Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Oubykh Mektupları Şubat 2026

1984 senesi, Kırklareli…

Bir pazar sabahı, manyetolu telefonla konuşan babamın sesine uyandım…

Babamın “Yaşadık, yaşadım” sesi kulaklarımda…

Uyanıp ne olduğunu sorduğumuzda “Ali’yi buldum” dedi…

“Kim” diye sorduğumuzda, Ankara’dan, Harp Okulu’ndan Çerkes bir arkadaşı olduğunu anladık…

Bir süre sonra Ali Amca geldi…

Babam yıllar sonra bulduğu arkadaşıyla sohbet ederken benzin hikâyesini anlattı…

Harp Okulu sonrasında Ali Amca tankçı, babam Jandarma oluyor, nerede ne zaman bilmiyorum ama her ikisinin de teğmen olduğu bu dönemde, babamın zimmetinde olan bir varil benzin eksiği varmış, nasıl bu açığı gidereceğim diye düşünürken, tankçı olması sebebiyle bir varil eksiği hemen Ali Amca kapatmış…

Kırklareli sonrasında babam emekli olup İstanbul’a yerleştiğimizde biz Göztepe’de oturuyorduk; Ali Amca, eşi Sümer Teyze, kızı Dıjin ve Yeldar ile Fındıkzade semtinde oturuyorlardı…

Karşıya neredeyse her geçtiğimizde Ali Amcalara uğrardık. Hatırlayabildiğim çok büyük bir evde oturuyorlardı…

Ali Amca emekli olduktan sonra Gülaylar kalmış aklımda, Kapalıçarşı’da Kalpakçılar Caddesi üzerinde olan bir kuyumcuda çalışıyordu veya ortaktı…

Babam eskilere meraklıydı, Kapalıçarşı’da kuyumcuda dursun diye Ali Amca’ya verdiği epey bir şey vardı. Bir gün Ali Amca zorla babamı çağırdı, gittik dükkâna, dükkânda “Çocuklar bunları satıyor, daha da azalmadan al bunları” diye zorla geri verdi babama, dükkânda sergilenmek üzere verdiklerini…

Babamın “Giderse gitsin” demesine karşın ısrarla geri vermişti o eski püskü eşyayı…

….

İstanbul’a geldikten sonra ortaokuldan mezun olmuş, iyi bir devlet lisesine girmek istiyordum, o zaman Kadıköy İlçe Milli Eğitim Müdürü, Ali Amca’nın tanıdığı, Denge soyadlı bir Nohçi idi…

Birlikte gitmiştik İlçe Milli Eğitim’e, o sırada herhalde hiçbir okul beni almayacak zannedip ağlamıştım. Ali Amca hayret ederek, çocuk okumak için ağlıyor diye şaşırmış bir şekilde bana bakıyordu…

Şimdi, ağlayışıma ve onun şaşkın bakışlarına gülüyorum…

Gel zaman git zaman Ali Amca’yı her gördüğümde “Sözcüklerin Dilinden Adigeler”in daha basılmamış halinde müsveddelerini gösterip anlattığını hatırlıyorum…

Çerkes, Adige…

Yine o dönemde bende çok etkisi olan Özalp Göneralp sayesinde öğrendiğim, Tarih ve Toplum dergisini almıştım…

Daha bayiden henüz çıkmışken, Ermenilerle ilgili bir yazı dikkatimi çekmişti…

Makalede Ermenilerin kendilerine Hay dediğini, benzer şekilde Çerkeslerin de kendilerine Adige dediğini yazıyordu…

O Adige diye bahsettiği yerde rakamla referans olarak 1 yazıyordu…

Hemen bir sayfa sonrasında dipnotlar kısmına baktığımda, bu bilginin “Sözcüklerin Dilinden Adigeler” kitabından ve yazarının Ali Çurey olduğu yazıyordu…

Nerden buldum bilmiyorum, hemen bir ankesörlü telefonla Ali Amca’yı aramış ve durumu aktarmıştım…

O dönemde Çerkeslerle ilgili bir yazının bir dergide yer alması, üstelik referans olarak yer alması çok değerli ve önemliydi…

“Evladım çok teşekkür ederim, benim çocuklarım senin kadar ilgi göstermiyorlar” demişti…

Aslında kitap ile ilgili en önemli anım, basıldığı gündür… Kadıköy’den Eminönü vapuruna binip okula gittiğim bir gündü… Tam vapurdan inerken Ali Amca ile karşılaştım, kitabın basıldığını, almaya geldiğini söyledi…

Vapurdan beraber indik, İran Konsolosluğu’na kadar yokuşu beraber tırmandık, sonra yayınevinin önüne kadar geldim…

“Hadi gel, ilk kitabı sana vereyim, imzalayayım” dedi…

Binanın önüne kadar gelmişsin, yukarı çık, al ilk kitabı, üstelik imzalı…

Herhalde yanımda yeteri kadar para olmadığı için utandım ve ilk kitabı üstelik imzalı olarak alamadım ama yazacak anım oldu…

Arada sırada telefonum çalardı, arar, sohbet ederdik…

Jineps komşuluğumu yazmama istinaden beni aramış ve sohbet etmiştik…

Şimdilik aramızda kalan bir sitemi oldu bana, sanırım gönlünü aldım…

Adı unutulmasın…

Yazarın Diğer Yazıları

Oubykh Mektupları Ocak 2026

Bir atlının hikâyesidir, dolunay gecesi yol göstericidir ay… Nehir kenarında su sesi yol gösterir, soğuk içine işlemiştir… Bir ilmek rüzgârı geçirir ama deri geçirmez, keser rüzgârı… … Oğulların...

Oubykh Mektupları – Kasım 2025

Nasıl tanıştım bilmiyorum ama güzel bir hukukumuz oldu; biraz inatçı, dediğim dedik, kuralları olan, yaşına göre bizim kuşağa oldukça anlayışlı, kendine has tavrı olan...

Oubykh Mektupları – Ağustos 2025

Ahşap masa ve sandalye, ne masa ne sandalye sallanıyor… Kimse masanın ayağının birine kâğıt sıkıştırmıyor, beyaz gömlekli, papyonlu garsonlar yok… Paskalya dönemi hariç koyun yenmediği için...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img