Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Hattiler, Hititler ve Çerkesler

Tarih boyunca uzak geçmişe yönelik meraklarını mitolojik unsurları yoğun bir şekilde barındıran muhtelif hikâyelerle Çerkesler, modern çağlarda yapılan birçok araştırmanın ışığında uzak geçmişleri ve ataları konusunda giderek daha meraklı olmakla birlikte bu hususta ulaştıkları cevaplar ne yazık ki yeterince doyurucu değildir. Bazı çağdaş araştırmaların öne sürdüğü Hatti-Hitit-Çerkes ilişkisi, özellikle Anadolu’da yaşayan diaspora için oldukça heyecan verici ve üzerine muhtelif eserlerin kaleme alındığı bir konudur. Ne kadar heyecan verici olursa olsun, bu tür hipotezler soğukkanlı bir yaklaşımla incelenmelidir.

Hattilerin Çerkes olduğunu varsaymamızın en sorunlu yönü, bu varsayımının anakronik bir yaklaşım olmasıdır. Tarihsel olarak Çerkeslerin etnogenez süreci sözlü kültür ile paralellik gösterecek şekilde Çerkesya’yı tek bayrak altında birleştiren İnal ile şekillenir. İnal, ülkesini oğulları ve torunları arasında taksim etmiştir ki birçok sözlü anlatı varyantı bizlere bugünkü bazı Çerkes boy isimlerinin İnal soyundan geldiğini bildirmektedir, hâlâ pşı sınıfının var olduğu Çerkes boylarında aristokrat sınıf, geçmişte şecerelerini İnal ile ilişkilendirmekteydi. Buradan çıkarabileceğimiz birincil sonuç, Çerkeslerin atalarının Kafkasya’nın otokton halkı olmasına rağmen bugün bildiğimiz anlamda Çerkes halkının etnogenezinin 14 ve 16. yüzyıllar arasında şekillendiğidir. Bu sebepten dolayı Hattiler ve Adigeler arasındaki ilişkinin özdeş olmaktan ziyade dolaylı olması mümkün görünmektedir.

Tarihi Çerkesya’nın yüzyıllarca izole bir bölge olduğuna yönelik önkabul, Rusların 19. yüzyılda yürüttükleri soykırım politikasını tarihsel olarak meşru bir zemine oturtmak adına yine Rus Bilimler Akademisi’ne bağlı etnograflar tarafından inşa edilmiş bir anlatıdır. Bu denklik ise Adigelerin ataları ile Hattilerin ataları arasında bir ortak soy bağı ile kurulabilir. Oysa tarih, bizlere Çerkeslerin tarih boyunca çevresi ve hatta uzak coğrafyalar ile muhtelif ilişkiler kurduğunu açıkça göstermektedir. Dünyadan azade bir şekilde dağlarda yaşayan safkan “dağlı” imgesi, Avrupalıların oryantalist duygularını beslerken Rusya’nın Kafkasya’yı “medenileştirdiğine” yönelik iddiaları meşru bir zemine taşıyan tarihsel bir kurgudur. Ne yazık ki Rus etnografisi ve Rusya Bilimler Akademisi’nin çalışmalarının Postkolonyal bir eleştirisi bugün dahi bütüncül olarak ele alınmış değildir. Oysa Çerkesya’nın kuzeyden ve güneyden olmak üzere çeşitli dönemlerde göçlere sahne olduğu ve bölgenin etnogenezinin sürekli bir devinim içerisinde bulunduğu ortadadır. Sarmatlar Çerkesya’yı aşıp  setya’ya yerleşmiştir. Yine Moğol istilasının akabinde birçok Kıpçak, Moğollardan kaçarak Kabardey ve Kuban boyuna yerleşmiştir. Bu sebepten ötürü Çerkesler ile ilişkilendirilmeye çalışılan Hattilerin Çerkeslerle değil yalnızca Çerkeslerinin atalarını teşkil eden grupların bir kısmı ile ilişkisi olup olmadığı sorusunu sorabiliriz. Zira Çerkesleri teşkil eden grupların gerek göçlerle gerekse kültürün ve toplumsal yapının dinamik doğası gereğince yüzyıllara yayılmış bir tarihi sürecin sonunda oluştuğunu söylememiz mümkündür.

Hattilerin Çerkesler ile olan ilişkisinin onomastik delilini teşkil eden en önemli kanıt, Hatti tanrı adları olarak gösterilir. Özellikle pagan Çerkesler ile özdeş Hatti Fırtına Tanrısı Teşup bu hususta en çok üzerinde durulan örneği teşkil eder. Temel sorun, Teşup adından bir Hatti Fırtına Tanrısı’nın hiçbir zaman var olmamasıdır. Bu meseleyi biraz daha aydınlatmak adına Geç Tunç Çağı’nın dini ve politik ortamına göz atmamız gerekmektedir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki Hititler ile Hattiler arasında doğrudan bir özdeşlik kurarak bu ilişki sarmalına Hititleri de dahil etmek birçok açıdan sorunludur. Hititler, Tevrat’ta kendileri ile ilişkili olduğu düşünülen topluluğa nazaran geçmişte bu isimle anılmış olsalar da kendilerini Nešalı olarak adlandırmışlardır. Bu adlandırma, Hitit Kralı Labarna’nın soyunu dayandırdığı (ki bu Hititologlar arasında tartışmalıdır) Kültepe/Kaneš Kralı Anitta’ya istinaden Kaneš’ten türemiş bir formudur. Hatti ise Hititlerin Orta Tunç Çağı’nın son devresinde yerleştikleri ve Boğazköy/Hattuša’da krallıklarını kurdukları Kızılırmak kavisinin coğrafi ve bu coğrafyada yaşayan halkın ismidir. Hitit Büyük Kralı, kendisini “Hatti Ülkesi’nin Büyük Kralı” olarak adlandırmıştır ve bugün dahi Hitit-Hatti etkileşimi ve ilişkileri üzerine araştırmalar ve tartışmalar sürmektedir. Hattilerin varsayımsal olarak Anadolu’nun otokton halkı olduğu kabul edilse de Hititlerin belirli bir nüfusa sahip olmakla birlikte Hatti kültürünün birçok öğesini benimseyerek bu bölgede bir krallık kurduklarını söylemek mümkün gözükmektedir.

Hatti-Çerkes ilişkilerine yönelik onomastik çalışmaların en tartışmalı ve bu ilişkinin kanıtı olarak gösterilen veri, Hatti/Hitit Fırtına Tanrısı Tešup ile Çerkes Fırtına Tanrısı Teşup’un aynı isme sahip olmasıdır. Burada izah etmemiz gereken birkaç nokta var. Öncelikle bilmek gerekir ki Hititlerin “Bin Tanrılı Halk” olarak adlandırılması boşuna değildir. Eski krallık devrinin tekabül ettiği Orta Tunç Çağı’nda Mezopotamya ve Anadolu’da sefere çıkan kralların ele geçirilen şehirlerin “tanrılarını” tapınaklardan alıp kendi panteonlarına dahil etmesi oldukça sık rastlanan bir uygulamaydı. Hititler, imparatorluk ideolojisi bağlamında bu yıkıcı uygulamayı birleştirici ve bu yolla toplumlar üzerinde denetleyici bir yöntem olarak kullanmışlardır.

Öte yandan göz önünde bulundurulması gereken husus, Hititlerin başkentinde temsil edilen muhtelif Fırtına Tanrıları’nın bulunmasıydı. Zippalanda ve Nerik şehirlerinin Fırtına Tanrıları’nı pekâlâ örnek gösterebiliriz. Yanlış kanının aksine Tunç Çağı’nın dini hayatında tanrılar evrensel bir mahiyete sahip değillerdi. Genellikle coğrafi ayrımlarla sınırlarını tahmin edebildiğimiz kırsal bölgelerin ve kozmopolit toplumların serpildiği merkezi şehirlerin sınırlı bölgelerde tapınım gören ve etki alanı da yerel olarak tahayyül edilen lokal bir panteonları vardı. Dolayısıyla Hititler için de tanrılar evrensel değil yerel bir mahiyete ve kapsama sahipti.

Hitit metinlerinde sıklıkla karşımıza çıkan Fırtına Tanrısı Tešup, zannedildiği gibi Hatti değil Hurri panteonuna ait bir tanrıdır. Hattilerin Fırtına Tanrısı ise şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde açıkça görülebileceği üzere Tanrı Tardu’dur. Hitit Kralı Üçüncü Hattušili dönemindeki dini düzenlemeler (örneğin Nerik’in Kaškaların elinden alınması ve Fırtına Tanrısı’nın tapınağının yeniden inşa edilerek düzenlenmesi gibi) neticesinde Hurri Fırtına Tanrısı Tešup Hitit Panteonu’nun bir parçası olmakla kalmamış, kimi kültlerde ve uygulamalarda en çok adağın adandığı ve törenlerde özel önemi haiz bir tanrı olarak tapınım görmüştür. Bu dönüşümün temelinde Hattušili’nin eşi ve kraliçe (Tavananna) Puduhepa’nın Hurri kökenli olması gösterilirken bu dönüşümün sosyopolitik ve ekonomik bağlamına yönelik bugün bazı varsayımlara sahibiz. Güney Kafkasya ile ilişkili olduğu düşünülen Hurriler, Suriye ve Kizzuwatna’yı (bugünkü Çukurova ve civarına) yayılacak şekilde genişlemişken Geç Krallık Dönemi’nin başında Hititlerin bir periferisi haline gelen Hurri-Mittani Krallığı Hititler tarafından ilhak edilmişti. Bu ilhakla beraber Hurriler, Hitit tebaasının nicel bakımdan azımsanamayacak bir kısmını oluştururken Ugarit’in kuzeyinde şehirli bir toplum olarak Mısır ile mücadele bağlamında Hitit krallarının politik pratiğinde önemli bir unsur haline gelmişlerdi.

Elbette ki Tešup’un Hatti Tanrısı olmaması, Hurrilerin Fırtına Tanrısı Tešup’un Kuzey Kafkasya’daki Teşup ile bir ilişkisi olmadığı anlamına gelmemektedir. Unutmamak gerekir ki başta Nart Destanı olmak üzere Kuzey Kafkasya halkları mitoloji ve destanları bakımından ortak bir kültüre ve hafızaya sahiptir. Hurri dilinin Kuzey-Doğu Kafkas dilleri ile ilişkilendiren ve Hurriceyi bu dil ailesinin arkaik bir kolu olarak sınıflandıran çalışmalar bağlamında Kafkasya Tanrısı Tešup’un yayılımı konusunda bir neticeye ulaşabiliriz. Yine de Hurrice ve Kuzeydoğu Kafkas dilleri arasındaki ilişkiler ve ilişkileri işaret eden bu onomastik nüans, benzeri çeşitli bulgular ortaya konmadıkça ve materyal buluntular ile desteklenmediği müddetçe spekülatif ve tartışmalı olarak kalmaya devam edecektir.

Hatti-Adige ilişkilerine dair kanıt olarak gösterilen bir diğer husus da Hatticenin ve Kuzeybatı Kafkasya dilleriyle ile olan ortaklığı ile temellendirilmiştir. Doğrudan Hatticeyi Kuzeybatı Kafkasya dilleri ile ilişkilendiren yaklaşımlar olmakla birlikte Sergei Starostin’in başını çektiği ve Sino-Kafkas Dil Ailesi olarak adlandırılan; Çin, Tibet, Yenisey, Kafkasya dilleriyle beraber bazı izole dil gruplarını bütüncül olarak tek bir dil ailesi olarak ele alan yaklaşım çerçevesinde konuya dair en güncel çalışma mahiyetini taşıyan Alexei S. Kassian’ın incelemesi, Hattice ile Baskçayı da Kuzeybatı Kafkasya dilleri arasında sınıflandırmaktadır. Bu yaklaşımdaki en temel sorun, Adigecenin tarihsel sürecine dair elimizde neredeyse hiçbir yazılı belge yokken Hatti diline dair verimizin ise oldukça kısıtlı olmasıdır. Söz konusu Hattice ile Adigece arasında bir akrabalık/bağ ilişkisi kursak dahi karşı karşıya kaldığımız en temel sorun dillerin doğası ile alakalıdır. Diller, yapıları gereği sürekli değişen ve dönüşen birer unsur olarak gelişimlerini asla nihayete erdirmezler. Hattice ile Adigece arasında kurulan ilişkinin de tarihsel süreci bu çalışmalarda oldukça muğlaktır. Proto-Kuzeybatı-Kafkas dili ile Hatti dili arasındaki ilişki veya Adigecenin tarihsel gelişimi üzerinde pek durulmamıştır. Üstelik Kassian çalışmasında hiçbir materyale veya yazılı belgeye dayandırma gereği duymadığı keyfi göç haritaları ile kuramını açıklama yoluna gitmiştir.

Kassian ve diğer dilbilimcilerin hipotezinin ideolojik pratiğini de vurgulamak gerekir. Hatti-Çerkes meselesi özelinde Rus biliminsanlarının bu konudaki ısrarının bir diğer sebebi, Kafkasya’ya alternatif tarihsel topraklar ve kültürel sahalar yaratarak Çerkeslerin Kafkasya’nın otokton halkı olduğu zannını zedelemek ve Çerkes halkının Anadolu’daki sözde tarihsel varlığı üzerinden Rusya’nın Kuzeybatı Kafkasya üzerindeki meşruiyetini Çerkeslerin Kafkasya ile olan ilişkisini ikincil plana atarak güçlendirmektir. Yine de bu politik ajandanın asgari ölçüde etkisinde kalsa da belirli ölçüde dışında kalabilmeyi başarmış Viacheslav Chirikba’yı zikretmek gerekir.

Linguistik açıdan bir diğer sorun Hattice söz varlığının kısıtlı bir şekilde elimize ulaşmış olması ve günümüze ulaşma şeklidir. Boğazköy’deki tabletlerde çeşitli örneklerine rastladığımız Hattice örnekler bir bütünden ziyade Hititlere ait dini metinlerde “Şimdi rahip Hattice konuşuyor/konuşacak” şeklinde belirtilen ifadenin ardından gelen birtakım Hattice fragmanlardan ibarettir. Bu metinler, belirli komutlar ve ifade kalıplarının muhtelif tanrı ve yer isimleri ile zikredildiği resmi devlet kayıtları olması bakımından bizlere Hatti diline dair elimizdeki tek belge olmalarına rağmen bütüncül bir şey söyleyemez. Hattice ve Çerkesçe arasında elimizdeki söz varlığı çerçevesinde bir ilişki kuracak olsak dahi bu temelden hatalı bir yaklaşımdır. Voloşinov, tarihsel dilbilim araştırmaları morfoloji ve fonoloji odaklı ilerlerken, dilbilgisinin temelini ve en ayırt edici özelliğini teşkil eden sözdizimine yönelik araştırmaların yetersizliğinden bahsederken doğru bir noktayı işaret etmektedir. Hatticenin sınırlı söz varlığı ve Adigecenin erken dönemine dair yazılı bir kaynağa sahip olmayışımız belirli morfolojik ve fonolojik temeller çerçevesinde bir ilişkiyi ele almamıza olanak tanıyacak zemin yaratmazken özellikle dil gruplarının en ayırt edici özelliklerinden biri olan sentaksa dair neredeyse hiçbir verimizin olmaması meselenin düğümlenmesinin düğümlenmesine ve bulanık olmasına yol açmıştır. Ne yazık ki Hattice söz varlığını genişletecek yeni buluntular keşfedilene kadar Hatti-Çerkes dil ilişkisi üzerine pek bir şey söylemek mümkün görünmüyor.

Çerkeslerle ilişkilendirilen tek halk elbette ki Hattiler değildir. Geç Tunç Çağı’nda Hitit, Mısır ve Demir Çağı’nda Asur belgelerinde karşımıza çıkan Kaškalar, Friedrich Cornelius’un kaleme aldığı ve muadillerinin erken bir örneği olan Geschichte der Hethiter’de Çerkes olarak tanımlanır. Cornelius’un bu iddiasındaki temel argümanı, Kaškaların Hititlere karşı verdikleri mücadele ve bu mücadele çerçevesinde sergiledikleri yaklaşımı Çerkes-Rus Savaşı’na benzetmesiydi. Kaška-Hitit mücadeleleri ile Çerkes-Rus Savaşları arasında bir paralellik olduğunu kabul etmek gerekir ama bu paralelliğin nedeni Çerkesler ile Kaškalar arasındaki bağdan ziyade, Orta Karadeniz’in dağlık kısımlarında birbirinden bağımsız boylar etrafında örgütlenen Kaškaların emperyal bir devlet olan Hititlerle olan mücadelesinin doğal olarak Çerkes-Rus Savaşları ile benzer noktalar taşımasıdır. Bu benzerliklerin temel nedeni iki toplum arasındaki organik bağlardan ziyade savaşan tarafların coğrafya ile şekillenen politik örgütlenmesidir.

Bugün Kaška’nın tam olarak ne anlama geldiği (ülke, bölge ve halk ismi olarak Hitit Arşivi’nde muhtelif ve tutarsız kullanımları bulunmaktadır) konusunda net bir çerçeve çizmek zorken yapılan onomastik araştırmalar kişi ve yer isimlerinin Hatti dili ile akraba olduğunu öne sürmektedir ancak Kaška diline dair tek bilgimiz, Hititler tarafından tutulmuş ve yazılı ifadenin fonetik doğruluğundan emin olmadığımız yer ve kişi adlarından ibarettir. Üstelik Kaškaların tek bir dili mi tek bir dilin farklı lehçelerini mi yoksa birbirinden farklı muhtelif dilleri mi konuştuğu konusunda da yargıya varabilecek bilgiye sahip değiliz. Cornelius’un Kaškaları Çerkes olarak tanımlamasının sebebi Hitit arşivlerinde Kaškaların dağlık bölgelerde merkezi otorite ile çatışan, boylar şeklinde örgütlenen ve büyük çoğunlukla gerçekten ziyade münferit örneklerin politik düsturlar doğrultusunda karikatürize edildiği Hitit belgelerine dayanmaktadır. Amjad Jaimoukha, Çerkesler hakkında kaleme aldığı başvuru eserinde Kaškalar ile Çerkesler arasında arkeolojik veriler ışığında anlaşılan bir ilişkiden bahsetse de ne yazık ki bu arkeolojik verilerin ne olduğu konusunda doyurucu bir açıklama yapmamıştır.

Kuzeybatı Kafkasya ile Karadeniz kıyısındaki materyal buluntular arasında bir paralellik olsa dahi bu kapsamını bugün dahi bilinmeyen Geç Tunç Çağı Karadeniz ticaretinin bir neticesi de olabilir. During, Güneybatı Kafkasya ve Kuzeydoğu Anadolu’da görülen seramik üslubunun daha sonra Çukurova’da görülmesini demografik bir hareketten ziyade ticaret ile ilişkilendirerek materyal kültürün dağılımı konusundaki incelemeler adına yetkin bir perspektif sunmuştur. Üstelik Kuzeybatı Kafkasya ile Orta Karadeniz’in maddi kültürünün paralelliği konusundaki argümanlar bir dizi seramik üzerinden inşa edilirken iki bölge arasında kapsayıcı bir materyal ilişki kurulamamaktadır.

Öte yandan Cornelius’un Kaška-Çerkes ilişkisine yönelik iddiası bağlamında da Kaukoneslere değinilmesi gerekmektedir. “İlyada”da, gemiler kataloğu olarak da anılan bölümde Troia’nın müttefiki olarak zikredilir. “İlyada”nın 10. kitabında Truvalı ulak Dolon, Kaukones halkının yurdunun denize karşı uzandığından bahseder. Anlatı geleneğinde Kaukonesler, bugün Kaškaların yaşadığı tarihsel Paphlagonia bölgesinden Yunanistan’ın Mora bölgesine göç etmiştir. Burada Cornelius’un iddiası bağlamında ilginç olan nokta, Kaškalar ile ilişkili olduğu düşünülen bu topluluğun kendini Kaukones olarak adlandırmasıdır. Kaukones grupları ile Orta Karadeniz’deki Kaška gruplarının ilişkisi konusunda açık bir materyal buluntu ve bu iki grubu ilişkilendiren yazılı kaynak bulunmamaktadır.

Kaukones toponimi üzerine, Kafkas’ı ifade eden bu ismin onomastiğine göz atmak gerekiyor. Yaşlı Plinius, Kaukaus’un (Kafkas) İskitçe Kroukasim (beyaz, karlı yüksek yer) anlamına geldiğini söylerken Encyclopedia of Islam’daki Caucasus maddesinde Hititlerin Karadeniz’in güney kıyısı boyunca yaşayan yerlileri (ki coğrafi olarak Kaška bölgesini önemli ölçüde karşılar) ifade etmek için bu tabiri kullandığı belirtilse de ne yazık ki CTH başta olmak üzere elimizdeki Hitit çiviyazılı metin kataloglarında bu adlandırmaya dair açık bir atfa bugün ulaşamamaktayız. Herodotos ve Aiskhylos’un kullandığı Kaukasos tabirinin coğrafi olarak nereyi karşıladığı konusu net değildir. “Zincire Vurulmuş Prometheus” tragedyasında Prometheus’un ateşi çalması üzerine Kaukasos Dağları’nda zincire vurulduğunu kaydeden Aiskhylos, Prometheus’un zincirlendiği dağların coğrafi konumunu tam olarak izah etmez. Elbette ki Dionysos şenliklerinde topluluğa sergilenmesi için yazılan bir tragedyada didaktik bir coğrafi hassasiyet bekleyemeyiz. Nitekim Kafkas’ın etimolojisi için PIE “-keu (eğmek, bükmek)” sözcüğü referans alınmakla birlikte Kaukones’in genelde Kafkas’ı ifade ederken özelde farklı toplulukların tahayyülünde muhtelif coğrafyaları ifade edebileceğini unutmamak gerekir.


“Hattiler ile Adigeler arasında bir özdeşlik değil, denklikten bahsedebiliriz. Ancak denklikten bahsetmek için elimizde yeterli ölçüde sistematik ve tutarlı veri ne yazık ki bulunmamaktadır”

Kuzey Kafkasya-Anadolu arasındaki ilişkilere yönelik çeşitli çalışmalar olmak üzere bu çalışmaların materyalleri doğrudan çeşitli etnik gruplar arasındaki kültür birliğinden ziyade bölgelerarası ticari ve sosyal ilişkilere işaret eder. Kafkasya-Anadolu arasındaki genetik alışverişlere yönelik yapılan antik DNA çalışmalarının tek başına paralellik kurulabilecek bir bütünlüğe sahip olmaması ve Kurgan Hipotezi başta olmak üzere Hint-Avrupa Hipotezi gibi politik tahriflerin sıkça görüldüğü bir alanın parçası olarak incelenmesi bu araştırmalara da mesafeli bakmamız için gerekli zemini ne yazık ki ve neyse ki bizlere sağlamaktadır.

Neticede Hattiler ile Adigeler arasında bir özdeşlik değil, denklikten bahsedebiliriz. Ancak denklikten bahsetmek için elimizde yeterli ölçüde sistematik ve tutarlı veri ne yazık ki bulunmamaktadır. Gelecek araştırmaların bu konuda bizleri nereye götüreceği merak konusu olmakla birlikte Kafkasya-Anadolu arasındaki yoğun etkileşimlere rağmen Hattilerin Kuzeybatı Kafkasya ile olan ilişkisine yönelik berrak bir sonuca varmak mümkün gözükmemektedir.


Kaynakça  

-Aiskhylos; Zincire Vurulmuş Prometheus. İş Bankası Kültür Yayınları (Çev: Sabahattin Eyüboğlu), 2013.

-Alparslan, Metin; Hititler: Bir Anadolu İmparatorluğu. Yapı Kredi Yayınları, 2013.

-Arıkoğlu, Ekrem; “Dile Âşık Bir Adam” Dr. Sergey Anatolyeviç Starostin. Dil Araştırmaları Dergisi, 2008.

-Baumer, Christoph; History of the Caucasus Vol. 1. I.B. Tauris, 2021.

-Bryce, Trevor; Hitit Dünyasında Yaşam ve Toplum. Dost Kitabevi, 2003.

-Bryce, Trevor; The Kingdom of Hittites. Oxford University Press, 2005.

-Bozkurt Applebaum, Ayla; Northwest Caucasian Languages and Hattic. Kafkasya Çalışmaları – Sosyal Bilimler Dergisi, 2020.

-Chirikba, Viacheslav; Common West Caucasian: The Reconstruction of Its Phonological System and Parts of Its Lexicon and Morphology Research School CNWS, 1996.

-Colarusso, John; The Northwest Caucasian Languages: A Phonological Survey. Routledge, 2016.

-Cornelius, Freidrich; Geschichte der Hethiter. Wissenschaftliche Buchgesellschaft, 1973.

-De Martino, Stefano (ed.); Handbook Hittite Empire: Power Structures. De Gruyter, 2022.

-During, Bleda; Küçük Asya’nın Tarihöncesi: Karmaşık Avcı-Toplayıcılardan Erken Kentsel Toplumlara. Koç Üniversitesi Yayınları, 2024.

-Forsyth, James; Kafkasya. Ayrıntı Yayınları, 2019.

-Giusfredi, Federico (ed.); Contacts of Languages and Peoples in the Hittite and Post-Hittite World. Brill, 2023.

-Guterbock, Hans Gustav; Kumarbi Efsanesi. Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1945.

-Guterbock, Hans Gustav; The Song of Ullikummi Revised Text of the Hittite Version of a Hurrian Myth. Journal of Cuneiform Studies, 1951.

-Hoffner Jr, Harry A; Hittite Myths. Society of Biblical Literature, 1998.

-Homeros; İlyada. Everest Yayınları (çev. Erman Gören), 2024.

-İlgi Gerçek, Nebahat; The Kaška and the orthern Frontier of Hatti. University of Michigan (Doktora Tezi), 2012.

-Jaimoukha, Amjad; The Circassians: A Handbook. Palgrave, 2001.

-Kassian, A; Hattic as a Sino-Caucasian Language. Ugarit-Verlag Münster, 2010.

-Macqueen, J.G.; Hattian Mythology and Hittite Monarchy. Anatolian Studies, 1959.

-Pliny; Natural History (Volume II: Books 3-7). Loeb Classical Library 352 (Çev: H. Rackham), 1945.

-Polinsky, Maria (ed.); The Oxford Handbook of Languages of the Caucasus. Oxford University Press, 2020.

-Sagona, Antonio; The Archaeology of the Caucasus: From Earliest Settlements to the Iron Age. Cambridge University Press, 2017.

-Starostin, Sergei; Sravnitel’no-istoričeskoe jazykoznanie i leksikostatistika. Lingvističeskaja rekonstrukcija i drevnejšaja istorija Vostoka, 1989. (İngilizce çevirisi kullanılmıştır.)

-Von Schuler, Einar; Die Kaskäer: Ein Beitrag Zur Ethnographie Des Alten Kleinasien. De Gruyter, 1965.

-Woodard, Roger; The Ancient Languages of Asia Minor. Cambridge University Press, 2009

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Yazarın Diğer Yazıları

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img