18 Ocak 2020, Cumartesi

Kıyamet alameti: İklim krizi

Her evde bir kıyamet var. Ve hepimizin, bütün insanların ve hayvanların, bitkilerin kısaca canlı cansız bütün varlıkların evi, dünyamızda bir kıyamet var: İklim krizi. 
 
İklim krizinin yarattığı felaketin boyutları her geçen gün artıyor ve geri dönüşümsüz bir noktaya doğru ilerliyor. Milyarca yıllık doğa tarihinde kapitalizm son 200 yılda yarattığı dönüşümle büyük bir ekolojik yıkım ve yok oluş yarattı. Azami kar ile “serbest piyasa” koşullarında azgın rekabet kurallarıyla hareket eden kapitalist üretim, insanlığı ve doğayı, toprağın ve gıdanın zehirlenmesi, biyoçeşitliliğin azalması, ormanların tükenmesi, havanın, suyun ve denizlerin kirletilmesi, gibi çok boyutlu bir felaketle yüz yüze getirmiş durumda.
 
İklim krizi; sanayi devriminden beri, özellikle fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, tarımsal etkinlikler ve sanayi süreçleri, şehirleşme gibi çeşitli faaliyetler ile salınan sera gazlarının atmosferdeki birikimlerindeki hızlı artışa bağlı olarak, doğal sera etkisinin kuvvetlenmesi sonucunda, yeryüzünde ve atmosferin alt katmanlarında saptanan sıcaklık artışı olarak tanımlanmaktadır. Uzmanlar, 1860’tan bu yana görülen yaklaşık 0,7°C’lik küresel ısınmanın % 60’lık bölümünün karbondioksitten kaynaklandığını belirtmektedir. Sera etkili gazların en önemlilerinden olan karbondioksitin günümüzde atmosferdeki yoğunluğu, 160 bin yıl boyunca ulaşmış olduğu miktardan daha fazladır. Bu yoğunluğun %84’ü de sanayi faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır. Gerçekten kentleşme ve sanayileşme ile birlikte, karbondioksit son 200 binyılın en üst düzeyine çıkmış ve adeta sanayileşmenin simgesi haline gelmiştir.
 
Ekolojik ve çevresel krizin ağırlaşmasında çarpan etkisi yapan iklim krizinin yarattığı felaketlere dair her gün yeni raporlar yayınlanmaktadır. Dünya Meteoroloji Örgütü, iklim değişikliği nedeniyle aşırı hava koşullarının sebep olduğu doğal afetlerin 2018’de 62 milyon kişiyi etkilediğini açıkladı. Rapora göre, 35 milyon kişi sellerden, 9 milyon kişi ise kuraklıktan etkilenirken, Avrupa, ABD ve Japonya’da sıcak hava dalgası ile orman yangınlarına bağlı bin altı yüzden fazla ölüm yaşandı.
 
Dünya Meteoroloji Örgütü’nün ilk gözlemlerine göre 2019 dünyanın en sıcak 4. yılı olmaya aday. Bu yıl dünya genelinde sıcaklıklar 1850-1900’deki ortalamanın yaklaşık bir derece üzerinde. Örgütün kasım ayında yayınladığı State of the Climate (İklimin Durumu) adlı rapora göre kayıtlara geçilen tarihin en sıcak 20 yılının tümü son 22 yıldaydı. 1850’den bugüne kadar en sıcak yıllar, ortalamanın 1,15°C daha üstünde olan 2016-17-18 yılları oldu.
 
Germanwatch tarafından Katowice İklim Zirvesi’nde (04.12.2018) yayımlanan Küresel İklim Riski Endeksi iklim değişikliğinin çarpıcı etkilerini gözler önüne serdi. Tropikal siklonlar tarafından şiddetli biçimde etkilenen ülkelerin sayısı artıyor. 2017’de, Karayipler’deki kasırga mevsimi özellikle çok şiddetli geçti ve birçok adayı yerle bir etti. 2017 yılında dünyada aşırı hava olaylarına bağlı olarak 11 bin 500 kişi öldü ve yaklaşık 375 milyar dolar kadar ekonomik hasar meydana geldi. Dolayısıyla, 2017 yılı hava olaylarına bağlı en fazla kaybın yaşandığı yıl olarak tarihe geçti.
Türkiye’de Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 598 iklim afeti gerçekleşmiş, 2017 yılı 1940’lardan beri en çok bu tür afetin görüldüğü üç yıldan biri olarak kayda geçmişti (Diğer yıllar ise 2015 ve 2016). Çalışma aynı zamanda Türkiye’de son 20 yılda iklim afetlerinin yıllık ortalama 462 milyon dolar ekonomik hasar verdiğini ifade ediyor.
 
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC), Ekim 2018’de yayınladığı rapora göre, seragazı emisyonları mevcut şekilde devam ederse, küresel ısınma 2030 ile 2052 yılları arasında 1,5°C sınırını geçecek. Bu sınırı geçmemek için küresel emisyonları 2030 yılında 2010 yılına göre %45 azaltmak ve 2050 yılında net sıfır emisyona ulaşmak gerekiyor. Bu yüzden, tarım, enerji, sanayi, bina, ulaşım ve şehirlerde “hızlı ve geniş kapsamlı” dönüşümler gerekiyor. Bugün tüm imkânlarla, bütün gerekli önlemleri alsak bile, hali hazırda atmosfere saldığımız gazların dramatik şekilde azalmaları için en az 5 sene gerekiyor. Bu yüzden, ne yaparsak yapalım ısınma 2030 yılında +1.5°C’ye ulaşacak. Yani ne yaparsak yapalım şu ankilerden daha kötülerini de tecrübe edeceğiz, hem de 11 yıl içinde.
 
Biliminsanları 2°C sınırını geri dönüşü olmayan nokta ya da devrilme noktası (tipping point) olarak görüyor. Yani 2°C sınırının aşılması demek, iklim krizinin etkilerinin aynı oranda artması (deniz seviyesinin 10 cm. artması gibi) anlamına gelmiyor, tam tersine etkilerinin çok hızlı bir şekilde katlanması, büyümesi demek. Yani 2°C sınırı bardağı taşıran damla. Bu eşik aşıldığında aşılma hızı, yaratacağı etkileri de stabil değil, öngörülemez olacak. Örneğin, Genç Dryas olarak adlandırılan dönem 11.600 yıl önce sona erdiğinde sıcaklıklar on yılda 10°C birden yükselmişti. Yani kıyamet kopmuştu.
Küresel ısınma 2°C çıkarsa bütün mercan yatakları ölecek. Kuzey Kutbu’ndaki ve Alpler’in tepelerindeki buzullar tamamen eriyecek, deniz seviyeleri en az 1 metre yükselecek. Sular altında kalan ülkeler sebebiyle göçler başlayacak. Raporlara göre 30 yıl içerisinde iklim değişikliğine bağlı sorunlar nedeniyle Sahra Afrika’sından 86, Güney Asya’dan 40 ve Güney Amerika’dan da 17 milyon insan yaşadıkları topraklardan göç etmek zorunda kalacak. Grönland ve önce Batı sonra Doğu Antarktika buzulları eriyecek, okyanuslar iyice asitlenecek, Amazon yağmur ormanları ve Boreal ormanlar yok olacak, Gulf Stream akıntısı duracak, Sibirya’daki donmuş toprak eriyecek…
 
Devletlerarası İklim Değişikliği Paneli, geçen yılki toplantısında, bu yüzyıl sonuna kadar sıcaklık artışının 1,5°C’yi aşması halinde insan, bitki ve hayvanların yaşamının, bir bütün olarak dünyanın büyük zarar göreceği uyarısında bulunmuştu. İklim değişikliğiyle ilgili sorunlardan dolayı gıda üretiminin azalması nedeniyle 30 ülkede 422 milyon kişinin yetersiz beslendiği tahmin ediliyor. 11 yıl içinde 120 milyon kişi daha da yoksullaşacak.
 
Climate Change’te gözden geçirilip yayınlanan sonuçlara göre, 1751 ile 2010 yılları arasında küresel olarak yayılan sera gazlarının %63’ün sorumlusu yalnızca 90 şirket. En çok sera gazı salınım yapan ülkeler sırasıyla Çin, ABD, Hindistan, Rusya, Japonya olurken bunlar dünya salınımlarının yaklaşık %60’ını oluşturuyor. 2019 yılındaki salınımlardaki %2,7’lik artış en çok hangi ülkelerden kaynaklanıyor derseniz, birinci sırada Hindistan (% 6,3 artış), ikinci sırada Çin (% 4,7 artış), üçüncü sırada ABD (% 2,5 artış) geliyor. 
 
Yani aslında dünyaya bütün bu kıyameti yaşatanlar dünya nüfusunun belki de %1’i kadar. Bu %1’in mutlu yaşaması için dünya nüfusu ve dünyadaki bütün canlılar kıyameti yaşıyor. Dünya iklim zirvelerinde bir araya gelen bu %1’in temsilcileri iklim krizini fırsata çevirmek için pazarlıklar yapadursunlar, yoksulluk, açlık, susuzluk, yok olan bitki ve hayvan türleri ile kıyamet başladı. 
 
Kıyametin içinden havadisler vermeye devam edeceğim… 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.