01 Kasım 2019, Cuma

“Kafdağı’nın Işıkları”

       Kutarba Pınar Ersoy Korkmaz yazmayı düşündüğü “Kafdağı’nın Işıkları” kitaplar dizisinin ilki olduğunu belirttiği “Gumısta” kitabının imza günü için Mersin Kafkas Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin konuğu oldu.

       Bu kitaplar dizisiyle Çerkes toplumuna hizmet eden tüm değerlerimizi ölümsüzleştirmeyi ve onları olumlu birer örnek olarak gelecek nesillere aktarmayı amaçladığını belirten yazarın kitabında, fedakâr neferlerimiz diye tanımladığı Muhittin Kandur, Fahri Huvaj, Erol Kılıç (Kutalia), Oktay Chkotua ile yaptığı röportajlar yer alıyor.

       Ben bu kitaptan Tsey Mahmut Özden’in ölüm yıldönümü nedeniyle Fahri Huvaj’ın onunla ilgili anılarını anlattığı bölümü aktarmak istiyorum:

       Tsey Mahmut Özden 5 Kasım 1977 günü akşamı daha doğrusu gece yarısına yakın bir saatte Ankara’da Emek 8. Cadde’de otobüs durağında bekleyen arkadaşlarımıza resmi bir jeepten açılan ateş sonucu vurularak hayatını kaybeden bir kardeşimizdi. Balıkesirli idi. Aslında önceden tanıdığımız, birlikte çalıştığımız biri değildi.

        Dernekte o gün misafir olarak bulunuyordu. Dernekte o gün, günler öncesinden ilan edilmiş çok önemli bir toplantı vardı. Anımsayabildiğim kadarıyla 20-22 dernekten ikişer temsilcinin katıldığı bir toplantıydı. Toplantının ana gündemi derneklerin durumları, sorunları ve çalışmalarıyla daha yakından tanışması, görüş alışverişinde bulunmaları ve en önemlisi; bir federasyon çatısı altında birleşme konusuydu.

        …Akşama kadar devam eden müzakerelerden sonra bir federasyon çatısı altında birleşme kararı alındı. Ertesi gün federasyonun ana çatısı çatılacak, tüzüğün ana çizgileri ve federasyonlaşma takvimi belirlenecekti. Akşama kadar süren yorucu toplantıdan böyle mutlu bir kararla çıkanların çoğu dernekten ayrılıp istirahata çekilirken, kalanlar ve kararı merakla bekleyen gençler sevinç içinde geleneksel eğlence düğünü kurdular.

        … 23.00 civarında düğünü bitirip dağılmaya başladılar. Gece mehtaplı değildi. Aydınlatmada yoktu. Emek 8. Cadde’de durakta otobüs bekleyenlerin Kafkas Derneği’nden geldiği çok açık bir şekilde belliydi. Açık renkli bir jeep göründü. Görgü tanıklarının ifadesine göre o zamanlardaki önemli devlet kurumlarından biri olan Toprak-Su idaresine ait jeeplere benziyordu. Yavaşça geçerken içinden uzanan bir kol durakta otobüs bekleyen arkadaşlarımızın ayaklarına doğru ateş ederek tarıyordu. Ne olduğunu anlamadan panikleyenler arasında hafif yaralanan 4 arkadaşımız daha oldu. Bu hengâmede kendini yere atarak korumaya çalışan Tsey Mahmut Özden kardeşimiz karnından, gövdesinden aldığı kurşun yaraları yüzünden hayatını kaybetti. Çerkes ulusal varoluş mücadelemizin, demokrasi ve örgütlenme mücadelemizin ilk şehidi oldu.

       Ne yazık ki, İçişleri Bakanlığı ve idari yargı düzeyinde yürüttüğümüz bütün çabalar sonuçsuz kaldı. O da faili meçhuller arasında yerini aldı. Hâlâ bu durum içimde büyük bir yaradır. Bu talihsiz olay her aklıma düştüğünde içimin acıdığını, yüreğimin sıkıştığını, boğazımın düğümlendiğini hissederim. Allah bir daha böyle acılar yaşatmasın.

       Bana göre bu acı ve üzücü olaydan çıkarılacak sonuçlar, dersler olmalıdır. Bir kez bu olay, o zamanki ‘derin devletin bizzat işlediği veya bilgisi dahilinde işlettiği ve üzerini örttüğü bir eylem’ gibi görünüyor. Zira öyle olmasa faili meçhul olarak bırakılmazdı. Faili bulunmayan eylemlerin faili kural olarak devlettir.

        Bizi bu sonuca götüren ikinci somut neden de şudur: o gece arkadaşlarımız silahla tarandıktan hemen sonra, belki birkaç dakika sonra devriye polis minibüsü olay yerinde bitivermişti ve fakat saldırıyı yapan jeep belki daha gözden bile kaybolmamışken ‘işte şu jeep! Şimdi şu tarafa gitti, peşinden gitseniz yakalayabilirsiniz’ denilmesine rağmen polis saldırgan aracın peşine düşmek yerine saldırıya uğrayanların üstünü başını aramaya koyuldu. Sanki saldırının yapılacağını zaten biliyordu ve saldırganları yakalamak gibi bir derdi yoktu. Adeta izlerini kaybettirmelerine göz yumdu.

       …Bu olayla ortaya çıkan bir başka üzücü ve acı durum da şuydu: olay gününe kadar hemen her akşam özellikle de tatil günleri karınca yuvası gibi kaynayan derneğimizin kapısını kimse açmaz oldu. Herkesin ayağı birden kesildi. O zamana kadar düzenli olarak haftada bir veya iki kez derneğe uğramak üzere hayatını planlamış ’çekirdek kadro’ olarak tanımlanabilecek az sayıdaki özverili arkadaşımız bu durumu içine sindiremedi. Toplumumuza, örgütümüze yakıştıramadı ve herkes haftada bir yerine üç kez derneğe gelmek suretiyle zevahiri kurtarmaya çalıştık. Yeniden toparlanmamız 3-4 ay sürdü. Tabii, federasyonlaşma çabalarımız da neredeyse orada sona ermiş gibi oldu. Uzun süre gündeme bile getirilemedi. Muhtemelen saldırganların, Tsey Mahmut’u katledenlerin veya ettirenlerin de amacı bu olmalıydı.”

        Altın sarısı saçları daima içi gülen mavi gözleri vardı. Hayatının baharında, 5 Kasım 1977’de hayattan koparıldı Tsey Mahmut Özden. O da Kafdağı’nın ışıklarından biriydi, genç yaşta söndürüldü ve Çerkes ulusal varoluş, demokrasi ve örgütlenme mücadelemizin ilk şehidi oldu.

       “Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor

       Ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere

       Kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak

       Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık…”

       (Ahmet Telli)

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.