Image

Süha Baytekin
Kutsal Güneşin Çocuklarına
suhabaytekin@gmail.com
Tüm Yazıları

01 Ağustos 2018, Çarşamba

Yüzyılın silahı algı operasyonu ve Çerkesler

Algı operasyonu ve toplum mühendisliği. Son günlerde sık duyar olduk. Siyasetçiler çok kullandığına göre istisnalar dışında öyle iyi bir şey olmasa gerek. Sosyo-psikolojik manipülasyon olarak da adlandırılıyor.

Yeni dünya düzeninin en tesirli savaş yöntemlerinden biri olarak kabul edilen psikolojik savaş ve algı operasyonları her geçen gün daha da artarak ulusları farklı bir konuma götürebilecek büyük bir etkiye sahip.

Düşünmeden karar veren insanların seçimlerini etkilemek adına yapılan çalışmaların bütünüdür algı operasyonu. Psikolojik yönlendirme sürecini ifade eder.

Algı operasyonunda kelimeler çok önemlidir. Kelimeler tehlikeli bir silaha dönüşebiliyor. Belli bir akıl (bilerek veya bilmeyerek) kelimeleri silaha çevirip, onunla karşısındakinin şuuraltını zedeleyecek biçimde vurarak allak bullak edebiliyor.

Toplum mühendisliği ise en basit tanımıyla; Halkta, sosyal dokusunda, tarihten gelen yapıda değişiklik yapmak, tepkilerini, nefretlerini, isteklerini, sevgilerini, tutkularını ve kitlesel şekilde ifade ettikleri duygularını yönlendirebilmek, kontrol altında tutabilmek için başvurulan yöntemlerin bütünü.

Geliyorum asıl meseleye...

Çerkeş halkı kendi içinde kendi kendine bir algı operasyonunun pençesinde bulunuyor bana göre. Bunu bilerek yapanlar da var, ama çoğunluk bilmeden ve iyi niyetle yapıyor.

Öylesine alışmışız ki “Asimile olduk, parçalandık, yok oluyoruz, bitiyoruz, sonumuz geldi” gibi kendi kendimize olumsuz telkinlere.

Okuyarak, işiterek, kullanarak bu telkinleri bilinçaltımıza kazıyoruz ve sonra sıra bu telkinlerin dışavurumuyla başkalarının algılarını yönlendirmeye geliyor. Farkında bile olmadan.

Değişen dünya ile birlikte tüm halklarda görülen bize göre olumsuzlukları bile, sanki sadece biz yaşıyormuşuz, bunu birileri bizi yok etmek için yapıyormuş ve aslında çoktan da yok olma aşamasına gelmişiz gibi algılamıyor muyuz? O kadar kolay mı binlerce yıllık bir geçmişe sahip kadim bir halkın yok olması?

Bilinçli ya da bilinçsiz psikolojik yönlendirmeyle dilimize birkaç kelime dolayıp her fırsatta, alakalı alakasız durumlarda, cümlelerimizin arasına sıkıştırıp, peşimize 3-5 kişiyi takmıyor muyuz? Şöyle bir düşünün, sosyal medyada günde kaç kez okuyorsunuz bir çoğumuzun dejenerasyon veya değişim ile karıştırdığı asimilasyon kelimesini?

Algı operasyonu böyle yapılıyor zaten. Bazen başkaları tarafından bilerek, bazen kendi kendinize, bilmeden, farkında olmadan. Kelimelerle. Alıştırarak daha da vahimi “Alışarak.”

Elbette ki bir sorun varsa (ki var), nedenleri, çözüm yolları hakkında yazılacak, konuşulacak ve tartışılacaktır. Ama o sorun nedeniyle “Bittik, tükendik, mahvolduk, yok olduk, ah, vah” diye sürekli söylenerek farkına bile varmadan bunu kanıksamak, ardından boyun büküp teslim olmak ve başkalarının da teslimiyetine kapı aralamak bambaşka bir şeydir. Kim bilir belki de kolay geliyor mücadele yerine teslimiyet.

Algı operasyonundan sonra da toplum mühendisliği zaten kendiliğinden gelir.

Ümitsiz, kendisine acıyan, mücadeleden vazgeçen, elleriyle yazdığı kaderine razı olmuş, silik, geleceğe dair beklentisi olmayan, her türlü saldırıya açık bir toplum. Üstelik mimarı yine biz.

İşlem tamamdır.

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.