Image

İrfan Çağatay Aleksiva

[email protected]
Tüm Yazıları

01 Mart 2020, Pazar

Lazca üniversiteye girmeli!

       Seçmeli derslerin gündeme geldiği 2012 yılı haziran ayından sonra özellikle öğrenci ve velileri örgütlemeye ve Lazca seçmeli derslerin öğrenciler tarafından seçilmesini sağlamaya yönelik bilhassa Hasan Uzunhasanoğlu’unun çabaları olmuştu. Bazı okullarda sınıf açılması için yeter sayısı olan 10’a ulaşılmasına rağmen okul müdürlükleri Lazca müfredat olmadığı gerekçesiyle bu derslerin seçilemeyeceğini söyleyerek Bakan’ın “Lazca da seçilebilecek” şeklindeki açıklamasını boşa çıkarmış oldular. Sonra öğrendik ki MEB sadece Kürtçe ve Zazaca için hazırlık yapmış; müfredatlar hazırlamış, üniversitelerin araştırma merkezleri vasıtasıyla öğretmen yetiştirilmesi için çalışmalar başlatılmıştı.

     Bizim yapabileceğimiz pek bir şey yoktu. 2012-2013 eğitim-öğretim yılını kaçırmıştık. Aslında MEB’in yapması gereken, müfredat hazırlama işi üzerimize yüklenmişti. Bu konuda çalışmalar geç de olsa başladı.

     Diğer yandan, Laz Kültür Derneği ve Ankara Laz Kültür ve Dayanışma Derneği’nden arkadaşlar Rize’deki Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’ne, tıpkı Kürtçe ve Zazaca için devlet eliyle yapıldığı gibi Rize Üniversitesi’nde bir Laz Dili ve Kültürü Uygulama ve Araştırma Merkezi açılması için dilekçe ile başvurduk. Üç ay sonra gelen cevapta filolojinin kelime anlamından, neyi ifade ettiğinden, nelere karşılık geldiğinden uzun uzun bahsedildikten sonra üniversite diyordu ki: “Bu tanımlamalardan hareketle, bir dil hakkında araştırma yapılabilmesi ve akademik çalışmalara konu olabilmesi için o dilin edebi değer taşıyan, yazılı tarihi eserlerinin olması başta gelen husustur. Laz dilinin akademik çalışmalara konu olabilecek edebi değer taşıyan tarihi metinleri bulunmamaktadır. Dolayısıyla üniversitemizde Laz Dili ve Edebiyatı alanında lisans ve yüksek lisans seviyesinde programlar açılmasına imkân bulunmamaktadır.”

       Bu son derece talihsiz bir açıklamadır. Elbette bir dilin akademik sahada araştırma konusu olabilmesi için illa tarihi metinlerinin olması gerekmez, bunun için sadece böyle bir dilin, şivenin var olması yeterlidir.

       Bunu muhtemelen bu metni yazanlar da biliyorlardı. Bu açıklama, “açmak istemiyoruz”a kılıf bulma gayretinden başka bir şey değildi. Neticede açılmadığı gibi, MEB’in Lazlara yüklediği yükü de paylaşmadı Rize Üniversitesi.

        Başka bir üniversite deneyimi de 2015 yılından. Bu sefer Düzce Üniversitesi rektörü Düzce’deki Laz nüfusunu da göz önüne alarak bir Laz Dili Bölümü’nün açılması için bazı iyi niyetli girişimlerde bulundu. Düzce’ye giderek rektörle gayri resmi bir görüşme yaptım. Görüşmemizde özet olarak rektör hanım Lazca üzerine doktora çalışması yapmış üç akademisyen bulunabilirse üniversitede bölüm açmak istediklerini bana ilettiler. Etrafta üç Lazca doktoralı kişi elbette vardı, ama tanıdıklarım Avrupa’daydılar ve oradaki daha iyi şartları, işlerini, üniversiteleri bırakıp Düzce’ye gelmek konusunda pek istekli olacaklarını sonraki görüşmelerimde öğrendim.

       Söz konusu şartı taşıyan üç akademisyen Avrupa’da bulunuyordu da Türkiye’de neden yoktu? Lazca bu ülkede konuşulan bir anadili idi, ama ne yazık ki 2012 yılına kadar devlet kurumlarının, üniversitelerinin, enstitülerinin hiçbiri bu dili araştırmayı, kültürü incelemeyi akıllarına getirmemişlerdi. Bu sebeple Lazcanın üniversitelerde çalışılması, Rize’deki tecrübede olduğu gibi olanaksızdı. Buna mukabil bölümün açılabilmesi için üç akademisyen gerekiyordu. Hem yıllardır yok saydığın bir alan açmak istiyorsun hem de bunu yapmak için bu alanda geçmişte çalışıp doktora almış kişiler arıyorsun! Ne yazık ki bu üç akademisyen sağlanamadı, bölüm de haliyle açılmadı. Şimdi Üniversite’nin böyle bir düşüncesi kalmış mıdır bilemiyorum.

       Bununla birlikte, Lazcanın acil üniversiteye girmesi gerekiyor. MEB’in pratik ihtiyaçlarını karşılamak ve dolayısıyla 2012’deki Lazca anadili seçmeli dersi vaadini gerçekleştirmesini sağlamanın en önemli adımı bu. Maksat MEB’i yalancı duruma düşürmemek!

        Ayrıca, tıpkı Türkçe konuşan vergi mükelleflerine sağladığı gibi, Lazca konuşan vergi mükelleflerine de anadillerinin, kültürlerinin korunup geliştirilmesi imkânını sağlamanın devletin asli görevi olduğunu ve eşitlik ilkesinin gereğinin de buna karşılık geldiğini hatırlamak da gerekiyor.

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.