Image

Alaattin Bayram
Sözcüklerin dili
alaattin.bayram@jinepsgazetesi.com
Tüm Yazıları

01 Kasım 2018, Perşembe

Kelime, Düşünce, İletişim

 

İnsanoğlu, konuşmakla lakırdıyı birbirinden ayırmak zorundadır. Konuştuğumuz şeylerin kalitesi bildiğimiz ve kullanabildiğimiz kelime sayısı ile doğru orantılıdır. Bilmediğimiz bir şey hakkında konuşabiliriz ama bilmediğimiz bir şeyi, bilmediğimiz bir kelimeyi söyleyemeyiz. Kelime dağarcığınız son derece az ve söyleyeceğiniz söz düşünce ya da herhangi bir duyguya dayanan bir fikriniz yoksa, bir olguyu veya bir olayı açıklama gibi bir derdiniz yoksa konuşmasanız da yok demektir. Bu tip kişiler için de hayırlı olanı budur. Zira kelimeleri, ki ortalıkta kelime varsa, boş lakırdıdan öteye gitmez.

Kelime hazinesinin çok ve etkin olması duygu ve düşüncelerin, olayların ve olguların rahat aktarılmasını sağlayacaktır. Düşünce kendisi başlı başına bir olgudur. Sahip olduğumuz sözcüklerin çokluğu düşüncenizi etkilediği gibi oryaya çıkan her yeni düşünce, yeni kelimelerin doğmasını sağlamaktadır.

Düşünce dediğimiz olgu, o toplumun öz malı değil de ithal bir düşünce ise o düşünceyi ifade eden kelime de ithal olacaktır. Mesela herhangi bir dili ele alalım. O dildeki ithal kelime sayısı ne kadar çoksa o toplumun düşünme, üretme ve anlatıyı özgün kelimelere dökme o kadar az olacaktır. O zaman kime neyi, nasıl ve ne kadar anlatacağız? Söylenecek düşünceleri ve düşünceleri söyleyecek lisanları olmayan toplumlar mucit olamayacakları gibi asla transformasyondan da kurtulamazlar. Ülkemiz bunun canlı bir örneğidir. Alman malı otomobille Amerikan yapımı stüdyolarda, Japon malı kameralar karşısında, Avrupa Birliği Uyum Yasalarını İngilizce terimlerle milliyetçilik edasıyla İsrail parfüm kokuları altında anlatabilmek için orijinal düşünce ve kelimeler bulmak hemen hemen imkansızdır.

Sultan Abdülhamid’in zekâsı, siyasi dehası, öngörüsü tartışılmaz. Toroslar ve çeşitli dağ ve yaylalarda yaşayan konar – göçerlerin yerleşik hayata geçmeleri için ferman çıkartır. Zira Avrupa kat mülkiyetine geçeli, kaldırım, yol sorununu çözeli bir hayli zaman olmuştur. Memleketin ise yola, suya, okula, makinaya vs. ihtiyacı vardır. İşlerin planlanması ve yürürlüğe konması, halkın eğitilmesi, verginin toplanması, düzenin sağlanması gerekmektedir. Ne var ki Avşar boyları, Padişahın fermanına karşı baş kaldırırlar ve devletle savaşırlar. Dadaloğlu duygularını açık, yalın bir Türkçe ile mısralara döker. Yunus’un dili de yalındır, sadedir. Ne var ki bu ve benzeri örneklerin tamamında kelime sayısı oldukça azdır. O dille yeterince düşünce üretilemez, felsefe üretilemez, bilim yapılamaz. Oldu ya da düşünce ithal edilirken kelime de beraberinde ithal edilmektedir. Bunları yapabilmek için dilin isim ve terminoloji zengini bir dil, düşüncenin nev’ine münhasır bir düşünce olması gerekmektedir. Bunun içindir ki Türkçe mütemadiyen dışarılardan ödünç kelimeler almakta ve başka dillerin etkisi altına kalmaktadır.

Öyleyse bir soru soralım: Düşüncemizi arttırmak için ne yapmamız gerekiyor? Düşüncelerimizi arttırmak için kelime hazinesinin içerisindeki isim sayısının çoğalması elzemdir. Eylemler ve eylemler arasındaki nüanslar, oluşumlar; oluşumlar arasındaki nüanslar, sesteş kelimelere ya da mecaz anlamlı kelimelere yaslanmadan, doğrudan olguyu farklı ve olguya özel sözcükler ile isimlendirildiği zaman, anlatım tarzınızın daha sağlıklı olduğu görülecektir. Dolayısıyla düşünceler daha rahat ifade edilebilecektir.

İnsan düşüncelerini karşıdakinin alabileceği kadarını söylemesi daha verimli bir yoldur. Siz ne kadar çok şey söylerseniz söyleyiniz, söylediğiniz karşınızdakinin aldığı kadardır. O zaman düşünceyi kalıcı kılmak ve gelecek kuşakların istifadesine sunmak için düşüncenin yazıya aktarılması lazımdır.

Peki düşünsel iletinin doğruluğunu nereden bileceğiz? Düşünsel iletinin doğruluğunu bilemeyebiliriz. Ondan önce düşünceyi doğru dinlemek, doğru anlamak, doğru tahlil ve tenkit etmek gerekir. Ancak anlatılan bir şeyin düzgün bir süzgeçten geçirilebilmesi için de hafızamız doğru çalışıyor olmalıdır. Hafızamızda ki sözcük sayısı ile anlatılmak istenen olgunun ihtiyaç duyduğu sözcük sayısının uyuşmaması durumunda ileti gerçekleştirilememiş olacaktır. Bu bakımdan anlatılan bir şeyin doğru anlaşılabilmesi için dinleyenin seviyesinde bir anlatımın olması zorunludur. Peki anlatıcı ile dinleyen arasındaki bu iletişimin sağlıklı anlaşılabilmesi için ya ileticinin yani konuşmacının seviyesinin dinleyiciler düzeyine indirmeli ya da konuşmacıların kelime hazineleri ve algı güçleri konuşmacının seviyesinde kelime hazinelerini sahip ve kavrama gücüne sahip olması gerekmektedir. Aksi takdirde anlatılan ve dinlenen arasında doğru bir iletişim olmayacaktır. Dikkat edildiği zaman bütün medeniyetlerin yağmacı toplumlar tarafından yıkıldığını görürüz. Bu, yağmacı toplumların niyetleri, düşünceleri, inançları her ne olursa olsun, geç yerleşik topluma geçtiklerini ya da yeterince üretmeyen insanlar olduklarını görürüz. Dolayısıyla tarih boyu, başkalarının ürettiği, başkalarının sahip olduğu şeylere sahip olma arzusu, bu insanların başka toplumlara saldırmalarına önemli bir etken teşkil etmektedir. Hal böyle olunca da yeryüzünde üreten, yükselen ve medeniyet kuran toplumlar üretmeyen, yeterince düşünmeyen, sürekli başkalarının sırtından geçinen insanlar tarafından zarar ve ziyana ve yıkıma uğratılmıştır. Ancak günümüzde bu değişikliğe uğramış gibi gözükmektedir. Günümüzde, gelişmiş olan beyaz insan kendisini garanti altına almak için sayısal üstünlüğe sahip alt katmanları ‘henüz zamanı varken’ başını ezme taktikleri uygulamakla meşguldür.

Günümüz şehir ve dijital hayatında, göçebe toplumu mantığı olan bedava yaşam alışkanlığı, üretme alışkanlığının önüne geçtiği zaman toplumun zihinsel üretimi sağlaması mümkün değildir. Medeniyetler şehirler inşa edilerek kurulur, yağmalanarak değil. Modern silahların geliştiği kimi günümüz toplumlarında yağmanın artık çok kolay olmayacağını biliyoruz O zaman yapacağınız bir şey kalıyor. O da bugünden yarına olacak bir şey değildir. Çok şey öğrenmeye ve öğretmeye çalışmaktan vazgeçip çok içselleştirerek ve tahliller yaparak bilgiyi edinmek ve kalıcı kılmaktan gerekecektir. Toplum hafızasının gücü düşünebilme yetimizden ve kelime dağarcığımızdan geçmektedir.

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.