Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Topraktan bilgiye: Türkiye’de arkeolojinin sistematik yükselişi

Özet

Türkiye’de arkeoloji artık yalnızca geçmişi açığa çıkaran bir disiplin değil; genetikten çevre bilimine, istihdamdan kültürel diplomasiye uzanan bütüncül bir bilgi ve kalkınma alanıdır. Anadolu ve yakın coğrafi çevresi olan Mezopotamya ile Kafkasya topraklarında yürütülen kazılar, bugün insanlık tarihinin yeniden yazıldığı kritik bir eşiğe işaret etmektedir.

Türkiye’de arkeoloji, uzun süre yalnızca “kazı yapmak” olarak algılanmış olabilir. Oysa ülkemiz açısından günümüzde gelinen noktada arkeoloji; tarihten dilbilimine, genetikten çevre bilimlerine, ekonomiden kültürel diplomasiye, doğrudan üniversiteye ve akademiye uzanan çok katmanlı bir bilgi ve kalkınma sistemi haline gelmiştir. Bu dönüşüm, tesadüfi değil; tarihsel bir birikimin, kurumsallaşmanın ve son yıllarda ortaya çıkan büyük ölçekli kazıların doğal sonucudur.

1. Giriş

Arkeolojik, uzun bir süre boyunca geçmişe ait maddi kalıntıların ortaya çıkarılmasıyla sınırlı bir disiplin olarak algılanmıştır. Ancak özellikle son yarım asırda, yöntemlerle ve teknolojik gelişmelerle birlikte arkeoloji, insanlığın geçmişini yeniden yorumlayan çok merkezli bir bilim alanına dönüşmüştür. Türkiye, sahip olduğu coğrafi konumu ve kültürel koruma zorunluluğu nedeniyle başat sorumluluk altındadır.

Anadolu, en az Mezopotamya’dan Anadolu’ya yolu düşen insan toplulukları kadar Kafkasya’dan koparak gelen insanlar için de bir iskân alanı; insanlık kültürünün erken evrelerinden itibaren sürekli olarak her türlü birikimin harmanlandığı bir coğrafya olmuştur. Böylece Anadolu’nun tarih boyunca farklı milletlerin, zengin kültürlerin karıştığı, kaynaştığı, yeniden yorumlandığı ve onlara ev sahipliği yaptığı kanısındayım. Sürdürülen arkeolojik çalışmalar, yalnızca ulusal tarih anlatımı değil, küresel çapta insanlığın her noktasındaki temel kabulleri de görülmektedir.

2. Cumhuriyet öncesi dönemde arkeoloji ve müzecilik

18. yüzyıl öncesinde Osmanlı coğrafyasında arkeolojik bilinç, modern anlamda kurumsallaşmış değildi. Antik yapıların ve ürünlerin inşaat malzemesi olarak sanayi, sistemli koruma anlayışının uygulandığı bilinmektedir. 18. yüzyılda Avrupa’da tamamen antikacılık anlayışı, Anadolu ve Mezopotamya’ya yönelik ilgiyi artırmış; ancak bu ilgi çoğu zaman bilimsel kaygılardan sade koleksiyonculuk ve eser aktarım odaklı olmuştur.

Tanzimat Dönemi (1839) ile birlikte arkeoloji ve müzecilik alanında ilk kurumsal adımlar atılmıştır. 1846’da Aya İrini’de üretim koleksiyonları, Müze-i Hümayun’un imkânları oluşturulmuş, zaman içerisinde günümüz İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne evirilmiştir. Bu süreçte Troya, Bergama, Efes ve Sidon gibi merkezlerde çok sayıda yabancı araştırmacı tarafından kazılar yürütülmüştür.

Osman Hamdi Bey’in 19. yüzyıl sonlarında gerçekleştirdiği çalışmalar, Osmanlı arkeolojisinde anlatılan yöntemin yerleşmesi açısından ele alınmıştır. Sidon kazılarında ortaya çıkan İskender Lahdi, yalnızca bir sanat eseri değil, aynı zamanda kayıtlı arkeolojinin simgesi hâline gelmiştir.

3. Cumhuriyet’in kurucu dönemi: Ulusal arkeoloji anlayışı

Cumhuriyet’in ilk yıllarında arkeoloji, devlet politikası çerçevesi ele alınarak ve ulusal tarih anlatımının temellerle inşa edilmesi hedeflenmiştir. 1930’lu yıllarda Alacahöyük başta olmak üzere sürdürülen kazılar, Anadolu’nun tarih sahnesindeki rolünü ortaya koyması anlamında önemlidir.

Bu dönemdeki kazılar sınırlı düzeyde olsa da elde edilen verilerle Anadolu tarihinin pasif bir coğrafya değil, aktif bir özne olduğu gösterilmiştir. Arkeolojik, ulus inşası sürecinde standart bir referans alanı haline getirilmiştir.

4. Günümüzde Türkiye’de arkeolojinin niteliksel dönüşümü

Günümüzde Türkiye’de sürdürülen arkeolojik çalışmalar niceliksel artışın ötesinde, niteliksel bir gözle görülebilmektedir. Yüzlerce kazı ve yüzey araştırmaları, üniversiteler, müzeler ve araştırma merkezlerinin işbirliğiyle sürdürülmektedir.

Modern fotoğrafçılar:

-Kurtarma arkeolojisi,

-Yer koruma,

-Oldukça disiplinli ekip çalışmaları

çerçevesi kapsamında yürütülmektedir. Bu durum, arkeolojiyi hızlı sonuç veren baskıdan çıkararak etik, bilimsel ve sürdürülebilir bir zemine taşınmıştır.

5. Göbeklitepe ve Neolitik eşik

Göbeklitepe ve Karahantepe gibi Neolitik merkezler, insanlık tarihindeki temel kabulleri kökten değiştirmiştir. Yaklaşık 15.000 yıl öncesine dayanan bu yapılar, tarımdan önce elde edilen sonuçlar, karmaşık mimarinin ve sembolik düşüncenin varlığı gösterilmiştir.

Bu bulgular, tarih öncesi toplumların düşünme kapasitelerine ilişkin indirgemeci yaklaşımların yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır. Arkeolojik, bu tarihten itibaren yalnızca geçmişi betimleyen değil, insanlığın hikâyesini yeniden yazan bir disiplin haline gelmiştir.

6. Kafkasya, Acheulean ve erken insan teknolojisi

Kafkasya, özellikle Maykop, insanlığın erken dönemlerinin ışık tutan önemli bir coğrafyasıdır. Bu bölgedeki varlığı belirtilen bazalt (Mıjoshatauch: Мыжъо штаукl) kullanılarak yapılan Acheulean taş alet teknolojisi insanlığın ilk planlı ve standartlaştırılmış alet geleneğini temsil niteliğindedir.

El baltası (handax) olarak sınırlandırılmış bu aletler, çok amaçlı kullanım özellikleriyle erken insanların terapilerini ve teknik yöntemlerini ortaya koymaktadır. Kafkasya’da görülen Acheulean teknolojisi, bu bölgenin yalnızca bir geçiş koridoru değil, kalıcı veya tekrar eden yerleşim alanı olduğu görülmektedir.

7. Genetik ve arkeolojinin

zorunlu birliği

Antik DNA çalışmaları, günümüz arkeolojisinin en kritik yapılardan biri haline geldi. Artık temel sorular “ne bulundu?”, 19. yüzyılın sonları; kimlik, akrabalık ve süreklilik gibi kavramlara odaklanılmaktadır.

Genetik çalışmalar, arkeolojik bağlamdan kopuk yürütülemez. Eserin bulunduğu yerinden kaçırılan veya bağlamı bozulan her iskelet, yalnızca bir eser kaybı değil; geri dönülmez bir genetik bilgi kaybıdır. Adeta tarihi karartma demektir. Bu gerçek, kaçakçılık meselesini yalnızca kültürel değil, bilimsel bir yıkım olarak da karşımıza çıkarmaktadır. Bu önem dünyanın her yerin için geçerlidir.

8. Arkeoloji, kalkınma ve

kültürel politika

Modern arkeoloji, doğrudan ve dolaylı üretim yaratan; altyapıyı, turizmi, yerel ve genel kalkınmayı destekleyen bir alandır. Kazılar, kırsal alanlar merkeze bağlı uzun vadeli kalkınma sistemlerine dönüşmektedir. Bu doğal arkeoloji, bir maliyet unsuru değil, oluşturulan bir yatırımdır.

9. Sonuç

Arkeoloji artık yalnızca “bulma” faaliyeti değildir. Korumak, anlamlandırmak ve gelecek kuşaklara aktarmak en az kazmak kadar önemlidir. Bu bilinçle yürütülen her çalışma, yalnızca tarihi değil; bilimi, toplumu ve ülkenin entelektüel ufkunu da inşa etmektedir.

Bugün gelinen nokta şunu açıkça göstermektedir: Türkiye arkeolojisi, niceliksel büyümeyi aşmış; sistematik, sorumlu ve kurucu bir olgunluk aşamasına girmiştir. Bu eşik, yalnızca geçmişe değil, geleceğe dair de güçlü bir iddiadır. İlgi duyan, dışarıdan bir gözlemci olarak ülkemizde Arkeoloji dünyada insanlık tarihine katkı sunan, diğer birçok bilim dalını da etkileyen bir noktaya gelmiştir; insanlık adına sevindirici bir gelişmedir.

Kaynakça

1. Alp, Sedat. Hitit Çağında Anadolu. Türk Tarih Kurumu Yayınları.

2. Ünal, Ahmet. Hititler. Homer Kitabevi.

3. Ünal, Ahmet. Anadolu’nun En Eski Yazılı Belgeleri. Yapı Kredi Yayınları.

4. Dinçkol, Ali. Eski Anadolu ve Ön Asya Yazılı Kaynakları Üzerine Çalışmalar.

5. Dinçkol, Ali – Dinçkol, Belkıs. Anadolu ve Mezopotamya Arasında Kültürel Etkileşimler.

6. Schmidt, Klaus. Göbekli Tepe: Taş Devri Avcılarının Gizemli Kutsal Alanı. (Türkçe baskı).

7. Özdoğan, Mehmet. Neolitik Devrim ve Anadolu. Arkeoloji ve Sanat Yayınları.

8. Türk Tarih Kurumu

 

Yazarın Diğer Yazıları

Sesten heceye, kelimeye, cümleye, dile: İlksel dilin izleri

Günümüzde dilbilim verilerinde sıkça kıllandığımız ¨diller¨ ifadesi, dilin başlangıcı evresi için geçersiz bir durumdur. Çünkü dilin ilksel ve orijinal (Pere bze, Wıneye Bze) evresi,...

Adigeler millet, Xabze medeniyet – 2

Bu sayımızda, geçen ay üzerinde durduğumuz konuların önemli bir katmanını oluşturan medeniyet kavramıyla devam edeceğiz. İnsanlarına ve toplumsal kurumlarına görev tanımlaması yapamamış, insanlar arasında edebi...

Adigeler millet, Xabze medeniyet – 1

Ali Şeriati, kültürü şu şekilde tanımlar: «Kültür, bir ulusun tarihi boyunca biriktirip kendine özgü bir şekil verdiği zihni, manevi, sanatsal, tarihi, edebi, dini ve...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img