Ömer Aytek Kurmel
ABD’nin Venezuela’da belirlenmiş hedefleri vurması ve Devlet Başkanı Nikolas Maduro ile eşi Cilia Flores’i yargılanmak üzere New York eyaletine getirmesi bir milat anlamına geliyor.
Washington bugüne kadar takip ettiği içe kapanmacı “Önce Amerika” politikasını terk etmiş ve Amerikan Ulusal Güvenliği adına müdahaleci bir siyasete geçmiş bulunuyor.
Trump yönetiminin Latin Amerika’yı artık periferik bir güvenlik sorunu görmediği, bölgenin bir sıcak çatışma noktasına dönüştüğü açıktır.
Buna karşılık, Venezuela’nın geçiş sürecini yönetmek bambaşka dinamikler içeriyor. Başkan Trump’ın “Venezuela’yı yöneteceğiz” cümlesindeki muğlaklık, zaten var olan belirsizliği daha da katmerlendiriyor.
Caracas’ta kimin kim olduğu henüz net değil. Ülkede belli güç odakları olduğu anlaşılıyor. Yerel silahlı güçler, yarı askeri gruplar ve suç çeteleri direniş örgütleme kapasitesine sahip görünüyorlar. Bu unsurlar komşu Kolombiya, Guyana ve Brezilya sınırları boyunca konuşlanarak Karayipler ve Amazon bölgelerinde Amerikan güçleriyle çatışabilirler.
ABD-Latin Amerika ilişkilerini tarih boyunca zehirleyen en önemli unsurun Washington’ın tek taraflı politikaları olduğu biliniyor. Venezuela, bu zincirin (şimdilik) son halkası gibi görünüyor.
Venezuela’ya yapılan saldırı, pek çok bölge devleti ve sivil toplum temsilcisinin gözünde 1823 Monroe Doktrini’nin 21. yüzyıl versiyonundan başka bir şey değil.
Trump yönetimi Venezuela’yı bir suç ve narkotik üssü olarak görüyor. Bu da ABD’nin iç güvenliği için bir tehdit oluşturduğu anlamına geliyor. Venezuela’ya ilişkin bir başka algı, Rusya ve Küba’nın vekili (proxy) olduğudur. Bu da ABD’nin jeopolitik hegemonyası için bir tehdit demektir.
Venezuela’ya karşı girişilen askeri operasyon, Amerikan kamuoyunu bölmüş durumda. Muhafazakâr cephe saldırıyı bir kararlılık gösterisi olarak alkışlarken, önemli bir kesim ise operasyona karşı çıkıyor ve Trump yönetiminin niyetini net biçimde açıklamamasını eleştiriyor.
Amerikan Kongresi de karışık tepkiler veriyor. Cumhuriyetçi Parti kurmayları, müdahaleyi suça ve “narko-otoriterliğe” karşı atılmış bir adım olarak destekliyorlar. Buna karşılık Demokratlar operasyonu birkaç sebepten ötürü eleştiriyorlar. Bunlar arasında kongreden izin alınmaması, Venezuelalı sivillerin zarar görme ihtimali ve ABD’nin bir başka açık uçlu bölgesel çatışma batağına sürüklenme olasılığı var.
Bundan sonra neler olabilir?
Venezuela’nın geleceğine ilişkin söylenebilecek ilk söz, “saha”ya ince dengelerin egemen olduğudur.
İçeriden ve/ya dışarıdan baskılarla rejime diz çöktürme yoluna gidilirse, demokrasiye geçiş sürecinin belirsizliklerle dolu olduğunun özellikle vurgulanması gerekiyor. Bunun en önemli sebebi, muhalefetin içinde bulunduğu durum. Venezuela muhalefeti Nobel ödüllü Maria Corina Machado’nun etrafında toplanmış görünse bile, ağırlıklı olarak ülke dışında yaşıyor ve bunun sonucu olarak “saha”dan kopuk durumda.
Kısa vadede yapılması gereken, geçiş sürecinin (bu süreçte iktidarda Maduro yandaşlarının olacağını unutmayalım) kısa tutulmasıdır.
Asıl mesele biçimsel bir rejim değişikliği değil, sorunun özüne inmektir. Venezuela’nın temel sorunu bağımlılık döngüsünün bugüne kadar kırılamamış olmasıdır. Yapılması gereken şey bellidir; meşru ve kapsayıcı bir yönetim biçimi kurmak, ülke çapında ekonomiyi yeniden inşa etmek, bağımlılık ve güvensizlik döngüsünün kendisini yeniden üretmesini engellemek. Zengin kaynaklara sahip Venezuela’yı müreffeh ve özgür bir ülke haline getirmek çetrefilli ama mümkündür.
5 Ocak 2026







