23 Şubat 1944’te, Çeçen ve İnguş halkları sadece 24 saat içinde Kazakistan ve Orta Asya’nın bazı bölgelerine sürüldü.
Nüfusun yaklaşık %50’si “yeni vatanlarına” giderken trenlerde ve 13 yıllık ağır sürgün koşullarında hayatını kaybetti
23 Şubat 1944’te, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Başkanı Josef Stalin liderliğinde görev yapan İçişleri Halk Komiseri Lavrenti Beriya, Çeçen ve İnguşları sadece 24 saat içinde Kazakistan ve Orta Asya’nın bazı bölgelerine sürdü.
“Mercimek Harekâtı” olarak bilinen bu operasyon, en kapsamlı etnik sürgünlerden biriydi. Dağlık bölgelerdeki köy sakinleri, hastalar ve yaşlılar, nakliye masraflarından tasarruf etmek için vurularak ya da yakılarak yok ediliyordu.
“Halk düşmanı” olarak damgalanan insanlar, II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra uzun yıllar boyunca acımasız bir baskıya maruz kaldı. Çeçen ve İnguşları yamyam ve Nazi işbirlikçisi olarak gösteren söylentiler yayıldı. Oysa bu suçlamalar yanlıştı: Wehrmacht birlikleri hiçbir zaman Çeçen ve İnguş topraklarına ulaşmadı, bu da yerel halkla işbirliğini imkânsız kılıyordu.
O günden bu yana 82 yıl geçti, döneme tanıklık edenlerin çoğu artık hayatta değil, ancak Çeçenlerin “Aardakh” olarak adlandırdıkları 23 Şubat 1944 tarihi, Çeçen ve İnguşların hafızasında sonsuza dek yaşayacak. Bu yüzden Çeçenler o “Kara Çarşamba” için “Dölxur dats! Duxur dats! Dits a diyra dats! – Ağlamayacağız! Unutmayacağız! Affetmeyeceğiz!” diyor.
23 Şubat 1944’te, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Başkanı Josef Stalin liderliğinde görev yapan İçişleri Halk Komiseri Lavrenti Beriya, Çeçen ve İnguşları sadece 24 saat içinde Kazakistan ve Orta Asya’nın bazı bölgelerine sürdü. Nüfusun yaklaşık %50’si “yeni vatanlarına” gönderildikleri hayvan taşımacılığında kullanılan izbe vagonlarda ve 13 yıllık sürgün boyunca yaşadıkları bölgelerde hayatını kaybetti.
“Mercimek Harekâtı” olarak bilinen bu operasyon, en kapsamlı etnik sürgünlerden biriydi. Dağlık bölgelerdeki köy sakinleri, hastalar ve yaşlılar, nakliye masraflarından tasarruf etmek için vurularak ya da yakılarak yok ediliyordu.
“Bugün, 23 Şubat’ta, şafak vakti Çeçen ve İnguşların tahliyesi operasyonu başladı. Tahliye normal şekilde ilerliyor. Kayda değer bir olay yaşanmadı. 6 bireysel direniş vakası oldu ve bunlar tutuklama veya silah kullanımıyla engellendi. Operasyonla bağlantılı olarak, tahliye edilmesi planlanan kişilerden 842’si tutuklandı. Saat 11:00 itibariyle, tahliye edilmesi planlanan kişilerin %20’sinden fazlasını oluşturan 94.741 kişi yerleşim alanlarından alındı ve 20.023’ü trenlere bindirildi.”
Lavrenti Beria’dan Joseph Stalin’e telgraf. 23 Şubat 1944
Vahşi infazlar
Arşiv ve saha araştırmaları kapsamında tanıklarla ve tahliye eylemine doğrudan katılanlarla yapılan görüşmeler, 1944’te yetkililerin suçlarıyla ilgili bir dizi gerçeği gün yüzüne çıkardı.
Bu suçların en bilinen örneklerinden biri, Haybah Köyü’ndeki bir kolektif çiftlik ahırının ateşe verilerek yaklaşık 700 kadın, yaşlı ve çocuğun diri diri yakılmasıdır. Ülkedeki hastanelerde bulunan hastaların infazı gibi trajik olaylar da yaşanmıştır. İtum-Kalinsky bölgesinde, hasta insanların bulunduğu evlere el bombaları ve molotofkokteylleri atıldı. Malkhist’te insanlar mağaralarda vuruldu; Yurtovsky bölgesindeki Nozhai’de ise insanlar mısır çuvallarına konularak benzinle ateşe verildi.
Yalkharoy dağ köyü: Bu köyde, Rus askerleri daha önce sınır dışı edilmek üzere toplama noktasına götürülmüş 86 Çeçeni kurşuna dizdi.
Khakhilge Köyü: Şubat 1944’te Zingala ve Biitsi arasındaki bu köyde yaşlı, hasta erkek, kadın ve engelli 32 kişiyi idam etti.
Kezenoy-Am Gölü: Burada, nüfusun “taşınması mümkün olmayan” kesimi suya atılarak yok edildi. Boğulan Çeçenlerin kesin sayısı bilinmiyor.
İtum-Kalinsky bölgesi: Ulaşım zahmetinden kaçınmak ve eğlenmek için, hasta insanların bulunduğu evlere el bombaları attılar. Öldürülen Çeçenlerin kesin sayısı bilinmiyor.
Malkhist’in yüksek dağlık bölgesi: Rus askerlerinin Çeçenleri mağaralara doldurup yok etmesi “moda” olmuştu. Bu misillemelerin kurbanlarının kesin sayısı henüz belirlenmemiştir.
Nozhai-Yurtovsky bölgesi: Bu bölgede Rus askerleri Çeçenleri mısır çuvallarına doldurup üzerlerine benzin dökerek diri diri yakmayı tercih ettiler. Yakılan Çeçenlerin kesin sayısı bilinmiyor.
Peşkha Köyü: Khyekh Mağarası’nda 80 kişi -çocuklar, kadınlar ve yaşlılar- kurşuna dizildi.
Malkhisty Köyü: 300’den fazla insan kurşuna dizildi.
Urus-Martan Bölge Hastanesi: Toplam 72 hasta daha hastane binasına 10 metre uzaklıktaki vadiye atılarak ölüme terk edildi ve üzerleri çöplerle örtüldü.
Açkhoy-Martan bölgesi: 10 yaşındaki oğlunu kurtarmak umuduyla saklanan Visita Anzorov, burada vahşice öldürüldü. Rus askerler, Visita’nın kafasını kesti ve 10 yaşındaki çocuğu esir aldı. Ruslar daha sonra Visita’nın başını Şalazhi köyündeki camiye götürdüler ve köy meydanında Visita’nın kafasını top gibi kullanarak futbol oynadılar. Çaresiz oğul, askerlere saldırdı ama elinden hiçbir şey gelmedi.
Galayn Chozh: 600 çocuk, kadın ve yaşlı insan vurularak Galayn-Chozhskoye Gölü’ne atıldı.
Naşkha Köyü: 61. Tüfek Eğitim Alayı’nın subay adayları, Mart-Nisan 1944 arasında 80’den fazla hasta ve engelli insanı öldürdü.
Amkhi Köyü: Sağlık sorunları nedeniyle evlerinden ayrılamayan 5 yaşlı kadının yaşadığı evlerin sobalarına eğlence olsun diye mermiler dolduruldu, sobanın içinde patlayan mermiler talihsiz kadınların ölümüne neden oldu.
Masum insanlara yönelik vahşi olaylar İnguşetya’da da yaşandı. Gürcü tarihçi M. Hutşişivili, dağlık İnguşetya hakkında çektiği bir filmde bu korkunç olayları anlattı.
Bu suçları araştırmak için 1956 ve 1990 yıllarında komisyonlar kuruldu, ancak ceza davaları hiçbir zaman sonuçlanmadı. Sivillere karşı insanlık dışı zulüm işleyen subaylar daha sonra olağanüstü rütbe ve devlet nişanları ile ödüllendirildi.
Resmi versiyona göre sürgün “birçok Çeçen ve İnguşun vatanlarına ihanet ederek faşist işgalcilerin safına geçmesi, sabotajcılara ve istihbarat birimlerine katılması” gerekçesiyle gerçekleştirilmişti ama bu iddia hiçbir zaman ispat edilemedi.
“Halk düşmanı” olarak damgalanan insanlar, II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra uzun yıllar boyunca acımasız bir baskıya maruz kaldı. Çeçen ve İnguşları yamyam ve Nazi işbirlikçisi olarak gösteren söylentiler yayıldı. Oysa bu suçlamalar yanlıştı: Wehrmacht birlikleri hiçbir zaman Çeçen ve İnguş topraklarına ulaşmadı, bu da yerel halkla işbirliğini imkânsız kılıyordu. Bu yanlış yönlendirmeler, sürgün edilen Çeçen ve İnguşların yaşadığı bölgelerde saldırılara ve cinayetlere yol açtı.
Sovyet yetkililer, 1957’de Çeçen ve İnguşların anavatanlarına dönmesine izin verdi. Ancak geri dönenlere hiçbir yardımda bulunulmadı. Yerlerinden edilen insanların büyük çoğunluğu nihayet anavatanlarına geri dönmeye başlamıştı. Ama büyük hayal kırıklıkları yaşandı. Anavatanları çok değişmişti. Çünkü 23 Şubat 1944’ten sonra kısa sürede Çeçen ve İnguşlara dair eski elyazmaları, dini ve felsefi kitaplar, kökenlerine dair arşiv belgeleri, kütüphanelerden ve evlerden toplanarak Grozni’ye götürülmüş ve tamamı yakılarak yok edilmişti.
Anıtlar ve mezarlıklar tahrip edilmiş, yüz binlerce mezar taşı parçalanarak yol, köprü ve müştemilat yapımı için kullanılmıştı. Argun Boğazı’nda, 250’ye yakın antik ve ortaçağ taş kule ve kaleleri yok edilmişti.
Anavatanları lağvedildi
Kazakistan’a yaklaşık 411 bin (85 bin aile) Vaynakh (Çeçen-İnguş), Kırgızistan’a ise 85,5 bin (20 bin aile) Çeçen-İnguş yerleştirildi.
SSCB Yüksek Sovyeti Başkanlık Divanı’nın Çeçen ve İnguşların sınır dışı edilmesine ilişkin kararnamesi, operasyonun tamamlanmasından sonra, ancak 7 Mart 1944’te yayımlandı. Sonuç olarak, Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti lağvedildi.
22 Mart 1944 tarihinde, Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni Grozni Oblastı’na dönüştüren yeni bir kararname yayımlandı. Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin güneybatı topraklarının yüksek dağlık kısmı, Ana Kafkas Dağları’nın kuzey yamaçları boyunca uzanan Itum-Kalinsky Bölgesi, Şaroevsky Bölgesi’nin batı kısmı ve Galançoj, Galashkinsky ile Prigorodny bölgelerinin güney kısmı Gürcistan’ın bir parçası oldu. Vedensky, Nojay-Yurtovsky, Sayasanovsky, Cheberloevsky, Kurchaloevsky ve Sharoevsky bölgeleri ile Gudermes bölgesinin doğu kısmı, Dağıstan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin bir parçası oldu. Malgobek, Achaluksky, Nazranovsky ve Psedakhsky bölgeleri ile Prigorodny ve Sunzhensky bölgelerinin bazı kısımları ise Kuzey Osetya’ya dahil edildi.
Ocak 1957’de Çeçen-İnguş Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, sınırları biraz değiştirilmiş olsa da yeniden kuruldu. 1957 ile 1961 yılları arasında Vaynakh halkının büyük çoğunluğu anavatanlarına geri döndü.
Avrupa Parlamentosu “soykırım” dedi
26 Şubat 2004’te Avrupa Parlamentosu, 1944’teki Çeçen halkının sürgününü resmen bir soykırım eylemi olarak tanıdı: “Avrupa Parlamentosu, Stalin’in emriyle 23 Şubat 1944’te Çeçen halkının tamamının Orta Asya’ya sürülmesinin, 1907 tarihli ‘Dördüncü Lahey Sözleşmesi’ ve 9 Aralık 1948 tarihli ‘Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ kapsamında bir soykırım eylemi teşkil ettiğini değerlendirmektedir.”
“Ağlamayacağız! Unutmayacağız! Affetmeyeceğiz!”
O günden bu yana 82 yıl geçti, döneme tanıklık edenlerin çoğu artık hayatta değil, ancak Çeçenlerin “Aardakh” olarak adlandırdıkları 23 Şubat 1944 tarihi, Çeçen ve İnguşların hafızasında sonsuza dek yaşayacak. Bu yüzden Çeçenler o “Kara Çarşamba” için “Dölxur dats! Duxur dats! Dits a diyra dats! – Ağlamayacağız! Unutmayacağız! Affetmeyeceğiz!” diyor.
Stalin döneminin etnik sürgünleri
Volga Almanları: 31 Ağustos 1941
Kalmıklar: 28 Aralık 1943
Karaçaylar: 2 Kasım 1943
Çeçenler ve İnguşlar: 23 Şubat 1944
Malkarlar: 8 Mart 1944
Kırım Tatarları: 18 Mayıs 1944
Ahıska Türkleri: 14 Kasım 1944


2024 yılında Çeçenya Cumhuriyeti Ulusal Kütüphane, Çeçen-İnguş Sürgünü’nü anmak için “Şubat, Donmuş Gece…” başlıklı bir program düzenledi.
Etkinlikte sürgün anılarını anlatan Çeçen şair ve yazar Eduard Mamakaev, çocukluğunun 23 Şubat’ta adeta donduğunu belirtti ve şunları söyledi: “O gün, köyde akrabalarında kalan annemin yanındaydım. Sabahın erken saatlerinde beni babama gönderdi. Yolda garip bir ses duydum, arkama baktım ve bir araba gördüm. Hayatımda ilk defa asker taşıyan bir araba görüyordum. Bir evin avlusuna girdi ve ben de peşinden koştum. Bağırışlar başladı, herkes evden dışarı atılıyordu. Miniciktim, şok olmuştum, arabanın altına saklandım. Ama beni gördüler ve o aileden olduğumu sanıp arka tarafa bindirdiler.
İşte bu şartlarda Kazakistan’a gönderildim. Annem babamla olduğumu, babam da annemle olduğumu sanmıştı. Sürgün dönemi çok zordu. Yiyecek yoktu, çocuklar raşitizmden ölüyordu. Aileme ancak 1958 yılında kavuşabildim ama birkaç ay sonra babam öldü.”
Not: Eduard Mamakaev, Ocak 2025’te yaşamını yitirdi.
89 yaşındaki Sanu Mamoeva’nın anılarından: “O acı dolu günlere rağmen bir lowzar (danslı eğlence) düzenlemiştik. Şarkılar söylüyorduk. Doli yerine bavullarımız vardı. Bavullara vurarak tempo tutuyorduk.
Ertesi sabah biri NKVD’ye (İçişleri Halk Komiserliği) ihbar etmiş. Akşam bir şarkı söylenmişti. Şarkıda aşağı yukarı ‘Stalin, tabutta yat’ gibi bir kısım vardı. Şarkıya katılmamıştım bile, mahkemede bana ‘Sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldınız’ dediler. Kafam karışmıştı, sessiz kaldım. Hâkim, tercümandan Çeçenceye çevirmesini istedi. Tercüman, ‘Sekiz yıl ceza aldınız, üzgün müsünüz’ diye sordu. Gözlerimden yaşlar boşandı ve çok mutlu olduğumu söyledim, çünkü 25 yıl ceza da verebilirlerdi.
Kimse benimle evlenmek istemedi; çünkü bir mahkûmdum artık. Daha sonra Kazakistan Savcılığı’ndan siyasi baskı kurbanı olduğumu teyit eden bir belge aldım.
Sürgün döneminde yaşadıklarımızdan dolayı kimse bizden özür dilemedi. Dileselerdi, muhtemelen affederdim, sürülmemizin gerekçesini bile ispat edemedikleri halde affederdim sanırım.”


Stalin döneminin etnik sürgünleri




