Image

Jiy Zafer Süren
LAGARTA/ЛАГАРТА
zafersuren@yahoo.co.uk
Tüm Yazıları

01 Mayıs 2017, Pazartesi

GÜL KOKUSU

daha yeni terlemiş ak memeleri

gök mavisi buğulu gözleri

Vallahi elif eğri kalırdı

narin o endam yanında

süzülüyor şimdi

loş odasında esirci hanının

daha kaçgün olmuş ki geleli

bir gemiyle Karadeniz'i geçeli

ağıtlar yaktı, acıdan, gök inledi

kimse duymadı

aktı gözyaşı doldu dünya

bir insanoğlu görmedi

ölseydi şükrederdi tanrıya, amma

terketmedi içinde yaşadığı mabedi.

Esirci aldığında onu

Pür -u uryan edip ekseninde çevirdi bir

sonra dişine, kaşına, saçına

çıktı omzunu yokladı

kolları güzeldi, ince narinde elleri

gümişi kalemdi parmakları

şöyle bir sıvazladı sırtını

inceledi küçülmüş gözleriyle döşünü

bir deri bir kemik eliyle sıvazladı göbeğini

indi apışarasına

yoklayıverdı baldırını, bacaklarını

küçüktü, güzeldi ayakları

ışıl ışıl idi gözleri

tekrar bir evirdi çevirdi

mala bu kadar bakmazdı çelep

geç dedi usulca diğerlerinin yanına

pir u pak diye geçirdi içinden sevindi

bir eder biçti mesut

koydu, dursun diye aklında

çok gün geçmeden

efendice biri girdi han kapısından

esirciler pervane etrafında

davet ederler her biri kendi odasına

paranın kokusundan

o, dolaştı odaları, sakin, tek tek

etrafında dönen pervanelere aldırmadan

durdu, seyretti doya doya

o güzeli oda kapısından

esirci durur mu, yanaştı

ağam buyur, bakıver yakından

çekip aldı iğreti esbabını

tuttu çıkardı öne

eline zarifce yapışıp çevirdi

yavaş yavaş, kansın diye efendi

gözü ışıldadı, ağzı kurudu

utanğaç,eğildi esirciye

kaç para diye yavaşca sordu

efendi ile esirci başbaşa verdi

tutuştular el ele

bir yamaan pazarlığa koyuldu

hesap tamam dediler vesselam

kese çıktı kemerden

Osmanlı kuruşu, gümüş

sayıldı tek tek elden

bir esbab verdiler üstüne

bir feracede yüzüne

iliştirdiler ayağına eski bir yemeni

yeni sahibin bu dediler

efendi önde, o arkada

yeni eve doğru yürüdüler

bu yeni cariye dedi

haremlikte efendi nikahlısına

adı sahiden neydi bilinmez amma

mis gibi kokmuştu ya burnuna

bu Gülbuy dedi hane halkına

kendi mi vermişti ismi

yoksa esrici mi koymuştu

önemi zerre yoktu

Gülbuy'du

kaç yıl kullandı hane halkı

ve efendi

gün geldi

bir sofa kilimi gibi eskidi

zamanı dedi efendi

2750 kuruşa Saide hatuna dehledi

zaman akar, durgun

günlerden üç ocak

sene binsekizyüzyetmişbir

gözler solgun,beden yorgun

bir istida ulaştı

Davutpaşa mahkemesine

arzuhali şöyleydi biline

eski sahibim, Şeyh Mustafa efendiden

ümm-i velediyim efendim

vaat eyledi kandırdı beni

kendisine iademi talep eylerim

imza garibiniz Gülbuy

kadı yaz dedi katibine

cariye Gülbuy'un şikayeti

meşru ve iltifada şayan olmadığından

iş bu isteğinin reddine

yeni sahibi hanım ise

ister sata, ister alıkoya

Çerkes imiş zavallı Gülbuy

kayıtlar öyle söylüyor

bir yetim kadın

bir de umm-i veledi

geleceğin yetim çocuğu

hangi el kıydı size

kisvesi sözde insanoğlu

sabır eriyor, kibir eriyor

acı yürekleri geçip dağları deliyor

gökyüzü sağır, kaç bin ağıt dinledi böyle

acı yağmur olup yeryüzüne inledi

cariyesi, kölesi, beyi,

haini, askeri, kahramanı

çiftcisi, zengini,efendisi

zavallısı,fukarası,korkağı

her Mayıs'da

bir olur Çekes'in yakarışı

21'nde Mah'a bakar anar karındaşını

yayılır dünyaya,sürgün

burunlarda gülkokusu havası....

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

Yorum Yapın

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

Kalan karakter (600)

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner