01 Eylül 2019, Pazar

Ders aldık mı?

 

       Sabaha doğru çalan telefonla uyandım. Derler ya telefon acı acı çalıyordu diye. Henüz alacakaranlık, ışığı açmaya çalışıyorum. Elektrikler kesik. Telefonu açıyorum: “Depremi duymadınız mı, Adapazarı yerle bir olmuş.”

      17 Ağustos depreminin üzerinden yirmi yıl geçti. Bir muhabirin göçük altında kalan yaşlı kadına su vermeye çalıştığı görüntüler dün gibi aklımda. Yerle bir olmuş binalar, bir can kurtarabilmek için verilen mücadeleler, yakınlarını, evlerini kaybeden insanlar. 

      Peki ders aldık mı? 

      Aradan geçen bunca zaman içinde olası İstanbul depremi için neler yapmadık ki!  Afet toplanma alanlarına alışveriş merkezi açıp, gökdelen diktik, acil ulaşım yollarına otoparklar yaptık.

      Kentsel dönüşüm adı altında, İstanbul’un yeşilini yok edip, betona mahkûm ettik.

      Nükleer felaketler ders oldu mu?

      1986 Çernobil nükleer felaketinin ders olmadığı belliydi.

      Örneğin Japonya bundan bir ders çıkarmış mıydı? 

      Çernobil’in kötü bir tasarım olduğu için felakete sebep olduğunu, bunun asla kendi başlarına gelmeyeceğini düşünüyorlardı. 

      Çünkü Japonların reaktörleri Batı’da tasarlanmıştı.

      Çünkü onlar depreme dayanıklı olsun diye deniz seviyesinin altındaki kayalara oturtmuşlardı reaktörlerini. Üstelik altı metrelik tsunami olasılığını da hesaplamışlardı, daha yüksek tsunami burada öngörülmüyordu. 

      Halka tesisin güvenli olduğu söylenmişti.

      2011’de deprem ve tsunami, Fukuşima nükleer santralini vurduğunda, o kadar ileri teknolojiye sahip Japonya da kaos yaşandı çünkü bir afet planları yoktu.

      Peki, dünya Fukuşima felaketinden ders aldı mı?  Alan aldı ama biz almadık. Mersin’e ve Sinop’a nükleer santral kurmak istiyoruz.  Peki, bu kadar pahalı ve riskli bir şeyi neden bu kadar ısrarla istiyoruz. Bizim bir nükleer santrale ihtiyacımız var mı? Hayır, ama olsun, biz inatla o santralleri kuracağız, elektrik çok daha pahalıya mal olacakmış sorun değil. 

      Santralin temelinde çatlaklar oluştuğu söylentileri var üstelik resmi kurumlarca da yalanlanmamış. Ayrıca bu haber üzerine harekete geçen Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin inceleme yapmasına da izin verilmemiş, dahası sahaya sokulmamışlar.

      Akkuyu santral inşaatında zemine tonlarca çimento basıldığı, çimentonun zemine basıldığı yerden 150 metre ötede denizden çıktığı söylentileri var.

      Reaktörler daha önce hiç denenmemiş.

      Kurulduğu anda nükleer ışıma olması doğaya ve insana zarar verecekmiş.

      Santralde su soğutmalı reaktörler, deniz suyuyla soğutulup birkaç derece fazlasıyla tekrar denize verilecek, ısınan deniz suyu da deniz canlılarının ölümüne neden olacakmış ne gam. 

      Her işe dolar garantisi

      Biz her işe dolar garantisi vermek gibi bir yol bulduk, sizin kafanız basmaz bay Kemal.

      Peki, bizim yeni bir hava alanına ihtiyacımız var mıydı?

      Fahiş fiyatlarla geçilebilecek ama parasını geçen geçmeyen, herkesin ödeyeceği köprüye, yola ihtiyacımız var mıydı? Hayır ama olsun, biz her işe dolar garantisi vermeyi çok sevdik. İstesek de istemesek de yapıldı ve yapılacak.

      Semtimizde evimize beş dakikalık mesafedeki polikliniğimizde kolaylıkla tedavi olurken, devasa şehir hastanelerimiz olacağı müjdesini aldık ve oldu. Semt polikliniğimizin doktorları birer ikişer çekilerek, bizi cehennemin dibindeki, hasta garantili devasa şehir hastanelerine mahkûm ettiler. 

      Memleketin dört bir yanında sit alanlarını, dereleri, ormanları içindeki hayvanları doğayı yaşamı yok etmekte kararlılar.

       İnsan doğanın dengesini öyle bir bozdu ki tahmin edilenin üzerinde meteorolojik felaketlerin dünyayı sarsmaya başlaması için de çok uzun yıllar gerekmedi.

      Sıra Kaz Dağları’nı yağma ve talan etmeye geldi ama oradaki direniş yeniden umutlarımızı yeşertti.

 

 

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.