunu taşıyan, Çerkeslik kaygısı bulunan insanların orta yerinden bölüyoruz, çok mu? Gel gelelim bunun ne zararı var? Böyle rezil, ahlaksız, küfür etmekten utanmayan, yalan söylemekten çekinmeyen, aidiyet hissi kalmamış, kendisi pislik olduğu gibi bir de, pisliğini değdiği her yere bulaştıran bu Trans-Çerkesleri, içimizden safra gibi söküp atmak sizi temin ederim ki bu onurlu halkın faydasınadır.

       Bunu söylemekten hiç çekinmiyorum, hiç çekinmeyeceğim. Nasıl ki insanda kanser kendi hücresinin başkalaşım geçirerek urlaşmasıyla oluyorsa, işte toplumdaki kanser de ağzından küfürden başka şey duyulmayan, ahlakını yitirmiş, onurunu ekmeğe, kaba, şöhrete, saraya satmış kısacası başkalaşım geçirmiş kendi bireyinin urlaşmasıyla oluşuyor. Bundan kurtulmalıyız.

       Alıntıyı yapmadan önce bazı arkadaşları sözün dışında tuttum, çünkü onlara saygı duyuyorum. Bir de hiç kimseyi incitmemek için, kısa bir açıklama da yapayım. Yine 2015’in Mart ayında yazdığım “Biz kendi içimizde uzlaşabildik mi ki?” isimli yazımda yukarıda Trans-Çerkes olarak bahsettiğim kişileri şöyle tarif etmiştim:

        ...Biyolojik Çerkesiz, psikolojik Türküz diyorlar...

       En baştan söylemiştim. Çerkesler bu toprakların yerli halkı değil, hiç olmadılar ve olacak gibi de değiller. Çünkü bu topraklarda bir insan topluluğuna halk değeri katan her şeye yabancılar ve aykırılar. Dil, kültür, gelenek, aile yapısı, aile ilişkisi, aile hiyerarşisi, toplum düzeni vs. her şeye… Böyle iddia edenler, bu topraklara ait hissedenler mutlaka ama mutlaka Çerkesliklerinden ödün veriyorlar. Bu gönüllü olsun, gönülsüz olsun... Bilerek olsun, bilmeyerek olsun... Bir şey uğruna ya da hiçbir şey uğruna, hiç fark etmeden geçerli. Biz bu topraklara ait hissetmenin her evresine en basit tabirle “Asimilasyon” diyoruz. Üzülüyorum ama ağlamıyorum. Herkes istediğini yapmakta, dilediğini yaşamakta özgür.

      Bir Çerkes, yaşadıklarının vicdani ağırlığının referansını kendi tarihinden bulmuyorsa, bir vuku karşısında adalet terazisini kendi gelenekleri oluşturmuyorsa, eğer kendi yurdu varken bu topraklara benim vatanım diyorsa, kendi dilinde şiir yazmak, şarkı okumak için çaba sarf etmiyorsa, çocukları en kolay ve en doğru biçimde kendi dilini konuşsun istemiyorsa annesi Guashe olsa kendisi Çerkes olabilir mi?

        Umursamıyorsa da, biz de bu toprakların edebiyat üstadı Yaşar Kemal’den kendilerine bir söz iletir ve susarız.

     “Çerkesler şunu bilin: Bir adem oğlu çıkıp Çerkes olduğu halde ben Çerkes değilim derse, güle güle gitsin Cehennem’in dibine...”

        Ve emin olun, “ben Çerkes değilim” demenin tek yolu, bu cümleyi kullanmak değildir!

***

       Şimdi bir de inatçılığıyla bile anlaşılacak kadar Çerkes olan, Çerkes hisseden, tarihini, geçmişini, dilini, kültürünü, vicdanını unutmayan, mücadelesini sürdüren ama Trans-Çerkeslerden tekrar Çerkes yaratmak için kendini heba eden insanlara, bir Yaşar Kemal’lik daha konuşayım!

       Arkadaşlar, yapmayın etmeyin. Heba ettiğiniz emeğe yazık. Bakın Yaşar Kemal yukarıdaki sözlerinde, direkt size konuşmuş: “bırakın gitsinler “Cehennem’in dibine”… Çerkes sorununu çözecek olan nicelik değil, niteliktir. Nüfusun çok olduğu kadar güçlü sayılan zamanın bir tık ilerisindeyiz. Çerkes sorununu siz, biz hepimiz bu Trans-Çerkesleri yok sayıp doğru-düzgün ele aldığımız gün çözmeye başlayacağız.

 

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.