Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) İstanbul Cem Karaca Konferans Salonu’nda düzenlediği “Uluslararası Barış ve Demokratik Toplum Konferansı’na, 5 kıtadan 19 ülkenin çeşitli dönemlerde farklı görevlerde bulunmuş siyasetçileri, akademisyenleri, gazetecileri, insan hakları savunucuları ve parlamento temsilcileri katıldı.
Konferansta, Türkiye’de 40 yılı aşkın süredir devam eden çatışmalı sürecin sonlandırılması ve kalıcı barışın inşası masaya yatırıldı.
Sonuç bildirgesinde, küresel ölçekte otoriter eğilimlerin arttığı bir dönemde “Abdullah Öcalan’ın hem pratik hem de düşünsel olarak barışa öncülük edebilecek bir liderlik sergilediği” vurgulandı. Metinde şu ifadelere yer verildi: “PKK’nin silahlı mücadeleyi sonlandırma ve kendini feshetme kararı, barış yönünde atılmış cesur ve tarihi bir adımdır. Bu adım, bölgedeki uzun süreli çatışma ve istikrarsızlığın sona erdirilmesi için büyük bir fırsat sunmaktadır.”
Bildirgenin sonuç bölümünde, Abdullah Öcalan, Kobani Davası’nda yargılanan siyasetçiler ve diğer tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması çağrısı yapıldı. Açıklamada, “Siyasi tutukluların özgürlüklerine kavuşması bir lütuf ya da tercih konusu değil, tarihsel ve hukuksal bir zorunluluktur” dendi.
Çözüm önerileri
6-7 Aralık tarihlerinde 4 oturumda gerçekleştirilen konferans boyunca yürütülen tartışmalardan şu öneriler çıktı:
1- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında da belirtildiği üzere, “Umut Hakkı”nı tanıyan ve Öcalan’ın serbest bırakılmasını mümkün kılan yasal düzenlemeleri onurlu bir barışın gereği olarak görüyoruz. Umut Hakkı yerine getirilene dek, Öcalan’ın düşünsel çalışmalarına erişimin akademisyenler, entelektüeller, gazeteciler ve siyasetçiler tarafından sağlanmasının ve kendisiyle temas kurulmasının gerektiğine inanıyoruz. İmralı Adası, tecrit sembolü olmaktan çıkarılmalı; Türkiye için barışın ve özgür bir geleceğin kapısı haline gelmelidir. Nihayetinde İmralı’da uygulanan tüm tecrit koşulları tamamen kaldırılmalıdır.
2- Çatışmaların siyasi yollarla çözülmesi gerektirdiğine; kalıcı barışa ulaşmak için diyalog ve müzakerenin en doğru yol olduğuna inanıyoruz. BM Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı kararı doğrultusunda, kadınların barış müzakerelerinde ve çatışma çözümü süreçlerinde daha aktif bir rol üstlenmesi gerektiğini vurguluyoruz.
3- Ulus-devlet modelinin toplumsal eşitsizliği, cinsiyet temelli tahakkümü ve çevresel tahribatı derinleştirdiğine dair Abdullah Öcalan’ın görüşünü kabul ediyor; kadınların eşit katılımını güvence altına alan, yerel demokrasiyi güçlendiren ve farklı toplulukların barış içinde bir arada yaşamasını destekleyen modellerin geliştirilmesinin önemini vurguluyoruz.
4- Dünyadaki çatışma çözümü deneyimlerinde de görüldüğü üzere, hukuksal dönüşümün acilen ele alınması gerektiğinin altını çiziyoruz. Bu bağlamda Türkiye’nin, tüm halkları, inançları ve kimlikleri eşit yurttaşlık temelinde kapsayan yeni ve demokratik bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç duyduğunu düşünüyoruz. Toplumun hiçbir kesimini dışlamadan oluşturulacak bir toplumsal sözleşme, Türkiye’deki şiddet zeminini bütünüyle ortadan kaldıracaktır.
5- Güney Afrika, İrlanda, Bask Bölgesi ve Katalonya örneklerinde ortaya konulduğu gibi, çatışmaya yol açan katı ve merkezi anlayışların yerini toplumu bütünleştiren ve şiddeti ortadan kaldıran yaklaşımların alması gerektiğini vurguluyoruz. Türkiye’de yerel yönetim modelleri hem politik hem toplumsal düzeyde tartışılmalıdır. Bu tartışmalar çerçevesinde, yerel yönetimleri güçlendiren yasaların çıkarılması gerektiğini ifade ediyoruz.
6- Avrupa Parlamentosu’nun olumlu yaklaşımını not ediyor; ancak Avrupa Birliği’nin bütün olarak daha aktif ve yapıcı bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Gerektiğinde ve tarafların kabul etmesi halinde, AB’nin barış sürecine arabulucu veya garantör olarak katkı sunabileceğini hatırlatıyoruz.







