01 Nisan 2018, Pazar

Nisan 2018

Geçen ay annemin yaşadığı rahatsızlık nedeniyle yazamadım, bu ay da artık para kazanacak bir işe başlamam gerektiği ve çok çalıştığım için sizlere uzun uzun yazamayacağım, lütfen kusura bakmayın.

***

Geçen yıl 17 Mart tarihinde yitirdiğimiz halkımızın emektarı, şairi, yazarı, vatandaki gençlerimizin abisi Mansur Balcı’yı rahmetle anıyorum.

***

Günümüzde insanların her biri kendi siyasi ve manevi inançlarına göre birçok kavramı özünde tutarak kendilerine yakın biçimde tabir ederler. Bu kavramlardan birisi de emektir. Emek; şantiye işçisinin üstüne bulaşan yağ, yüzüne yapışan toz, emek köylünün tarlayı sürmesi, tohumu ekmesidir gazetecinin topladığı haber, yazarın yazdığı kitap, şairin yazdığı şiirdir emek... Hepsidir!

Bana sorsalar; emek insanın kendisidir. İnsan; diliyle, kültürüyle, bilinciyle, sanatı ve zanaatıyla emekçi bir canlıdır.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Dayanışma Günü gerimizde kaldı... o gün dünyanın bütün halklardan, sınıflardan, statülerden kadınları; belki binlerce yıldır görülmeyen emeklerini haykırmak için sokaklara çıktılar. Patriyarkal sistemin zerre kadar dışına çıkamamış, hatta belki onu bilmeyen, doğma eril olan ülkenin çoğunluğunun gündemi; kadınların sokaklara çıkıp emeklerini haykırmalarını karalamak için birkaç pankart üzerinden ahlak şovuna başladı. Ülke kadınlar için yarı açık cezaevine dönüşüyorken, haberlerde dahi her gün kadın cinayetleri sıralanıyorken, her 10 kadından 8’i eril şiddetin mağduruyken kadınların bu çilesini görmeyenler; 8 Mart’ta açılmış birkaç pankartı öne sürerek ahlak bekçisi olmayı gerçekten ahlaklı buluyorsa; bu onların ahlaksızlığı olsun.

Peki biz Çerkesler olarak, Çerkes yazar-çizerleri olarak; Çerkes kadınının 1850’lerden itibaren yaşadığı ortamın hangi yönde değiştiğini düşünüyor muyuz? Çerkes kadını yaşadığımız alanlarda hangi sosyal ve siyasi statüye sahip ve onun yaşadığı bu çevre; onun kültüründen aldığı özgürlük ve eşitliği bozuyor mu diye tartışıyor muyuz? Çerkes kadınları; düğünlere ve derneklere sıkıştırılmış bir alanın içinde yanımızdayken ve güvendeyken, özgür ve eşit iken, o alanların dışında toplumun neresinde duruyor? Asimilasyonu sürekli dil odaklı tartışıyoruz, oysa asimilasyon; bizim kadınlarımızı erkeklerimizle eşit tutan ve onları en azından şuanki toplumun yapısından daha özgür kılan içinde dilimizin de olduğu, xabzemizin de olduğu, vatanımızın da olduğu Çerkesliğimizdir. Çerkes kadını; Çerkes dilinin, Çerkes kültürünün, Çerkes vatanının emekçisidir.

Bugün halkımız için verdiğimiz mücadelenin, Çerkes kalma mücadelesinin en büyük eksiği kadınlarımızın şu anki toplumsal sistemin çarklarında özgüvenlerini yitirmiş olması ve Çerkeslik ve Çerkesya meselesine el atmakta gecikmeleridir. Ben inanıyorum ki, Çerkes halkının içinde Nartlardan bugünlere kadar olan ve halkımıza ve halkımızın her türlü değerine can veren Setenay Guaşeleri, Çerkes halkı için yeniden emek vermeye başladığında; güneşimiz bir daha batmamak üzere doğacaktır.

Dünya Emekçi Kadınlar Dayanışma Gününü Selamlıyorum!

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.