Çeçenya’da albüm çıkaran tek alternatif rock grubu Nokhço (Нохчо-Çeçen), 90’larda Çeçenya’da yaşanan savaş sonrası dönemde başkent Grozni’de kuruldu. O dönemki çevreleri, deneyimleri ve umutları hakkında Çeçence, İngilizce ve Rusça şarkılar yapıp söylemeye başladılar.
Gitarist Anzor Bisayev (Бисаев Анзор) ve solist Ramzan Şageriyev (Шагериев Рамзан), grubun nasıl kurulduğunu, hangi şarkıları yazdıklarını ve şarkılarının ne hakkında olduğunu, grubun kadrosunun zaman içinde nasıl değiştiğini ve daha fazlasını anlattı.
Milana Aydamir K.
-Müzik hayatınız nasıl başladı, rock tarzıyla nasıl tanıştınız?
-Anzor: Müziğe 14 yaşında ilgi duymaya başladım. 16 yaşındayken kuzenlerimle birlikte kendi müzik grubumuzu kurdum; adı “Inside the Void/Boşluğun İçinde” idi. Nirvana, Guns N’ Roses, Accept, Metallica, Iron Maiden ve Radiohead gibi sevdiğimiz grupların şarkılarını çalıyorduk. Ancak 1999’da Çeçenya’daki savaş nedeniyle müzik faaliyetlerimize ara vermek zorunda kaldık. 2003 yılında Grozni Devlet Televizyon ve Radyo Yayıncılığı Şirketi’nde (ЧГТРК) video düzenleme mühendisi olarak işe başladım. Şirketin başkanı Alamahad Elsaev’in desteğiyle televizyon platformunda “Nokhcho” adlı rock grubu kuruldu. Alamahad sayesinde müzikal faaliyetlerimiz için gerekli enstrümanlara kavuştuk.
Grubun kadrosu periyodik olarak değişiyordu. Basgitarda Zelimkhan Buntyshev, vokalde Ahmed Ahmedov ve gitarda ben vardık. 2005 yılında davulcu Usman Guchigov gruba katıldı. Yaklaşık 45 yaşındaydı ve stüdyo müzisyenliği konusunda çok tecrübeliydi. Ondan çok şey öğrendik. 2006 yılında Çeçence “Ekhartan K’am/Ahiret Halkı” adlı bir parça kaydettik. Bu şarkıyı, 1944’teki trajik olaylara, Çeçen-İnguş halkının sürgününe ithaf etmiştik. Seyid-Hasan Tagayev, bu şarkı için dramatik imgelerle dolu harika sözler yazdı. Deni Satabayev ise kayda akordeonla katkıda bulundu, şarkı 23 Şubat 2006’da yayımlandı.
Ardından Danger Blok grubunun gitaristi Aslan Gairbekov aramıza katıldı. Bu kadroyla yeni materyaller hazırladık. 2006 baharında gruba yeni vokalist Ramzan Şageriyev katıldı. Sonbahardı. Ramzan’ı, devlet kolejinin tıp fakültesinde düzenlenen bir “Öğrenci Baharı” etkinliğinde şarkı söylerken dinledik. Gitaristimiz Aslan Gairbekov ve Usman Guçigov onu fark edip grubumuza katılmaya davet ettiler. Bu kadroyla “Wings”, “Edge of the Earth” ve “In the Labyrinth of Dreams” şarkılarını kaydettik. “Wings” için bir video klip çektik. Video, Grozni Devlet Televizyon ve Radyosu’nda yayımlandı.
2006 sonu ve 2007 başında kadro yine değişti. Gitarist Adam Dzhabrailov ve basçı Eldar Khaidarov gruba katıldı. Bu kadroyla “Despair” albümünü yazıp kaydettik. Albüm, Rusça ve İngilizce parçalardan oluşuyordu. Eldar Khaidarov, grubun felsefesine ve şarkılarına birçok ilginç ve unutulmaz imge kattı. “Despair” albümü 10 şarkıdan oluşuyordu. Bu dönem, grubun altın çağıydı, grubun en üretken dönemiydi. Çeçen Cumhuriyeti’nde konsept albümü olan tek alternatif rock grubuyduk.
-O dönemde grubunuzda kaç kişi vardı?
-Anzor: Zelimkhan Buntyshev (vokal), Ramzan Shageriyev (vokal), Adam Dzhabrailov (gitar), Usman Guchigov (davul), Anzor Bisayev (gitar). Zelimkhan şarkıları Çeçence söylüyordu. Albüm için Çeçence, Rusça ve İngilizce şarkılar yapmak istiyorduk. Ramzan, balatlardan hard rock’a kadar her şeyi yapabilen bir vokalistti ve bu yönü bizim için mükemmel bir olanaktı. O, ihtiyaçlarımıza mükemmel cevaplar üretiyordu.
-O zamanlar sahnede performans sergiliyor muydunuz?
-Anzor: Albümü kaydetmeden önce arkadaşımız Eldar, rokgeroy.ru web sitesine rastladı. Rusya’nın dört bir yanından tanınmayan müzisyenler eserlerini oraya gönderiyordu. Biz de bu platformdan yararlanarak demo parçalarımızı gönderdik. Projede «Bi-2», «Tarakany» ve «Naik Borzov» yer aldı. Söz hakkı vardı ve bu sayede sitenin en üst sıralarına çıkmak mümkün oldu. Şarkı daha sonra Nashe Radyosu’nun “Chart Düjina” programında çalındı.
Böylece bu sitede ilk beşe girdik ve yaklaşık bir ay ilk beşte kaldık. Bir süre sonra Marsel Vetrov’dan, “Agatha Christie” grubunun üyesi Gleb Samoilov’un bizi “Southern Cross” derleme albümü için birkaç parça kaydetmeye davet ettiğine dair bir bildirim aldık. Elbette memnuniyetle kabul ettik ve Taganrog’a gittik. Taganrog’da “Pıl” (Toz) ve “Deti bezdnı” (Uçurumun Çocukları) şarkılarını kaydettik. Bu süre zarfında Gleb ile iyi bir dostluk kurduk. Taganrog’un merkezinde bize ücretsiz bir ev kiraladı ve her konuda yardımcı oldu, bunun için çok minnettarız. Daha sonra Çeçenya’ya döndük ve müzik çalışmalarımıza devam ettik. O zamana kadar yaklaşık 30 şarkı derlemiştik. Yerel televizyon programlarına çıktık. Bu, Ramzan gruba katılmadan önceydi. Kısa bir programımız vardı. O zamanlar, bunlar bugünkülerin öncüleriydi. Sık sık “Yılbaşı Işıkları” gibi iki-üç şarkı söylediğimiz programlarda sahne alıyorduk. Ayrıca radyo konserleri veriyorduk.
“Despair” albümünü çıkardık. Bu albüm, Çeçenya’daki savaş sonrası dönemi anlatan bir konsept albümdü. Şarkılarımız, savaş döneminde yaşadıklarımızı yansıtıyordu. Savaşın içinde hayata dair algı ve anlayışı yansıtması açısından herkes için yaşadıklarıyla ilişkilendirilebilir nitelikteydi. Bu albüm savaşa maruz kalan her Çeçenin hayatına dokunan kısa anlatılardan oluşuyordu. Örneğin “Internalbombing” adlı şarkı… Savaşın dehşeti, yarattığı sorunlar ve bir insanın psikiyatri hastanesinde son bulan kısa yaşamöyküsüydü. Doktor bu insanı iyileştirmeye çalışır, ancak tedavisi mümkün değildir. Albüm, umutsuzluk üzerine bir şarkı olan “Despair” ile sona eriyordu. Şarkılarda, bazen parlak ve ilginç olan, sonra uçuruma sürüklenen, dramatik ve karmaşık bir hal alan hayatı yansıtıyorduk. Tüm iniş çıkışlara, karanlığa rağmen iyiye olan inancımızı ve yarınlara dair umudumuzu kaybetmiyoruz. “We believe that everything will be alright” bu şarkının kısa anlatımı.

-Albümde kaç şarkı vardı?
-Anzor: Albümde 10 şarkı vardı. “People and Animals”, “Children of the Abyss”, “Dust”, “Despair” vb. Sanata bakış açımızdan ötürü hiçbir zaman bir sponsorun özel bir talebi ya da siparişi üzerine çalışmadık. Müzik çalışmalarımız günlük hayatımızın bir parçası. Her şarkı, hayatımızın belirli bir dönemindeki duygularımızın ve deneyimlerimizin bir ürünü.
-Çeçence eserleriniz var mı?
-Anzor: Evet, elbette. “Ekhartan K’am” ve “Solzha Ğala”, “Dog” gibi şarkılarla şu anda Çeçence yeni bir post-grunge türü şarkı üzerinde çalışıyoruz.
-Albümü kaydettikten sonra işler nasıl gelişti? Ekipmanın, stüdyoların olmadığı o zor zamanlarda kayıtlarınızı nasıl yapıyordunuz?
-Anzor: Kayıt stüdyomuzu kendimiz kurduk. Ramzan’ın dairesinde ahşap çıtalardan bir çerçeve yaptık, ses yalıtımı için de savaş zamanında insani yardım kurumlarınca dağıtılan battaniyeleri kullandık. Bu koşullarda Ramzan’ın ses kayıtlarını yapabildik… Tüm bunları rutin işlerimizin dışındaki zamanlarımızda gerçekleştirdik. O zamanlar Emeklilik Vakfı’nın basın servisinde çalışıyorduk. Müzik çok zaman, çok fazla entelektüel ve duygusal kaynak gerektiriyor. Her şarkıdan sonra gerçekten tükeniyorduk. Yine de bunu yapacak gücü buluyorduk. Akşamları iş çıkışından sonra stüdyomuza koşa koşa keyifle gidiyorduk. Hayatımızın çeşitli dönemlerinde, sanatımızla ilgilenen insanlar girdi hayatımıza. Ama biz kimseyi özel olarak aramadık ve sevdiğimiz işi yapmaya devam ettik.
-Elbette müzisyenlerin yaratıcılığı ve iş yaşamlarını bir arada yürütmesi zor. Bu yüzden belki yanı başlarında güvenilir yol arkadaşlarına ihtiyaçları var.
-Anzor: Muhtemelen biz hep bu durumda olacağız. Sosyal, finansal vb. engeller ne olursa olsun, sanat vazgeçmeyeceğimiz bir şey. Biz kötü bir şey yapmıyoruz veya kimseye bir zararımız yok. Şarkılarımızda doğal yaşam, umut, iyilik ve aydınlık felsefesi taşıdığımızı düşünüyorum. Hepimiz savaş sonrası sendromunu yaşadık. Hayatın zorluklarını kabullendik ve onlarla birlikte yolumuza devam ettik, var olan gerçekliğe uyum sağlamaya çalıştık. Tüm hayatımızın deneyimlerini, döngüsünü albümümüzde anlatıyoruz.
-Haklısınız, o dönemde Çeçenya’da yaşayan her insan benzer duyguları ve deneyimleri yaşadı. Bu, her birimizin acısıydı ve bu acıyla yeniden hayata tutunma çabamızdı. Yıkılmış bir şehrin görüntüsüne rağmen, hayatta kalan ama umudunu ve insanlığını yitirmeyen insanlar arasında sıcak bir atmosfer vardı.
-Anzor: Toplum, bireyleri büyük ölçüde etkiler. Bireyler değişir ve toplum da değişir.
-Başka nerede performans sergilediniz?
-Anzor: 2006’da rokgeroy.ru web sitesiyle başladı, ardından VKontakte’de. Ardından 2012’de Pyatigorsk’taki Sanat Geçit Töreni’nde bir performans sergiledik. Güney Kafkasya Federal Bölgesi’nde birinci olduk.
-Çeçen olduğunuz için herhangi bir önyargı ile karşılaştığınız oldu mu?
-Anzor: Evet, ilk başta bize ironik davrandılar. “Çeçenler rock çalabilir mi?” gibi… Performansımız için bir şarkı seti sunduğumuz halde, bizden, önce bir şarkı çalmamızı istediler. “Önce neler yapabileceğinize bir bakalım” der gibi. “Pıl” (Toz) şarkısını çaldık. Sonra bir tane daha istediler. “Here and Now”ı çaldık. Elbette Çeçenlerden böyle bir müzik performansı beklemiyorlardı. Hoş bir sürprizle, bizi “Nashestvie” festivalinde ismimizi duyurmaya davet ettiler. Yarışmanın teknik organizasyonundan sorumlu kişiler de ilk başta biraz önyargılıydı. Deneyimimizi göz önünde bulundurarak festivale kendi teknik aletlerimizle gittik. Sahnede var olmasına rağmen kendi enstrümanlarımızı kurup çalma konusunda ısrarcı olduk. Bu tavrımız “Çeçen rock’çılar” hakkındaki imajımızda etkili, olumlu bir rol oynadı, duruşumuzu yansıttı. Şarkılarımız da değişik ve ilgi çekiciydi. O dönemde yerel televizyonlar bizimle ilgilendi. Ramzan assolist olarak orada çok popüler oldu.
Gerçekten iyi bir materyalimiz vardı. Bize rock konusunda meydan okuyan bir grup olmuştu, yarışmamızı teklif ettiler. Krasnodar’dan bir gruptu. Bizim için bu yarış biraz saçmaydı ama kabul ettik. Krasnodar’dan bu grup geldi, altı kişilerdi ve iyi ekipmanları vardı. Çalmaya başladıkları anda tam bir fiyasko oldukları anlaşıldı. Sadece beni değil, tüm seyirciyi hayal kırıklığına uğratmışlardı. Şarkının yarısında durduruldular, teşekkür edildi ve gittiler. Mücadele olmadı. O festivalde birinci olduk.
Yağmur yağmaya başladığında performansın Sovyet Salonu’na alındığını hatırlıyorum. Tekrar çalmamızı istediler ve böylece o salonda çaldık. Komünist Parti üyeleri için Sovyet armalı bir kürsü vardı. Armalı kürsüde şarkı söyleyen Ramzan vardı. Ben kürsünün altında oturmuş, gitar çalıyordum. Sovyet Salonu slogan atan ve kollarını sallayan uyumsuz bir seyirci ve sanatçılarla doluydu. Bu tabloyu izlemek çok tuhaftı (gülüyor). Çalışmalarımızın sonuçlarını ve insanlardan aldığımız olumlu tepkileri görmek, hissetmek çok güzeldi. Kesinlikle çalışmaya devam etmek için bize motivasyon ve enerji kaynağı olmuştu bu etkinlik. Ramzan sahnede bir yıldız gibi parlıyordu.
Sonra “Seliger” festivali vardı. Bir yapımcı bizimle ilgilendi. Ancak ekip üyelerimizden birinin sağlık sorunları olduğu için reddetmek zorunda kaldık. Yapımcı bir süre grubumuzun tanıtımını yaptı ancak daha sonra ülkeden ayrıldı. 2013 yılında Elena Batinova bizimle iletişim kurdu. Radio Moscow’da sunucuydu. Rossiya kanalında “Girls” adlı bir programda spikerlik ve ardından Eurovision’da sunuculuk yaptı. Milana Susaeva aracılığıyla tanıştık onunla. Radio Grozny’de DJ. Hatta birlikte bir parça üzerinde çalıştık. Elena Batinova onunla iletişime geçti. Milana onu bizimle tanıştırdı. Bizi Rusya’da tanıtmaya çalıştı ama anlaşılmaz bir biçimde tarzımızın ona uymadığını, uygun formatta olmadığımızı söyledi. Aradan zaman geçti, canlı bir şovda yer almamız için Moskova’ya davet edildik. Gitmedik, gidemedik. Hayat çeşitli fırsatlar sunmaya devam ediyordu ancak bazılarını değerlendirememiştik.
-Şu an neler yapıyorsunuz?
-Anzor: “Despair, Smash Your Idols” albümünden bazı şarkılar ve özellikle Chester Bennington’ın Linkin Park repertuvarı internette popüler oldu. Bence Ramzan, Kuzey Kafkasya’nın en iyi vokalisti. Teknik olarak çok iyi ve elbette grubun bunda katkısı var. Böyle bir “canavar”ı yetiştirmek için koşulların yaratılması gerekiyordu. Grup şu anda Muslim Khasiev (gitar), Anzor Bisayev (gitar) ve Ramzan Shageriyev’den (vokal) oluşuyor.
-Gerçek hayatta ekrandaki ve sahnedeki imajınızdan farklı mısınız?
-Anzor: Evet, sahnede ve kamera önünde bir imaj yaratıyoruz ama bu da bizim hayatımızın bir parçası.
-Çeçence yeni çalışmalarınız var mı?
-Anzor: Şu sıralar tüm pop sahnemiz aşk şarkılarıyla dolu. Post-grunge, ‘riff’i (müzikte tekrarlanan bir akor ilerlemesi veya nakarat) ulusal bir melodi ve aşk üzerine formüle ederek Çeçence sözlerle birleştirmeye karar verdik. Yeni bir şarkı üzerinde çalışıyoruz; uyumsuzluğu ironik unsurlarla bezeyerek rock müzik ile birleştiriyoruz. Bu kavramsal bir çalışma.
-Çeçen adıyla alakalı her şey şu anda dünyada çok popüler oluyor. Herkes Çeçence etnik rock nasıl olur diye merak ediyor.
-Anzor: Çeçenler genellikle sporcu ve savaşçı olarak algılanıyor. Aslında çok farklı ve yeteneklere sahip bir halkız; bunu unutmamalıyız. Biz ilk başta çoğunlukla Rus rock çalıyorduk. “Children of the Abyss” ve “In the Labyrinth of Dreams” gibi şarkılar yazdık. Sonra grunge, post-grunge vb. gibi alternatif rock’a yöneldik. Şu anda üzerinde çalıştığımız en az üç Çeçence şarkı var. Dinleyicilerimizin beklentilerini karşılayacağımızı umuyoruz: “Yohar Yuy Tesha Zama”, “Bezam” ve “Tüyra” adlı bir şarkı. Dinleyiciler için beklenmedik derecede ilgi çekici olacağını düşünüyorum.
-Sabırsızlıkla bekleyeceğiz. Nerelisiniz ve hangi teyplerdensiniz?*
-Anzor: Ben Rigakhoy (Çebarloy). Çeçenler Kazakistan’a sürgün edilmeden önce sülalem Çeçenya’nın Rigaha yerleşiminde yaşıyordu. Kazakistan’dan döndükten sonra Zakan-yurt’a yerleştiler. Benim annem Khacharoy.
-Ramzan: Benim sülalem Gehi köyünden Çinhoy. Anne tarafım Dişni-Vedeno Köyü’nden Dişni. Biz Rusya’nın Volgograd şehrinde yaşadık. Ondan sonra anne tarafımdan akrabalarımla Çeçenya’nın Şelkovskaya Köyü’ne taşındık. 1989-1999 yıllarında orada yaşadım. Lise bittikten sonra üniversiteyi Nalçik’te okudum. Yerel yönetim uzmanı olarak mezun oldum fakülteden. Sonra Grozni’ye geldim.
-Anzor, sen ne okudun?
-Anzor: Isıtma, gaz, tedarik ve havalandırma alanında lisans eğitimi aldım. Çeçenya’nın başkenti Grozni’deki Petrol Enstitüsü’nden mezunum.
-Yani, aldığınız eğitim aslında müzikle ilgili değil…
-Anzor: Benim ilgili aslında. Çeçen Devlet Pedagoji Enstitüsü’nün sanat bölümünden ikinci diplomamı aldım. Gitar öğretmeniyim aynı zamanda.
-Müziğin yanı sıra şu anda başka neler yapıyorsun Anzor?
-Anzor: Video prodüksiyonu yapıyorum. 2003’ten beri televizyonda video kurgusu, grafik, ses mühendisliği ve kameramanlık yaptım. Bu süre zarfında kurgu sanatını çok iyi öğrendim. Benim için en zor kısım yazıydı. Şimdi bu geçmişle aynı Ramzan gibi video çekimi ve kurgu yapıyorum. Zelimhan, bizimle olduğu dönemde Ramzan’a Emeklilik Vakfı’nda kameraman olarak iş buldu. O zamandan beri videolar, reklamlar ve müzik videoları üzerinde çalışıyor. Ayrı ayrı çalışıyoruz ama bazen birbirimize yardım ediyoruz.
Eskiden özel gitar dersleri ve ayrıca çocuklara kurgu dersleri veriyordum. Yeni Bilgi Teknolojileri Enstitüsü’nde kardeşim Raşid Abayev ve ben bilgisayar dersleri vb. verdik. Raşid Abayev, Arsen Saidulayev ve ben, Çeçenler ve İnguşlar için çevrimiçi sinema projesi “zabar.tv.com” ile eğlence içerikleri ürettik. Amacımız Çeçen dilini geliştirmekti. Bu içerik özellikle yurtdışında yaşayan gençler arasında popüler oldu. Çizgi filmler çok daha popüler… Tüm seslendirmesini kendimiz yapıyoruz ve bazı karakterler Çeçence şarkılar bile söylüyor. Yaklaşık iki yıl önce yayına aldık. Şu anda başka bir sunucuya taşıyoruz, ancak yakında yeniden yayına alacağız.
* Teyp: Sülale



Çeçenya’da albüm çıkaran tek alternatif rock grubu Nokhço (Нохчо-Çeçen), 90’larda Çeçenya’da yaşanan savaş sonrası dönemde başkent Grozni’de kuruldu. O dönemki çevreleri, deneyimleri ve umutları hakkında Çeçence, İngilizce ve Rusça şarkılar yapıp söylemeye başladılar.




