Image

Ali Çurey
Kalem (Тхыпкъэ)
alicurey@jinepsgazetesi.com
Tüm Yazıları

01 Aralık 2018, Cumartesi

Çerkeslerin kültürel kimlikleri

Çok değerli dost ve arkadaşlarım, yazılarıma gösterdiğiniz ilgi için hepinize yürekten teşekkür ederim. Sağ olunuz.

Sevgili dostlarım, inanın ömrümde hiçbir insanı veya toplumu, değil küçük görmek fiskelenmesine bile tahammülüm olamaz ve olmadı. Ben sadece gayriihtiyari olarak mensup olduğum toplumun, yani Çerkeslerin kültürel kimliklerinden ve onların tarihsel yolculuğundan söz ediyorum. Neden bunu yapıyorum? Yanıtım; çünkü “o dili” biliyorum. Ve “o dilin” insanlık tarihi için taşıdığı katkının önemine inanıyorum. Bu sadece “Çerkes dili ve kültürel kimliği” için değil “yok olma” tehlikesi içinde olan tüm diller için geçerlidir. Az buçuk insan dilleri ile ilgilenen her bireyin bu konuda duyabileceği bir anlayış. Elbette ki bu konuda benim de kusur, eksik ve hatalarım vardır. Ve olmaya devam edecektir. Kolay mı eksiksiz insan olmak?

Sevgili dostlarım, ben Çerkeslerden söz eder ve yazarken, canım sınıf arkadaşlarımın bana tahammülleri hiç eksilmedi. Sağ olsunlar!

Sevgili dostlarım, şimdi birazcık sitem edeceğim. Kime? Niçin ve Neden? Doksan yıl önce Türk Kurtuluş savaşında lehte veya aleyhte, kişisel veya gruplar bazında meydana gelen bir olay halen neden konuşulur. Ve ülke yararına ne getirisi vardır. “Hain Çerkes Ethem” meselesi?

Hele şu anda ülkenin can alıcı sorunları varken. Ve işin acısı da konuşanlardan biri, akla hayale gelmedik şantaj ve kumpaslarla emekli edilmiş ve hapis yatmış, eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın İlker Başbuğ olunca, ister istemez acım artıyor. Zira “ihanet” ve “hainlik” sözcüklerinin ne anlama geldiğini ve gelmesi gerektiğini bizzat yaşamış bir insan olarak. Daha fazlasına, bir meslektaşı ve mesleğim gereği “komutanım” dediğim bir asker için söylemeye dilim varmıyor! Daha da dramatiği, hepimizin sevdiği ve saygı duyduğu ünlü tarihçi Sayın İlber Ortaylı ile birlikte oluşları. Ve tarihçinin bu konuya “gıkının” çıkmaması. Anlıyorum, konu “Nutuk”a geçmiş bir meseledir. Ama zamanlaması kötü.

 Sevgili dostlarım, ünlü bir deyim vardır. “Ölü bir değil ki ağlayasın, deli bir değil ki bağlayasın” misali. Daha önce yine ünlü tarihçi Sayın Murat Bardakçı’nın hakaretleri ve şimdilerde de Kanal D’nin hezeyanı. İster istemez aklıma kötü şeyler geliyor. “Sanki birileri Çerkesleri gündemde tutmak istiyor”. Bilemiyorum. Belki de ben abartıyorum.

Sevgili dostlarım, bu hususta sitemim elbette ki sadece birkaç şahıstan ibaret değildir. Mevcut yönetim ve onun ilgili ve de bilgili sorumlu kişi ve kurumları nerede? Benzeri bir söz ve yazı kendileri için olsa ne yaparlardı? İnanın yer yerinden oynardı. Ama “tık” yok. Bu susan yönetim, kişi, kurum ve kurullara bir sorum olacak:

 -15 Temmuz kalkışmasında rol alan kişilerin kökenleri nedir?

Onların da kökenlerinin başına “HAİN” sözcüğü neden koymuyorsunuz?

Hoş, günümüzde siyasi kimliğimiz olan “Türk” kavramı bile tartışılır hale geldi! Ne diyelim? Sözün bittiği bir zaman diliminde yaşıyoruz.

Sevgili dostlarım, bir de hukuk adına mangalda kül bırakmayan Çerkes ve Türk Hukukçuları nerede. Bu olay, yani “D” kanalındaki hakaret meczup bir kişinin veya ciddiyeti olmayan söylemlerdir mantığı ile mi geçiştirildi. Tamam, aklımızla alay edilmesine alıştırıldık. Ama zar zor korumaya çalıştığımız “canlı varlığımıza” birazcık saygı duyun. Kediye, köpeğe ve nesli tükenmekte olan pek çok canlı türüne duyulan ilgi kadar; çok mu zor bu kadar ilgi duymak? Ülkemiz ve insanlarımız birlikte çok güzel.

Şayet bunu koruyamazsak “Birlikte var olamayanlar, birlikte yok olurlar” hükmüne uğrarız!

Sevgili dostlarım, şimdi konu ile bağlantısını düşündüğüm (Çerkesler adına) bir meseleden birazcık söz etmek istiyorum. Biliyorum, “Her meselemiz hal oldu, sıra buna mı geldi?” diyeceğinizi. Ama şu kadarını, yani neden “Biz Çerkeslere bunca hakaret?” sorusunu aklınızda tutun. Tutun ki sözlerimi “niyet okuma” bilgeliğine kurban etmeyin.

Köle ve kölelik nedir? Soruya gelin hep birlikte yanıt arayalım. Önce bu sözcük hangi dile aittir? Hepimizin hiç düşünmeden vereceği yanıt, “Arapça, Farsça, Türkçe” vs. olacaktır. Ben araştırdım. En son “Sözlerin Soyağacı” isimli Sevan Nişanyan’ın lügatından aldığım bilgi şudur;

Köle: Esir - Hizmetçi - Tü Kölük (yük hayvanı)

Moğolca - Kölüsün (ücret-maaş-icar) paralı asker

Arapça - Gulam (köle) “gilman” biçiminden uyarlanma ihtimali üzerinde durulmuştur.

Sevgili dostlarım, neden bu sözcüğe takıldığımı bir önceki yazımda belirtmiştim (Rabia sembolü-Aydınların ve Yargıçların Köleliği-Türk’e Hakarete Ceza Yolda-Sözcü Gazetesi-Soner Yalçın, Emre Kongar). Ancak eksik kaldığı düşüncesi ile yeniden değineceğim. Fakat burada pek çok dildeki anlamına girmeyeceğim. Zira o denli yetenekli değilim. Onu merak edenlerin tekeline bırakıyor, ben Çerkescedeki ifade ve etimolojik açınımından söz edeceğim. (Kendi tarzımda).

 Çerkescede “пщылI” sözcüğü vardır. Bu sözcüğü açarsak, “пшы” -lider-yönetici-önder- bir kısım Adıge lehçelerinde “kayınpeder” anlamında da kullanılır.

ЛIы - Adam- Erkek (öğünme payı olmaksızın), Erkek adam anlamındadır. Birleşik olarak; “пшылI” önderin -liderin- yöneticinin veya yetkilinin adamı- yardımcısı anlamındadır. Sözcüğün eylemsel varlığı, bilinebilen insanlık tarihi ile akrandır. Herhangi bir kişi veya topluma özgü değildir. Zamanla değişen, koşullara ve mekânlara bağlı olarak gelişen “tanımlamalar” ise işin özünü değiştirmemiştir. Sadece “Ekonomik Güç” ve “Dinsel İnanç” merkezli yeni isimlerle ifade edilmiştir. Ve halen de öyledir. Kısaca “üretim ilişkileri” çerçevesinde devam eden bir kavramdır. Onun için de günlük yaşantımızda çeşitli adlarla dile getirilmektedir. Bazen kol, kültür ve sanat emekçileri; bazen de daha evrensel olması için “proletarya” kavramlarıyla varlığını korumaktadır.

Sevgili dostlarım, Çerkesceye bu kavram ne zaman, nasıl ve neden girmiştir? Yukarılarda belirttiğim gibi kavram ve içeriği belli nüanslarla insan toplumlarının tümünün tarihsel varlıklarının pratiğinde mevcuttur. Elbette ki Çerkesler de bu gerçeğin içindedir. Bugün için Türkçede; Irgat, Azap, Yanaşma, Hizmetçi, Bakıcı, Korucu, Kapıcı, Bekçi ve Sığırtmaç gibi.

 “Korunan” ve “Koruyan”, hizmet alan ve hizmet veren ikilem devam etmektedir. Çünkü günün ve çağın koşulları bunları zorunlu kılmaktadır. Tarihten bilinen bu ilişki zincirinin halkalarını kırmak için verilen en kanlı savaşlardan biri hepinizin bildiği Spartaküs’ün (CыпэрытакIуэ) liderliğinde verilen kurtuluş savaşıdır. Ve dahası! Kısaca, adı ve sanı ne olursa olsun bir sömüren ve bir de sömürülen ikilisi var olmuştur. Yani bu ilişkinin “Kanla-Asaletle” değil, “Sefaletle-Canla” irtibatı vardır.

Sevgili dostlarım, hiçbir inanç türü ve sistem bu duruma çözüm bulamamıştır. Neden? Bunun somut yanıtını bulmak elbette ki benim harcım değildir. Ama insan aklı ve yaşam pratiğimiz ilgilenenler için akıl dışı sayılamayacak doneler sunmaktadır. Yani, İNSANIN VE TÜM CANLILARIN ÖLÜM KORKUSU yaşadıkları? Elbette ki “korku” salt ölümle sınırlı değildir. İşsiz, aşsız, kimsesiz, kısaca “insan” denilen varlığa özgü akıl içi korkular. Zannımca, şu anda yani günümüzdeki “ortak” paydalarımız. İnsan bu korkularını tamamen yok edemedi ve edemiyor. Ne yapıyor? Kendi imkânları çerçevesinde en asgariye indirmeye çalışıyor. Hepimizin uğraşı bu yönde.

Sevgili dostlarım, bu uğraşta yolumuza çıkan yapay ve doğal engeller vardır. İşte bunları aşamadığımızda, yardımcı ararız.

1-      Daha güçlü birine yönelmek-somut-, ondan da aradığımızı bulamayınca soyut muhayyel bir güç ararız. O da;

2-      2- İnanç (Göksel veya Görsel), kısaca “Sığınma” duyumuz, “Sığınağı” yaratır. İşte onun adı “Efendi”dir, Ağadır, Paşadır, Padişahtır, Kraldır. Dahası yönetimlerdir. Devlettir. Yönetenlerdir. İnsanoğlu bunların zulmünü de azaltmak için “Demokrasi” adı verilen bir sistem buldu. Ama ne yazık ki “o” da efendi-köle ikilisinde “iğdiş” edilerek gerçek anlamı ve işlevinden saptırıldı. Çerkesler bu genel tablo ve gidişatın dışında mıdır? Elbette ki hayır! Hiç abartmadan bir ayrıcalık duygusundan uzak kalarak şöyle bilebildiğiniz ve yaşadığınız her hangi bir iş kolunda kendi durumunuzu hatırlayın. Kim, kimlere ve ne için “Efendim” demek zorunda kaldınız? Her halde bana “Çok nazik olduğum için” diyemezsiniz. Yani demem şu ki, Köle-Efendi ilişkisi pek çok sahada isim değiştirerek devam ediyor.

 

Notlar: 1- Ortak düşmanımız: Bilgisizlik, Bilinçsizlik, Gaflet, Dalalet ve Hıyanettir. Kısaca cehalettir. Tarihi olayları, olumlu veya olumsuz, vuku bulduğu zaman, mekân ve imkânlar içinde değerlendirilmelidir. Çerkes kardeşlerimden istirhamım: Çerkeslerle ilgili her türlü tarihsel olayları yukarıdaki hükümlere uygun olarak değerlendirsinler. Aksi takdirde bugünkü kusur, hata ve eksikliklerimizi de gelecek nesiller, kendi koşulları içerisinde değerlendirdiğinde, hepimizi birer hain veya “günü kavrayamamış” zavallılar olarak değerlendirirler.

2- “Çerkes olmak nedir?” sorusu ile sık sık karşılaşıyorum. Yanıtım şudur; “İngilizim, Fransızım, Rusum, Türküm, Arabım, Ermeniyim, Rumum veya Lazım” demek ne ise “Çerkesim” demek de odur. Ne fazlası, ne de eksiği. Bu anlamda biz Çerkesler bir başkasını “Çerkes yapmak” gibi bir tutumu ve anlayışı benimsemiyoruz. Her halk, her kişi aidiyeti ile güzeldir. Hani derler ya, “Gül dalında güzeldir”. “Ben Çerkes değilim. Ama bir Çerkes ne kadar Çerkes ise ben de o kadar Çerkesim” anlayışı hoş bir temenniden başka bir şey ifade etmiyor. Çünkü güneş nasıl ay, ay ise nasıl dünya değil ise, gökyüzü yıldızlarla ne kadar görkemli ise, biz farklılıklar bu sistem gibiyiz. Onlar kendi aralarında nasıl kavga etmiyorlarsa, biz de öyle olabiliriz!

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.