Image

Jiy Zafer Süren
-LAGARTA / ЛАГАРТА-
zafersuren@yahoo.co.uk
Tüm Yazıları

01 Şubat 2019, Cuma

“NARİNİM O DA VURULDU”

 

Yıl 1912…

Ağustos ayı yeni bitmiş, Ekim ayına durmuştu günler.

İki jandarma, Bekdiğin karakolundan yola çıkmış, Karameşe, Türkmen üzerinden Hurdaz’a varmışlardı. Doğruca, köy ortasında bulunan camiye yönelmişler, avluya girmişlerdi. Öğle namazından çıkmış olan cemaat, cami ünündeki sedirlerde oturmuş kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Askerler köylülere selam verdiler, karşılıklı selamlaşmalardan sonra, köylülerden biri “Hayrola asker ağalar, bir işiniz mi var” diye sordu.

Askerlerden biri; “Hacıoğlu Hasan Çavuş’u arıyoruz “dedi.

 “Hayrola ne yapacaksınız Hasan Çavuş’u?” diye karşılık verir ilk soran köylü.

“Valla biz bilmeyiz, merkez kumandanı istiyor Havza’dan” der asker.

 “Az evvel buradaydı eve gitti az önce, eve varırsanız bulursunuz”

“Ev ne tarafta?”

“Ereli yolunda, dur yanınıza birini verelim de sizi götürsün.”

Köylü, az ilerdeki çocuklara seslenerek;

“Gel hele Mihrali, jandarmaları Abdıt’a götür.”

Mihrali ve Jandarmalar cami avlusundan ayrılarak, Hasan Çavuş’un evine doğru yollandılar. Ereli köyüne doğru, köy çıkışına yaklaştıklarında Pınzaç Hasan Çavuş’un evinin önünden sağa dönerek dar bir ara yola saptılar. Altmış-yetmiş adım sonra tek katlı şirin bir köy evinin önüne vardılar.

Mihrali, gidip kapıyı çaldı. Kapıyı elli-elli beş yaşlarında uzun boylu, ince yapılı, saçlarına hafif kır düşmüş bir adam açtı.

 “Hayrola Mihrali ne var?”

“Dayı, bu jandarmalar seni istiyor.”

Hasan Çavuş jandarmalara dönerek;

 “Hoş geldiniz ağalar, buyurun, gelin içeri.”

“Sağol dayı, hemen söyleyip gideceğiz, akşama kalmadan karakola dönmemiz lazım” dediler. “Söyleyin bakalım, nedir getirdiğiniz haber?”

“Havza merkez kumandanı seni istiyor, gidip onu görecekmişsin, acilmiş, yarın geliversin diye haber gönderdi size.”

 “Tamam, yarın giderim” diye cevapladı Hasan Çavuş.

 İki jandarma ve Mihrali, geldikleri yoldan dönerek köy içine vardılar, jandarmalar orada Mihrali’den ayrılarak Türkmen köyü yoluna saptılar. Akşam olmadan karakola varmak için acele ediyorlardı.

Hasan Çavuş, ertesi gün erkenden kalkarak atını hazırladı. Heybesine günlük nevalesini yerleştirerek atın terkisine koydu. Kendisi jandarma Çavuşluğundan ayrılalı üç-beş seneyi geçmişti, merkez kumandanının onunla ne işi olabilirdi ki? Havza’ya varıncaya kadar aklında bu düşünceyi tartıp durdu.

Havza’ya vardığında doğruca Yukarı çarşıda, Mesudiye otelinin karşısındaki hafif çukurca bir konumda olan, kenarı demir parmaklıklarla çevrili Jandarma binasına gitti. Atını biraz ilerideki hana bağladı.

 Jandarma binasına girerek, görevlilere, Hurdaz köyünden Hacıoğlu Hasan Çavuş olduğunu ve kumandanın kendisini beklediğini söyledi. Görevli bir jandarma, biraz beklemesini söyleyerek, komutanın odasına girdi. Biraz sonra dışarı çıkan jandarma “Tamam, seni bekliyor “dedi.

Kapıyı çalıp içeri girdiğinde, kumandan onu neşeli bir şekilde karşılayarak “Hoş geldin Hasan Çavuş” diyerek buyur etti. Karşılıklı hal-hatırdan sonra kumandan: “Hasan Çavuş sana işimiz düştü, emir yüksek yerden, onun için seni buralara yorduk” dedi. İyice meraklanan Hasan Çavuş: ”Elimden bir şey gelir ise seve seve komutan, neymiş bu görev bir bilsem?” diye cevap verdi.

Komutan, canı sıkkın, gözleri uzaklara bakarak bir of çektikten sonra: “Gürcü enişten” dedi.

 Hasan Çavuş’un da aynı kumandan gibi canı sıkıldı, kızardı bozardı: ”Kumandan efendi, devletin onca askerinin bulamadığını bunca sene sonra ben mi bulacağım, ben mi halledeceğim? Allah aşkına yapmayın” diyerek dert anlatmaya çalıştı.

Kumandan: ”Lamı cimi yok Hasan Çavuş, dediğim gibi, emir yüksek yerden, eğer gönüllü gitmezsen mevcutlu götürecek devlet seni, haberin ola, benden söylemesi. Sen iki üç gün içinde hazır olur musun onu söyle, ona göre evrak hazırlayıp vereceğim sana” dedi.

Hasan Çavuş, isteksiz, bıkkın, zoraki: “Bugün pazartesi, perşembe gününe hazır olurum” diyerek isteksizce cevap verdi. Kumandan: ”Perşembe sabahı buraya uğra, evrak ve harcırahını alarak yola çıkarsın, hadi kolay gelsin” diyerek Hasan Çavuş’u uğurladı.

Tüm hazırlıklarını tamamlayan Hasan Çavuş, perşembe sabahı erkenden kalktı, Duvarda asılı duran martini tüfeğini sırtına, fişekliği göğsüne çaprazlamasına astı, Çerkes kamasını kemerindeki yerine kuşandı. Akşamdan hazırlanan heybesini de atın terkisine atıp, çevik bir hareketle atına bindi.

Havza’da karakola uğrayıp gerekli evrakları ve bir aylık yol harcırahını alarak Ordu’ya doğru yola çıktı.

Ordu’ya vardığında doğruca merkez karakoluna giderek, elindeki evrakı ve kimliğini vererek kendisini tanıttı. Onu süvari takip müfrezesi komutanına yönlendirdiler. Kumandan, iki gün sonra yola çıkacaklarını söyleyerek, onu kalacağı bir otele yönlendirdi. Hasan Çavuş iki gün dinlendi, Ordu’yu gezdi, zaman zaman da karakola uğrayarak bir gelişme olup olmadığını kontrol etti.

“Martini taşırmış o, üstelik martininin aynalısı. Öyle ki kundağına bak resmini gör. Ayna gibi. Bir kere yaman şeydir martini. Omzuna astın mı dehşeti yayılır, bastın mı tetiğe düşmanı serer… Ama tüfek icat olsa da hak haktır. Tüfekse tüfek. Hem de aynalısı. Hekimoğlu aynalı martini kendi nesline yaptırdım der. Öyle. Başka kime yaptıracak.”

Hasan Çavuş böylece eniştesi Hekimoğlu’nun peşine askerlerle beraber düşer. Bir ayı geçkin süre Fatsa, Ünye, Zile, Niksar, Ladik’te dağ, yayla ve köylerde gece gündüz gezinip dururlar. Hekimoğlu’nun izine rastlayabilmek için…

Çitlice, Sayaca, Gurgent, Sarıhalli, Belalan, Salihli, Kumnu, Karataş, Ergen, Kızılcaören, Bohçaarmut ve daha adını hatırlamadığı onlarca köyü ve yaylayı adım adım askerlerle beraber gezer de gezer Hasan Çavuş.

Artık iyice sıkılmış, bunalmıştır. Bir gün, gün boyu süren takipten sonra gece olunca bir dağ köyünde konaklarlar. Gece bir evde askerlerle beraber yatmaktadır Hasan Çavuş. Gece bir hayli ilerlemiştir, askerler yorgunluktan horlayarak uyumaktadırlar. Hasan Çavuş bir ara derin uykusunda, ince sert bir cismin böğrünü dürtükleyip durduğunu fark eder. Karanlıkta parıldayan bir Çerkes kamasıdır bu, yatağında doğrulur. Hasan Çavuş’un kalktığını gören bir karartı, ona fısıldayarak dışarı gelmesini söyler.

Yavaşça kalkan Hasan Çavuş, sessizce dışarıya süzülür. Gölge evin arkasındaki samanlığa doğru gider ve onun arkasına dolanır. Evden yeterli mesafede uzaklaştığına kanaat getiren gölge durur. Hasan Çavuş takip ettiği gölgenin yanına varır. Ay ışığında belli belirsiz onun Hekimoğlu olduğunu anlar.

Hekimoğlu: ”Hasan, benim yüzümden çektiğin yeter be kardeşim. Bu askerler sittin sene beni bulamazlar, sen de onlarla beraber çekip duruyorsun, biraz daha eğlen, sonra ne yapıp et, bir bahane bul, bunlardan kurtul” der. Sonra vedalaşırlar.

Hasan Çavuş iki ayı geçkin askerlerle beraber dolanıp durur. Artık kış gelmiş, havalar soğumuştur. Hem kışın gelmesi hem takibin bir netice vermemesi üzerine Hasan Çavuş, Komutana artık kendisini azat etmesi gerektiğini söyler.

Birkaç gün sonra Ordu dağlarına kış iyice iner. Bir hafta kadar daha dağlarda dolaşmaya çalışan müfreze karargaha dönmeye karar verir. Jandarma komutanıyla ve kaymakamla yapılan görüşmeler sonunda Hasan Çavuşa artık ihtiyaç kalmadığına karar verilir. Gerekli evraklar tanzim edilir, harcırahının kalan kısmı hesap edilerek ödenir.

Hasan Çavuş sevinçle köyünün yolunu tutar. 1913 yılı baharında, bir ihbar sonucu çıkan çatışmada bir arkadaşı ile beraber, Hekimoğlu İbrahim ölü ele geçirilir.

***

Anneannem Havza’da sıkıldıkça anneme, “Refiye’lere gidelim” derdi. Ben de anneme sormuştum, Refiye hala nasıl akrabamız diye. Annem, “Benim değil babanın akrabası, babana sor” demişti. Bir gün babama sordum, o da, ” Ömer amcamın bir kızı vardı Daduğ, Yukarı Yavucuk köyüne gelin gitti. Bir kızı oldu Sırma, onun kızı Refiye abla” dedi. O zaman Subaşılardan Nejdet abilerin neden babama dayı dediklerini anladım.

Daha sonra babam dedemin başından geçen yukarıdaki olayı anlattı.

Fatsa, Ordu, Tokat, Niksar ve Samsun dağlarında uzun yıllar hüküm süren, halk arasında mertliği, yiğitliği ve yardımseverliğiyle şöhret yapan, yöre halkı tarafından sevilen Hekimoğlu’nun öldürülmesi üzerine türküsü dilden dile, nesilden nesile söylenip duruyor:

 “Hekimoğlu derler bir ufak uşak

Bir omuzdan bir omuza da narinim on arma fişek

Bugün günlerden pazardır Pazar

Çitlice muhtarı da narinim puştluklar düzer

 Ünye, Fatsa arası ordu da kuruldu

Hekimoğlu İbrahim de narinim o da vuruldu.”

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.