04 Temmuz 2020, Cumartesi

Deniz Gezmiş Hemşinli mi?

Çoğunlukla 68’li bazen de 78’li ‘eski devrimci abilerimiz’le kimlik meselelerini tartıştığımızda sıklıkla şunları duyarız: “Bizim zamanımızda, hangi arkadaşımız Kürt, hangi arkadaşımız Laz, hangi arkadaşımız Çerkes bilmezdik bile. Bizim için bunun hiçbir önemi yoktu. Önemli olan sınıf mücadelesiydi.” Bu sözleri edenler çoğunlukla sınıf mücadelesini kimlik meseleleri gündeme geldiğinde hatırlarlar. Dertleri genellikle sınıf mücadelesinin gelişmesi değil, kimlik mücadelelerinin mahkûm edilmesidir. Bunu test etmek de çok kolaydır. Böyle birini sınıfın bir direnişi ile dayanışmaya, bir destek yürüyüşüne davet ederseniz bu sefer büyük ihtimalle şunları söyleyecektir: “Artık klasik anlamda işçi sınıfı kalmadı ki, ‘sınıfa karşı sınıf’ dönemleri bitti. Şimdi cumhuriyet kazanımlarını korumaya odaklanmak lazım.” Bu çelişkiyi bir yana bırakıp bir devrimcinin yoldaşının etnik, kültürel, ulusal kimliğini bilmemesinin ne anlama geldiğine odaklanalım.
Övgüyle sözü edilen bu durumun nedenlerinden biri elbette ülkedeki tek dil, tek millet anlayışıdır. Egemen düzenin bu anlayışının kendisine karşı mücadele eden örgütlerin mensubu olmuş insanları bile etkilemiş olması gerçekten üzücüdür. Bu etkinin oluşmasında istisnaları görülebilmekle beraber devrimci örgütlenmelerin kimlik meselelerine büyük oranda ilgisiz kalmasının da etkili olduğunu söylemek yanlış olmaz. 
 
Bazı durumlarda devrimciler çalışma alanlarında sorun yaşamamak için kimliklerini gizlemişlerdir. Örgütlerin çalışma alanlarında farklı kimliklere yönelik önyargılarla mücadele etmektense yoldaşlarının kimliklerini gizlemeyi tercih etmiş olmaları en hafif deyimiyle yanlış bir tercihtir. Ayrıca toplumdaki kimliklere yönelik güçlü olumsuz tutuma da işaret etmektedir. 
 

Kürt hareketinin etkisi

Özellikle 90’lı yılların ikinci yarısından itibaren, Sovyetlerin çöküşünün yarattığı atmosferin etkileri ve kendi sorunlarından dolayı devrimci hareket alan kaybederken kimlik hareketleri önemli aşamalar kaydetti. Bu hareketlerin başında elbette Kürt hareketi geliyor. Kürt ulusal hareketinin geniş kitlelere ulaşması, güncel siyasette etkili bir aktör haline gelmesi, sol hareketleri de etkiledi. Kürt sorunu konusunda alınan tutum siyasetlerin politik konumlanışlarında önemli belirleyenlerden biri haline geldi. Solun kimlik sorunlarına daha ilgili hale gelmesine yol açan bu sürecin de bazı sıkıntılarla birlikte ilerlediğini söylemek lazım. Başka bir yazının konusu olabilecek bu mesele özetle temelde kimlik meselesinin Türk-Kürt ekseninde tartışılması ve çoğunlukla diğer bütün halkların fiilen Türk kimliği içinde bırakılmasıdır. Bu durum Türk veya Kürt olmayan halklardan devrimcileri kendi dilleri yok olurken bunun için hiçbir şey yapmayan ama Kürt hareketi ile enternasyonal tutum adına, Kürtçenin hakları uğruna dayanışma içinde olan (ki bu yanlış bir şey değil) kişiler durumuna getiriyor. Dolayısıyla Kürt kimliği konusundaki duyarlılığın -yavaş yavaş değişmekle beraber- diğer halkların hakları konusunda da gösterildiğini söylemek çok güç.
 

Deniz Gezmiş’in etnik kimliğinin ne önemi var?

Deniz Gezmiş’in kimliği ile ilgili bir tartışma ‘eski solcu abilerimizin’ tutumlarının hala belli ölçüde devam ettiğini gösterdi. Sosyal medyada Deniz Gezmiş’in kimliğine dair paylaşımların altında yapılan tartışmalarda birçok kişi “Deniz Gezmiş’in etnik kimliğinin ne önemi var? Yaptıkları ve politik duruşu, kimliği önemlidir” şeklinde özetlenebilecek bir tutum aldı. Bu görüşe hak verilebilir elbette. Ben de hak veriyorum. Ancak, Deniz Gezmiş düzeyinde simgeleşmiş bir devrimcinin kimliğinin, biyografisinin bilinmemesi nasıl mümkün olabilir sorusunu sormak koşuluyla? Etnik kimliğinin önemsizliği etnik kimliğini görmezden gelmemizden, bilmememizden mi kaynaklanacak, etnik kimliği ne olursa olsun devrimciliği açısından bizim için hiçbir şeyin değişmeyecek olmasından mı kaynaklanacak? 
 

Deniz Gezmiş’in biyografisi ne diyor?

Deniz Gezmiş’in elimizde bulunan en yaygın bilinen biyografisi Turhan Feyizoğlu’nun yazdığı “Deniz, Bir İsyancının İzleri” adlı eserdir. Bu eserde Gezmişoğullarının, Trabzon’un fethinden sonra Konya havalisinden getirilerek Rize Cimil’e yerleştirildikleri yazıyor. Ailenin Kırım’da fırıncılık, pastacılık yaptıkları için o bölgede bağlantıları olduğu söyleniyor. (Pastacılık Hemşinlilerin en bilinen özelliklerinden biridir bu arada. Uğur Biryol’un Gurbet Pastası kitabında ayrıntılarıyla anlatılır). Daha sonra aile Erzurum’a göç ediyor. Çıkrıklı, Beypınar ve Canören köylerinde yaşıyorlar. Ailenin bir kısmı Cimil’de kalıyor. Cimil’de kalanların bir kısmı Topaloğulları olarak biliniyor ve Özgen soyadını almışlar. Cimil’den ayrılan bir grup ise yine Gezmiş soyadını almış ve Camidağı köyüne yerleşmiştir. Bu bilgileri verdikten sonra yazar sülalenin Türk kökenlerine dair Konya’dan yerleştirildikleri bilgisini yetersiz bulmuş olacak ki, asgari bin yıla yakın bir tarihi olan Cimil köylülerinin Oğuz Türklerinin soyundan geldiklerini söylemektedir. 
Bölgenin tarihi ile ilgilenenler şu satırları okuduğunda hemen bazı detaylar gözlerine çarpacaktır. Konya’dan göçme meselesi. Osmanlı tarafından işgal edilmeden önceki halkı Hristiyan olan neredeyse her yerde eski kimlikleri ile bağ kurulmasını istemeyen herkesin simge anayurtlarından biridir Konya. Konya bu konuda Karaman ve Horasan ile yarışır. Osmanlı’nın bölgeyi ele geçirdiği ilk yıllarda bölgenin nüfusunun neredeyse tamamı Hristiyandır. Osmanlı vergi kayıtları ile bu durum rahatlıkla gösterilebilir. 
 

Gezmişoğulları Hemşin sülalesi mi?

Hemşin sülaleleri ile ilgili geniş bir arşivi barındıran “hemsinturk.wordpress.com” adlı blogta Hemşinli sülaleler içerisinde Gezmişoğulları da sayılıyor ve bu sülalenin Camidağı (Mağloz) köyünde yaşadığı, Gezmiş ve Gezmişoğlu soyadlarını kullandıkları belirtiliyor. Bu bilgi Turhan Feyizoğlu’nun kitabında verilen bilgi ile uyumlu görünüyor. Yani Hemşin sülaleleri içinde sayılan Gezmişoğulları Cimil’den Camidağı’na geçmiş olan Deniz Gezmiş’in akrabalarından oluşuyor olmalı. 
 

İlber Ortaylı’nın “Yeşil Parkalı Herifler”i kim?

Bu bilgilerle birlikte düşünülmesi gereken başka bir veri daha var elimizde. İlber Ortaylı’nın, Celal Şengör’ün de yer aldığı bir yemek sohbeti sırasında çekilmiş görüntüler yayınlanmıştı birkaç yıl evvel sosyal medyada. Bu görüntülerde sohbetin bir yerinde İlber Ortaylı şunları söylüyor: “Şimdi bu günler böyle parkalı herifler çıktı Karadeniz dağlarından: Hemşinliler. Kripto Armenian people.” Ardından Celal Şengör de: “Evet, evet” diyerek kendisini onaylıyor. Türkiye’deki komünist hareketin konuşulduğu bu sohbette bahsedilen parkalı kimdir? Deniz Gezmiş’in parkasının nasıl bir simge haline geldiğini düşündüğümüzde bahsedilenin Deniz Gezmiş olduğu yüksek ihtimal görünüyor. 
Sorumuza geri dönersek Deniz Gezmiş Hemşinli olsa ne olur, olmasa ne olur? Evet Deniz Gezmiş Hemşinli olsa da olmasa da bizim için değişecek pek bir şey yok. Ama Hemşinli olduğu halde bunun ifade edilmemesinde, biyografisinde bunun üzerinin özellikle örtülmesinde, Türkiye’nin en popüler tarihçilerinin kamuoyu önünde konuşmadıklarını özel sohbetlerinde ifade etmesinde bir problem yok mu?

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.