Image

Jiy Zafer Süren
-LAGARTA / ЛАГАРТА-
zafersuren@yahoo.co.uk
Tüm Yazıları

01 Ağustos 2018, Çarşamba

Kunçak İnişi

İkisi de güzel idi.

Alımlı ve uzun boylu idiler.

Biri sevdalısının güzeli Setenay...

Diğeri yavuklusunun yiğidi Kunçak...

Aynı köyde, aynı mahallede yaşıt ve komşu idiler, birlikte büyüdüler.

Çocuklukları geçip düğünlerde sıraya girmeye, bakışları birbirlerini bulmaya başladığında artık yüzleri kızarıyor, kalpleri hızla çarpıyor; ılık, çoşkun bir nehir içlerinden akıp gidiyor, çağlayıp coşuyordu.

Önce kaşen oldular.

Köylüleri, komşu köyler, düğünlere gittikleri, uzak köy ve kabilelerin hepsi ikisini birbirine yakıştırıyor, onlara gıpta ile bakıyorlardı.

Setenay dillere destan bir güzel olmuştu...

Kunçak ise yapılı, cesur, gözüpek, şimşek gibi çakan, "Azak denizini şeytanın kuyruğunda geçmeye hazır. "yiğit bir süvari, savaşcı olmuştu.

Zamanı geldiğinde aileler, onlara usulüne göre söz kestiler.

Herkes, çok uzak olmayan bir zamanda düğünlerinin olacağını bekliyorlardı.

Azak kalesini Osmanlılar alalı bir hayli zaman geçmişti. Azak kale komutanı, çevre halkla iyi ilişkiler geliştirmek, kendine çevre edinmek, dostlar kazanmak için zaman zaman köyleri geziyor, konuk olduklarına ve köy ileri gelenlerine hediyeler vererek, onları kendi taraflarına kazanmak istiyordu.

Bir gün yolu Kunçakların köyüne düştü. Önceden, tanıdıkları vasıtasıyla öğrendiği bilgiler doğrultusunda,hatırı sayılı, sözü geçen, Kuncakların komşusu olan bir haneye kunak oldu.

Azak paşasının şerefine, kunak sahibi ve köy şenik düzenledi.At yarışları, binicilik, okculuk hünerleri,yağlı bir direğe tırmanma yarışları,düğünler yapıldı, şarkılar söylendi.

Paşa çok memnun kalmş, köylünün ve kunak sahibinin kendisine gösterdiği ilgiden çok hoşnut kalmış,ilgili gördüğü kişilere bol bol hediyeler dağıtmıştı.

Hediye alanlar memnun, paşa çok çok memnundu...

Düğün ve şenilkte kendisine sunulan hizmetler sırasında, beğendiği Setenay'dan gözünü bir türlü  alamıyordu.

Köy ileri gelenleri ile baş başa kalıp sohbet ederken, Osmanlı paşası olmanın kendine verdiği öz güvenle :

- Şu kız kimindir? diye sorar.

-Kunçakın sözlüsüdür, diye cevap verirler.

Fürursuz, destursuz paşa tekrar:

- Değeri kaç paradır? diye sorar.

Ona, bu işin olmayacağını usulüne uygun olarak söylemeye çalışırlar.

Setenay'ın güzelliğine vurulan ve bu işten vazgeçmek niyetinde olmayan paşa, onu her ne pahasına olursa olsun elde etmek istemektedir.

Önceleri, gizli gizli ,Setenay'ın  babasına, akrabalarına, her türlü kadife,ipek,yünlü kumaşlar, başka hediyeler gönderir, baskı yapar. Sonunda babasını zorla ikna eder.

Bir sabah, Setenay'ın babası bir iş bahanesiyle evden uzaklaşır.Setanay'ın odasına bir Çerkes gelerek, ona fısıltıyla şöyle der:

"Kunçak bir an evvel size kavuşmak istiyor.Nişanlına kaçarak, babanın kaprisi yüzünden yapılacak aşırı masraftan onu kurtarırsan çok sevinecek."

Teredüt içerisinde kalan Setenay'ı, aracı rolündeki Çerkes, yaptığı konuşma ile ikna etmeyi başarır.

Gün, Setenay için asırlar kadar uzun gelmeye başlar, bir türlü hava karararmak bilmez olmuş.

Karanlık, aydınlık günü yurup, zifiri bir siyaha dönüştüğünde,evin avlusuna on atlı yanaşarak Setenay'ı beklemeye başlar. Setenay, onları karşılamka üzere avluya çıktığında, ne olduğunu anlamadan, bir anda kendini at üzerinde bulur.İçlerinde, sabah gelip kendisine yalan haber veren Çerkes'in de olduğu grubun, konuşmalarından Nogay olduklarını anlar.Bunlar Azak paşasının adamlarıdır.

Artık Setenay için yapacak hiçbir şeyi kalmamıştı.Gurup, sabah gün ağarırken Azak kalesine ulaşıp, Setanay'ı Azak paşasını haremine teslim ederler.

Binbir ızdırap içinde, durumuna bir türlü alışamayan Setenay, paşanın kendine her yaklaşmasında, küçük kamasını çıkarıp kendisine saplayacağına yemin ederek, onu uzak tutmaya çalışır.Günler geçer, üzüntüsü her gün dahada artan Setenay, bir deri bir kemiğe dönüşerek, ölü gibi sararıp solar.

Paşa'nın adamı olan ve kale muhafızları arasında bulunan melun Çerkes'in beklentileri çokmuş. Kaledeki konumunun armasını istediği gibi, kendisinin Azak bölgesinin en zengin adamı yapılacğını ümit ediyor ve bekliyormuş.

Bahtsız, herkese rezil olmuş, betbah, üzüntülü Kunçak, o kahredici günden itibaren Azak paşasından öç almak için her fırsatı kollar oluyordu.

Zenginliğinin ve terfisinin bir türlü gerçekleşmediğini gören melun Çerkes, paşa'nın huzuruna çıkarak, derdini anlatmaya çalışmış.

Paşa:"Sen,dün hanımını sattın, yarın da, sana çok altın veren birine beni satarsın! Biz senin gibileri iyi biliriz," diyerek ona beklentilerini vermeyerek, küçük bir ödemede bulunur.Paşa'nın kendisine sırtını döndüğünü gören melun Çerkes, öç almak için fırsat kollamaya başlar.Öfesini yenerek, paşanın muhafızları arasında görev yapmaya devam etmiş.Zamanla, bu işin yolunun Kunçak ile işbirliği yapmak olduğuna kara vermiş.Aracılar koyarak Kunçak'a haber göndermiş.Kendisine, hayatındaki en büyük kötülüğü yapan bu melun Çerkes'in teklifini, tüm nefretine rağmen istemiyerek kabul etmiş.

Kunçak ve melun  Çerkes birlikte fırst kollamaya başlamışlar.

Yağmurların başladığı, ayın görünmez olduğu, Azak denizi üzerinde kara bulutların dolaştığı bir gün, gök gürlemelerinin dinmişti, şimşeklerin kesildmişi, ışıkların birer birer sönmüş, şehir derin bir sessizliğe bürünerek uykuya dalmıştı.Bu ölüm sessizliğini ara da sırada, sadece saat kulesinin sesi bozmaktaydı...

Kulelerin birinde melun Çerkes nöbetteydi.Sessizce, surlasrdan aşağıya, hendeğe bir ip merdiven sarkıttı.Bir yılan sessizliğinde, aşağıya süzüldü.Aşağıda, yakın bir yerde beklemekte olan Kunçak ve yüz zırhlı adamların yanına giderek,Kunçak ile biryeşler konuştu.Karanlığın, sessizliğin içinden, aşağıya sarkıtılmış medrivenden, önde Kunçak, ardında adamları, teker teker, sessize kale burçuna tırmandılar.

Yiğit, cesur adamlar kolaylıkla muhafızları etkisiz hale getirerek,haremin kapılarını kırıp,şehri baştan aşağı yakıp yıktılar.Setenay hiç beklemediği anda Kunçak'a kavuşur.

Yiğit Kunçak'a sevdiğine kavuşmak yetmezdi, intikamını alabilmek için,Stenay'ı emin ellere teslim ederek,melun Çerkes ile birlikte paşayı aramaya koyuldu.

Paşayı bulduklarında,"Bre yağlı köpek! Sen benim dostluğumun değerini bilmedin, şimdi benim nefretimi öğren bakalım." diye bağırır.

Paşa,""Biz seninle daha sonra hesaplaşacağız,ançak ben önce ihanet edene borcumu ödemek isterim,"diyerek tabancasını melun Çerkes'e doğrultur.

Pabancadan çıkan mermi melunu yere serer.

"İşte onun yaptığı hizmetlerin ödülü"diyen paşa ," şimdi sıra sende "diyerek silahını Kunçak'a çevirir. Yıldırım gibi ileri atılan Kunçak,kılıncını paşanın boynuna hızla indirir, paşa bir külçe gibi ayaklarının dibine yığılıverir.

Kunçak'ın adamları, nişanlısını, haremdeki esirleri ve bolca ganimeti yanlarına alarak kaleden çıkarak, gözden kaybolurlar.Kuncak arkada kalarak, bir tepeden, nefretini kustuğu Azak kalesinden yükselen, intikamının eseri alevleri seyreder,sonra kaleyi geride bırakarak cesur yürekli arkadaşlarına yetişir. Kuban kıyılarına vardıklarında, dinlenmek için oturup,atlarını köteklemişler. Kunçak ve setenay için ayrı ayrı kulübele inşa etmişler. Yeyip içtikten sonra aralarında eğlenmişler, daha sonra dinlenmek için uykuya dalarlar.Takip edildiklerini ertesi sabah,ancak takipçilerinin çok yaklaştıkları anda görürler. Toparlanmaya fırsat bulamandan düşman saldırısına karşı koymaya başlamışlar.Köprüye ulaşmak için hamle yaptıklarında orasınında düşman askerlerince çevrildiğini görmüşler.Atlarını öldürüp kendilerine siper yaparak kahramanca çarpışmışlar, sayıları giderek azalmış.

Kunçak , Setenay'ı kurtarabilmek için belinden tutarak, düşmanı yararak, Kuban kenarına ulaşmaya çalışmış.Kunçak'ın yiğtliğine,cesaretine hayran kalan düşmanlar ona yol açmışlar.Kuban kıyısına ulaşmış.Kuncak ve Setenay ulaştıkları kıyıdan aşağıda azgın akan Kuban'a bakmışlar. Kyı oldukça yüksekmiş.

Arkada düşman kılıçları, aşağıda derin, azgın Kuban...

Arkada esaret, önde ölüm...

Zaman...

Yok...

İki sevdalı el ele...

Bir tüy hafifliğinde...

Ölümüne bir sevgiyle...

Sonsuz bir salıncağa biner gibi...

Kendilerini, aşağıda dalgalanmakta olan azgın suya bırakıverdiler,

Kuban da kurban olmaya...

Aktı Kuban mecrasında ...

Sevgilileri sonsuza dek alan Kuban, köpürerek,kükreyerek, binlerce yıl aktığı gibi, yine mecrasında akmaya bıraktı kendini.

Daha sonraları Rus Çarlığı "Kuban Hattı"nı kurduğunda, kordondaki adı Pavlovsk gözleme noktası olan yerden görülebilen, beş verst uzaklıktaki bu dik buruna, bu olaydan sonra Çerkesler "Kunçak İnişi" adını verdiler.

Not: bu öykü aşağıdaki kaynaktaki bilgilere dayanılarak yazılmıştır.

Kaynakça: Çerkesler, Nikolay F.Dobrovin,çevirenler : Habibe Eren& Varol Tümer, KAFDAV Yayıncılık, Ocak 2017, Ankara.

 

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.