Çerkes kadın hareketi

1
994

Geçtiğimiz günlerde bir deklarasyon yayınlayan ‘Almastı Çerkes Kadın Hareketi’ni değerlendirmek amacıyla yazmak istemiyorum. Kurucuları çeşitli mecralarda kendilerini ifade ediyorlar. Bu ayki JINEPS’te, henüz sorulmamış soruları da kendilerine yönelttik.

Jıneps Gazetesi olarak kurduğumuz cümleyi bireysel olarak da ifade etmekle yetineceğim; ‘KÜFÜR VE LİNÇ BİZİM KÜLTÜRÜMÜZ DEĞİLDİR’.

Deklarasyon ve tartışma sürecinin takip eden herkes üzerinde bir etkisi oldu. Öfke, anlama çabası, aşağılama, çaresizlik, öteleme, hayranlık, umut, nefret, şefkat, hoşgörü, kaygı, haksızlığa uğramışlık duygusu…

Bu şartlar altında tekrar düşünme ihtiyacı duydum.

Çocukluğum ve gençliğim birçoğumuzunki gibi önemli ölçüde, şehirdeki derneklerimizin salonları ile köy avluları arasında şekillendi. Bu alanlarda, bir çocuk ve bir kadın olarak kendimi hep güvende hissettim. Bu güven duygusunun elbette aileden daha büyük bir halkayla, yani içinde yetiştiğim toplumun kültürüyle ilgisi vardı. Bizden önceki nesiller belki anadilimizi bugüne taşımayı tam olarak başaramadılar ama Xabze başlığı altında sayılabilecek olanların birçoğundan, yaşam kültüründen, bir arada olma kurallarından… vazgeçmediler. Asimilasyon şartları altında bu vazgeçmeyiş hiç de kolay olmadı ve yeni yetişenlerin kendilerini güvende hissetmelerini sağlayan çok önemli bir unsur oldu. Hayatımızda Xabze hiç olmasaydı ve içinde yaşadığımız farklı kültürlerden oluşan büyük toplumun değerlerinin ortalamasına tabi olsaydık, Çerkes kadını bugünkü konumundan kesinlikle daha az güvende, daha geri ve daha az üretken olurdu bana göre. Sözünü ettiğim güven, insanı atalete düşüren konfor alanından farklıdır. Bunu ölçecek kapsamda akademik çalışmalar yapıldığını sanmıyorum. Parametreleri çok kolay tanımlanabilecek bir çalışma da olmazdı zaten. Bu nedenle, iş yine; sübjektif olma tehlikesini her zaman taşıyan kişisel şahitliklere ve sözlü aktarımlara kalıyor ve kişisel deneyimim yukarıda ifade ettiğim gibi güven ortamına ilişkindir. Böyle düşününce, öncelikle; yaşam kültürünü bugüne zor koşullar altında aktaranlara saygı duyuyorum. Bugünümüzü ve yarınımızı biçimlendirecek olan kimlik bilinci ve aidiyet beğensek de beğenmesek de aktarılmış olanların farkındalığından geçiyor. Öte yandan; aktarılanların çoğu yazılı kaynaklardan değil hayatın içerisinden gelmiştir. Bu nedenle; farklılıkları, değişimleri, dönüşümleri, etkileşimleri de içerir.

Dedelerimiz, babalarımızı tıpatıp kendi yetiştikleri gibi yetiştirmiş olabilirler mi? Yoksa, dedelerden biraz daha fazla gülümseyiş düşmüş müdür babaların payına? Çerkes toplumu, doğanın, hayatın kendisinden öğrenmeye devam etmek durumunda değil midir? Çocuklarına fiziksel olarak sıkı sıkı sarılmayı artık ayıp bulmayan nesillerimiz bu farkındalıkla oluşmamış mıdır? Hayatın devinimini fark edip, öğrenip, kendi iç dinamiğimizle tutum belirleyemediğimizde gelmez mi yok oluş?

Bugünkü Çerkes toplumunda kadının konumuna da aynı farkındalıkla bakmak gerektiğini düşünüyorum.

Tha’ya tüm dünya halklarına iyilik vermesi için dua ediyor ‘… biz Çerkesleri de unutma!’ diyorsak,

‘Çerkesler dünyayı renklendirmek, dünya kültür mozaiği içinde yerini almak istiyor…’ diyorsak,

Bu dileklerimizi gerçekleştirecek olan irade ancak kadının etkin var oluşuyla, sonuç getirebilir.

COVID-19, çevre problemleri, sistemsel çöküş, yapay zekâ tartışmaları, yeni ekonomik düzen, ulus devlet, milliyetçilik akımları, din sistemleri, savaşlar, otoriter rejimler, çocukların sorumluluğu, psıhalive hamurunun inceliği, hayat gailesi… arasında, yukarıdaki dilekleri irade ile eyleme dönüştürecek kadın; tabi değil özgür olmak zorundadır. Pragmatik sonuçlarından bağımsız olarak, insan hakları bunu gerektirir. Evrensel, özgür, çağdaş, cesur düşünebiliyor, konuşabiliyor ve hayatı dönüştürebilecek donanımı edinebiliyor olmalıdır.

Bizleri bugüne getiren yaşam kültürü, 21 Mayıs’ta sokağa çıkıp yüksek sesle ‘talep’ etmeyi öğretmiş miydi gerçekten; yoksa biz mi kimliğimizle yaşayabilmek, kendimizi ifade edebilmek adına öğrenmeye devam etmeyi ve kendimizi geliştirmeyi seçtik? Fena mı ettik? Dernek salonlarında konuşmakla yetinmeye devam mı etmeliydik?

Çerkes toplumu, öğrenmeye, kendi birikimini paylaşmaya ve gelişmeye devam edecektir.

Çerkes kadını, öğrenmeye, kendi birikimini paylaşmaya ve gelişmeye devam edecektir.

Bundan kaçış olduğunu düşünmüyorum. Tıpkı çocuklarımıza sarılmayı öğrendiğimiz, 21 Mayıs’ı unutmadığımızı kamusal alanlarda haykırmayı öğrendiğimiz gibi.

Toplumumuzun bugününde Çerkes kadınının konumu üzerine konuşmalıyız.

Bunun için, kamplaşma değil çözüm üretecek, ötekileştirmeyecek yöntemler tasarlamamız gerekir.

Nasıl bir yol izlemeliyiz, sadece kadınların tartıştığı ortamlar mı yaratmalıyız, bazen bütün toplum birlikte mi konuşmalıyız, sanal platformlar mı yaratmalıyız?..

Xabze’yi oluşturan Xase’ler değil miydi?

Önceki İçerikKafkasya Filmleri
Sonraki İçerikJıneps Şubat ’21 Sayısı Yayında
Birgül Asena Güven
1959 yılında Fethiye’de doğdu. Adigelerin Şapsığ boyundan. 1984 yılında Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümünü bitirdi. İş hayatına özel sektörde 1985 yılında başladı. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans programına katıldı. Uzun yıllar global şirketlerde Finans Yönetimi yaptı. Kafkas derneklerinde çalıştı, yayın organlarında yazdı. Halen Jıneps yayın kurulu üyesidir.

1 YORUM

  1. Evet sevgili Birgül, Çerkes kültürünün dernek salonlarının ve köy meydanlarının ve kültürün savunucusu bir ailenin yetiştirdiği bir mirasçısı olarak hissiyatına da ifade ettiğin her şeye de katıldığımı ifade etmek isterim.
    Almastı kadın hareketinin kendilerini anlatacakları uzun sohbetleri dinleyemedim, bir yandan da bir takım özet sloganlar olarak paylaşılmış cümleleri okuduktan sonra onları dinleyecek sabrım olup olmadığından emin olamadım. Saldırı ve öz aşağılama kokusu beni irkiltir. Tartışmaya gelince, insan konuşa konuşa denir, ama konuşa konuşa… yazışmakla olmuyor bu işler. Bu arada, kendilerini Çerkes olmaktan dolayı dezavantajlı hisseden kadınlar olduğunu daha önce duymamıştım. Belki de derya içre balıkmışızdır bizler güvenli sularda yüzen. Öyle mi düşünür acaba şahin gözlü kız kardeşlerimiz?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here