Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

‘Aidiyetimin gereği yapmam gerekeni zamanın yüzüne yazdım’

Nurkal Kumsuz’un “Türkiye’de ve Türk Edebiyatında Çerkesler” adlı kitabı Papirüs Yayınları etiketiyle basıldı.
Dursun Berkok, Kumsuz ile kitabı üzerine söyleşi yaptı. Gazetemize iletilen söyleşiyi yayımlıyoruz.


Dursun Berkok


-Bu kitabı yazma fikri ne zaman doğdu, büyük emek ve sabır isteyen bu çalışma hangi aşamalardan geçti? Kitabın oluşum sürecini sorsam…

-Çocukluğum köyde geçti. Köylerin çözülmediği, şehre akmadığı zamanlar… O canlı ortamda Çerkes kültürü bütün boyutlarıyla yaşanırdı. Her çocuk Xabze’yi yaşayarak, görerek, duyarak öğrenirdi. Geçmiş ve Çerkeslerin değerleri ile ilgili anlatılanlar benim için önemli değerlendirmelerdi. Geçmişi toplayarak yaşarken, bugünün dünden daha iyi değerlendirilmesi telkini etkileyiciydi. Adigece konuşmayan yengelerim ve komşularım sebebiyle Adigece ve Türkçeyi beraber öğrendim. İlkokula başlayınca iki dille karışık konuştuğumuzu fark ettik. Dışarıda ve ortaokulda, “Çerkes misin, Türk müsün?” seçeneği dayatıldı.


‘Okul yıllarında her Çerkes çocuğunda bir travma oluşturan ‘Çerkes Ethem’in şahsında hainlik ithamına muhatap oldum’


Okul yıllarında her Çerkes çocuğunda bir travma oluşturan “Çerkes Ethem”in şahsında hainlik ithamına muhatap oldum. Çerkes Ethem konusunu işlerken “Çerkes Ethem Paşa” dedim. Yunan işgalcilerine karşı savaştığı, iç isyanları bastırdığı için “Paşa” zannediyordum. Öğretmen ifademi düzeltmek yerine zayıf not verdi. Çerkeslerin hangi alanlarda ne yaptıkları merakı o zamanlar başladı. Çok şeyi sorguluyordum. Hep görünenden, yaşanandan öte bir şeyler olduğunu hissediyordum. 1980’li yılların başında okuduklarımdan notlar alarak ne olacağını kestiremediğim bir adım attım. Yıllar içinde çeşitli alanlarda isim yapan Çerkeslerin sayısı arttı; farklı türlerdeki edebi eserlerde geçen Çerkesler ile ilgili değerlendirme notları birikti. Bu notlardan hareketle çalışmamı, alanlarına göre Çerkesler ve edebi eserlerde Çerkeslere bakış ile sınırlandırarak kitaplaştırdım.

“Çalışmamın amacı, Çerkesler ve Çerkeslik hakkında bir bakış açısı oluşturmaktır”

-Kitapta alanlarında öne çıkan önemli isimleri tanıtıyor ve tematik inceleme yapıyorsunuz. Böyle bir kitap hazırlamakta amacınız neydi, nasıl bir mesaj veriyorsunuz?

-Bu çalışma sadece sürgünden sonra hem Osmanlı devletinde hem de Türkiye Cumhuriyeti’nde her alanda yetişen kilit isimleri hatırlatmak, geçmiş yılları edebi eserler aracılığıyla göz önüne sermek için değil; olayları ve değerlendirmeleri anlamaya çalışmak içindir. Kişiler, gerçekle nasıl ilişkilendiriliyor? Temalar, gerçeklerle onu yorumlama arasında nasıl bir paralellik gösteriyor? Bu bakımdan kitapta kişiler ve temalarla genel bir Çerkes panoraması çizmeye çalıştım. Çalışmamın amacı, Çerkesler ve Çerkeslik hakkında bir bakış açısı oluşturmaktır. Böylece alışılagelmiş klişelerin ötesine geçerek yeni bakış açıları geliştirebiliriz. Yeniden bakabilirsek yeni sorular ortaya atmak ve yeni cevaplar bulmak için sebebimiz olur.

“Sürgünün sarsıntısı her ailede başka bir acı dalgası estirdi”

-40 yıla yayılan bir araştırmanın ürünü “Türkiye’de ve Türk Edebiyatında Çerkesler” araştırma kitabınızda gerek popüler kültür ve sanat gerek klasik anlamda eser üreten zirveye çıkmış, yerleşmiş çok sayıda sanatçının Çerkes asıllı olduğunu öğreniyoruz. Şaşırıyor, hayretler içinde kalıyoruz. Çünkü bu sanatçılar etnisitelerini açıklamıyorlar. Siz bu araştırmaya başladığınızda sanat alanında Çerkeslerin bu denli yoğun ve başarılı olduklarını tahmin etmiş miydiniz?

-Az çok bazı isimleri biliyordum fakat bu kadar çok olduklarını tahmin etmemiştim. Devletin ve toplumun bütün alanlarında pek çok şair ve yazar, asker, devlet adamı, bilim adamı, sporcu, sanatçı yetişti. Her biri kendi alanında önemli işler başardı. Bu isimlerin Çerkes kimliğini en doğru kaynaklardan teyit etmek titiz bir çalışma gerektiriyor. Sanatçıların kendi ifadeleri, iyi tanıyanların yol göstericiliği ile az sayıda kişi hariç, tartışılmayacak kesinlikte tespitlerdir.

-Son Çerkes-Rus Savaşı’nın, 17 Temmuz 1763-21 Mayıs 1864 tarihleri arasında, 101 yıl sürdüğünü, sonunda da savaşın kaybedeninin Çerkesler olduğunu biliyoruz. Rusya Çerkeslere karşı acımasız, insanlık dışı bir soykırım uygulamıştır. Rus Çarı II. Aleksandr Nikolayeviç soykırımdan geriye kalan 2 milyon Çerkes nüfusunu Osmanlı İmparatorluğu’na zorunlu sürgüne yollamıştır. Sürgüne giden Çerkesler her şeylerini, anavatanları Kafkasya’yı arkalarında bırakıp karanlık bir meçhule doğru yollara düşmüşlerdi. Sürgün sırasında da Rus soykırımı devam etmiş, 500 bin Çerkes de yolculuk sırasında hayatını kaybetmişti. Anavatan Kafkasya’dan Türkiye’ye ulaşabilen Çerkeslerin ‘yeni vatan’a, Anadolu’ya, Türkiye’ye uyum sağlamaları ve aidiyet duygusunu kazanmaları çok sancılı olmuş, çok uzun zaman almıştır. Siz, Çerkes sanatçıların aradan 150 yılı aşkın zaman geçmiş olmasına, 4. kuşak olmalarına rağmen, eserlerinde, kuşaktan kuşağa aktarılan ‘sürgün’ travmasının etkilerinin yansımasının boyutu hakkında bir tespitte bulunabildiniz mi?

-Sürgünün sarsıntısı her ailede başka bir acı dalgası estirdi. Bundan dolayı, Türkçe yazan Çerkes şair ve yazarların çoğu eserlerinde savaş, savaşın sonrası, Osmanlı’ya göç, yerleşim süreci gibi aşamaları aile hikâyelerinden hareketle işlediler. Eser verenlerin en küçükleri 90’lı yıllarda doğmuş. Buna rağmen, kuşaktan kuşağa aktarılan sürecin canlılığı eserlerde çok net görülebiliyor. Paramparça olmuş bir milletin, farklı yerlerde bulunanlarla bağlantıları kopmuş. Şimdi iletişim güçlense de bu millet parçalanmışlığın ağırlığını taşımak zorunda. Ağır yükü hafifletebilmek için sürekli tekrarlanan yapıcı bir çaba.

-Çerkes yazarlar ve güzel sanatlar alanında başarılı olmuş sanatçılar kendilerini, tanımlamam doğru mu bilmem ama adeta “Çerkes Anayasası” sayılan Xabze’ye bağlı hissediyorlar mı? Yoksa kültür değişmeleriyle kozmopolit bir fert olarak mı iş ve hayat felsefesini oluşturmaktalar?

-Şair ve yazarların bazıları Çerkes kimliğini öne çıkarırken, sayıları az da olsa, bazıları kimliğine de Çerkes temasına da yer vermemiştir. Aidiyet duygusu taşıyan her şair ve yazarın eserinde Xabze ruhu var. Çerkeslerin duyarlı oldukları kimlik problemleri, tarihi, dili, günlük hayatları, belli olaylar içindeki tavırları gibi konular Xabze’ye göre ele alınmıştır. Bu çizgide işlenen konularda ortak temel özellikler iyi, güzel, doğru mesajlarla kendi toplumlarını idealleştirme anlayışını yansıttılar. Her biri biliyor ki sahibi oldukları kültürü yaşatmazlarsa hazin bir yok oluşun tanıkları olarak kalacaklar.

“Genel görünüm içinde her şair ve yazar, eserini büyük ölçüde mensup olduğu milletin duyuş, düşünüş ve yaşayışından aldığı güçle biçimlendirir”

-Rus soykırımı ve sürgününün Çerkesler üzerindeki etkileri, hatırlayışın karanlığında 4 kuşak değişime rağmen yüreklere saplanmış bir hançerin kanırtılarak acının artırılması, kanın akması gibi anlatılması çok zor bir trajedidir. Akıllardan çıkmıyor. Halen kanayan bir yara. Kırım ve Kırgızistan’da yaşayan Türk soylular da Çerkeslerin uğradıkları boyutta olmasa da benzer baskılar ve sürgünlere tabi tutulmuşlardı. Kırım’ın başına gelenleri dünya Cengiz Dağcı’nın, Kırgızistan’ın uğradığı mezalimi ise Cengiz Aytmatov’un hikâye ve romanlarından öğrendi. Çerkeslerin o yürek yakan, büyük acılar içeren, öğrenenin kanını donduran serencamını anlatacak Dağcı ve Aytmatov seviyesinde bir yazar çıkaramamasını neye bağlarsınız?

-Yaşadıkları bütün zorluklara rağmen, bir başkaldırının çıkış noktasını insani duyuştan sanat gerçekliğine dönüştürerek bilincin kıvılcımını milletinin ruhuna taşıyan Cengiz Aytmatov ile Cengiz Dağcı kadar dünyaca tanınan Çerkes yazarı yok ama bu büyük yazar çıkaramadıkları anlamına gelmez.

Sözlü Çerkes edebiyatı gelişmiş, Nart Destanları gibi dünya edebiyatını etkilemiş kaynakları olsa da yazılı Çerkes edebiyatı XIX. yüzyılda oluşmaya başladı. Bu yüzyılda, tarihin kaydettiği en trajik olaylardan Çerkes Sürgünü ile yurtlarından edildiler. Kafkasya’da kalanlar ile oradan gidenler farklı coğrafyalarda, sosyal çevrelerde yaşadılar. Aynı trajediyi farklı boyutlarıyla yaşadılar. Buna rağmen etnik ve kültürel özellikleriyle var olma mücadelesi vermek zorunda kalan Çerkesler; kendilerini hem geliştirebilecek hem de verdikleri kayıpları telafi edebilecek imkânları yarattılar. Edebiyat da varlıklarını gösterdikleri önemli bir alan olmuştur. Negume Şore, Paş’e Beçmırze, Tsey İbrahim, Çeraşe Tembot, Şogentsuk Ali, Jır Hamid, Kube Şaban, Hadağatle Asker, Jane Kırımız; Kafkasya’da yetişen Çerkes şair, yazar, sanatçı ve bilimadamlarından sadece birkaçı. Türkiye’de yetişenler bir sözlük olacak kadar çok. Arap edebiyatında da önemli isimler var.

Genel görünüm içinde her şair ve yazar, eserini büyük ölçüde mensup olduğu milletin duyuş, düşünüş ve yaşayışından aldığı güçle biçimlendirir. Tematik yapıyı şahsi ve evrensel duyarlılıkla zenginleştirir. Bu çerçevede Çerkes şair ve yazarları yaşanan zor yılları anlatmak için edebiyat dünyasına girmeseler de yüreklerindekileri yazdılar ve yazmaya da devam ediyorlar. Bana göre eksiklik; şair ve yazarlarda, verdikleri eserlerin gücünde değil; ortaya konan eserin edebi hedefine ulaşamamasındadır.

Cengiz Aytmatov’un eserleri 170’ten fazla dile çevrildi ve 100 milyon baskıya ulaştı. Cengiz Dağcı’nın eserleri sürekli basılarak yeni okuyucularla buluşturuluyor. Bir Çerkes yazarın savaş ve göçü anlatan eseri kaç baskı yapıyor ve kaç okuyucuya ulaşıyor? O eserin tanıtımı, başka sanat alanlarında değerlendirilmesi hangi boyutta? Yazılan eseri hak ettiği yere koyan okuyucu ve değerlendiren sayısı artarsa, o zaman daha gerçekçi bir noktada sorgulayabiliriz diye düşünüyorum.


“Şair ve yazarların bazıları Çerkes kimliğini öne çıkarırken, sayıları az da olsa, bazıları kimliğine de Çerkes temasına da yer vermemiştir”

-“Ağlatan Qafe” hakkında soru sormazsam olmaz. Olağanüstü bir müzik eseri. Anonim ama özellikle Uzunyaylalı müzisyenler tarafından yapılan yorumlamalar ve düzenlemelerle dünyanın en sevilen müzikleri arasına girdi. Dinleyip de hüzünlenmeyen, sevmeyen yok. YouTube’da yayımlanan kliplerine yapılan yorumlarda bu müziğin de etkisiyle Çerkeslere olağanüstü sempati beslendiği görülüyor; hatta birisi “Keşke ben de Çerkes olabilsem, o müzik var ya o müzik, beni benden alıp götürüyor” diye yorum yazmıştı.

Beni çok etkileyen; bir isyan müziği olan İspanyol besteci Joaquín Rodrigo’nun “Concierto de Aranjuez”i, Le Trio Joubran adlı Filistinli üç udi kardeşin; Samir, Wissam ve Adnan’ın besteledikleri “Masâr” adlı eser, bir de Mazlum Çimen’in halk ozanı olan babası Nesimi Çimen’in Sivas, Madımak Otel’de ölümünün ardından bestelediği “Kalanların Ardından” adlı eseri… Ama illaki “Ağlatan Qafe”; her zaman favorim oldu. Olacak… Sizce güzel sanatların başka alanlarında “Ağlatan Qafe” gibi zirve (şaheser) evrensel eserler Çerkeslerin ‘en’leri tarafından üretilmiş midir? Üretilebilecek midir?


“Sanat ve edebiyat alanında eserlerin topluma mal olması için daha fazla çaba gerekiyor”

-Müziğin coşkusu, etkisi her zaman ön planda olur. “Ağlatan Kafe” gibi “Seriday”, “Dans Etmeye Geldim”, “Kayseri İstasyonu”, “İstanbul Yolcuları” gibi pek çok eser var. Çerkes sanatçılar, en azından Çerkesler arasında tanınıyor. Mesela; Kuşha Doğan Özden kasetleri elden ele, dilden dile dolaştı. Arabalarda, evlerde, telefonlarda dinlendi. Ressam Nevzat Tok’un 1973’te çizdiği Çerkes kadın pşınawosunun, Çerkes Mona Lisa’sı olarak tanınan “Mızıkacı Kız Tablosu” işyerlerini, evleri süslerdi.

Kafkasya’da, Türkiye’de, dünyanın pek çok yerinde Çerkes şair ve yazarları önemli edebi eserler veriyorlar, sanatçılar beste yapıyor ve güçlü yorumcular tarafından seslendiriliyor, ressamlar çağdaş sanatta yer bulan tablolar çiziyorlar, sinemada da dünyada tanınır hale geldiler. Günümüzde sınır tanımadan iş ve yürek birliği yapıyorlar. Sanat ve edebiyat alanında eserlerin topluma mal olması için daha fazla çaba gerekiyor. Öncü ve güçlü örneklerin açtığı yol, yavaş ama güvenle kat edilmektedir. Gelecekte her alanda daha iyi örneklerin verileceğine inanıyorum.

-“Türkiye’de ve Türk Edebiyatında Çerkesler” kitabınızın basılana kadarki evrelerini sohbetlerimize konu olduğundan biliyorum. Biyografi ve araştırma çalışmaları çok büyük bir sabır/emek isteyen çalışmalardır. 40 yıl, dile kolay, bir ömür denebilecek zaman! Hiç ‘Yetti artık, bırakıyorum’ dediğiniz oldu mu? Yayımlandı. Şüphesiz ‘kült’ eser olarak hafızalara kazınacaktır. Daha erken ama kitap emeğinize değecek ilgiyi görüyor mu? Geri dönüşler sizi tatmin edecek düzeyde mi?

-Çalışma sırasında çok yorulduğum zaman bile ‘Yeter’ demedim. Bu kadar geniş alanda, sınırsız sayıda esere rağmen çalışmamı yoğunlaştırdım. Kolay değildi ama zahmete değerdi. Nihayet yayımlandı. Kitap henüz yeni. Hak ettiği ilgiyi göreceğine inanıyorum. Ben aidiyetimin gereği yapmam gerekeni zamanın yüzüne yazdım, aynı aidiyeti hisseden okurlara ulaşacak diye umudumu koruyorum.



Kitaptan…

“Çerkes yazarların eserlerinde Çerkesler geç dile getirildi. Tanzimat Dönemi’nde Ahmet Mithat Efendi ile başlayan Çerkes teması 1970’li yıllara kadar az sayıda eserde hayat buldu. Kafkas dergilerinde pek çok yazar ve şair Çerkes tarihi, dili ve kültürü üzerine yazılar yayımladılar. Kitap çalışmaları ise 1970’li yıllardan sonra gelişme gösterdi. Son yıllarda yayımlanan kitaplarda ise edebi tür ve konu çeşitliliği dikkati çekmektedir…”

“Türk edebiyatında Çerkesler, yakın döneme kadar belli kalıplara hapsedilerek değerlendirilmiştir. Çerkeslerden bahseden ilk eserde, Çerkeslerin savaşçı ve düşman, divan ve halk edebiyatında ise Çerkes güzeli ve cariye imajıyla sınırlandırılarak işlenmiştir.”

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Yazarın Diğer Yazıları

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img