Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Adige arkaik dininde Tau sembolü ve antik dini kültürler bağlamında küreselleşmesi



Jiraslan V. Kagazejev*


Giriş: Adige halkının geleneksel dini ve dinin belirleyici özellikleri, tarihyazımında yeterince incelenmemiş bir konudur. Genellikle tekdüze bir şekilde sunulmuştur ve çalışmaların sadece bir kısmı betimleyici niteliktedir.

Bu çalışma, Adige halkının kadim dininin temel niteliği olan Tau (Yunan harfi T) sembolüne adanmıştır. Bu makalenin amacı, Tau sembolünün Adige halkı için anlamını, önemini ve dünyanın en eski dini kültürleriyle bağlantısını incelemektir.

Sovyet tarihyazımında, Adige dini dünya görüşünün incelenmesine yönelik tektip bir yaklaşım geliştirilmiştir, üst düzey güçlerden oluşan bir “panteon”u ve bunların “işlevsel” özelliklerini tanımlar (23; 33). Geleneksel Adige inançları ile Antik Yunan ve Hıristiyan mitolojisi arasında analojiler kurulur. V.G. Ardzinba (4; 5), S.D. İnal-ipa (14) ve diğerleri, Adige-Abhaz ve Hatti dini paralelliklerinin incelenmesine önemli katkılarda bulunanlar arasında yer almaktadır. Çalışmaları, Adige-Abhaz ve Hatti mitolojilerinin etnogenetik akrabalığını ve ayrıca üst düzey güçlerin panteonundaki bazı benzerlikleri göstermektedir.

Sovyet tarihyazımında, Tau sembolüne bağımsız bir dini kült olarak dikkat çeken ilk kişi ünlü etnograf L.I. Lavrov’du (18). Yukarıda adı geçen yazarların, Adige dini dünya görüşünün ideolojisi ve kutsal özellikleriyle daha az ilgilendikleri vurgulanmalıdır. Bizim için özellikle değerli olan, 17.-19. yüzyıllarda Çerkesya’yı ziyaret eden Avrupalı yazarların günlükleridir (2). Günlükler, Adigelerin geleneksel dini ayinlerini ve dünya görüşünü ayrıntılı olarak anlatmaktadır. Bunlar sayesinde, Adigelerin geleneksel dini sistemi ve törenlerde Tau sembolünün rolü hakkında bir bilgiye sahibiz. K. Schmidt (32), M.I. Zilberman (12; 13) ve diğer yazarların Ortadoğu’nun antik arkeolojisi ve dini kültürü üzerine yaptıkları çalışmalar büyük önem taşımaktadır. Tau sembolüne duyulan saygının arkaik doğasını ortaya koymakta, anlam ve önemini açıklamaktadırlar. Tau sembolünün antik dünyada dini ayinlerde ve tapınak mimarisinde yaygın olarak kullanıldığını ortaya koyan birçok kaynak mevcuttur. Benzer gözlemler, Adige yerleşimlerinin antik ve ortaçağ mimarisinde de izlenebilir. Genetik çalışmalar, kökenleri Bereketli Hilal’de (Batı ve Ortadoğu uygarlıklarının doğduğu bölgeye verilen ad) bulunan Kafkasya, Ortadoğu ve Avrupa’nın kadim halkları arasındaki ilişkiyi doğrulamaktadır. Mevcut kaynakların ve analizlerinin birleşimi, Adigeler arasında Tau sembolü kültünün önemi ve antik dini kültürlerle ilişkisi hakkında sonuçlar çıkarmamızı sağlar.

Tau sembolü

Adige arkaik dininin en popüler kutsal özelliği Tau sembolü (Adigece: tkh’epş, Yüce Tanrı’nın sembolü anlamına gelir: Jiraslan Kagazezhev J.K.) veya T biçimli haçtı (Şekil 1). Tau sembolünün Adigeler arasında kutsal kullanımı ve saygınlığı hakkında bilgiler, Çerkesya’yı ziyaret eden birçok yazar tarafından kaydedilmiştir. Jean-Baptiste Tavernier’nin 17. yüzyıla ait anlatımı, Çerkesya’da Tau sembolü kültünün yaygınlığını anlatır. Tavernier, Tau sembolünü 1,5 metre yüksekliğinde çekiç biçimli bir haç olarak tanımlar. Ailenin babası yılda bir kez, çeşitli ritüellerin gerçekleştirildiği kapının yanındaki odaya Tau sembolünü yerleştirirdi (2, s. 78). Başka bir kaynak, 19. yüzyılın başlarında kaydedilen Katolik keşiş Minai Medici’nin anlatımlarıdır. Adigelerin dini ritüellerini ve niteliklerini Hıristiyanlıktakilerden ayırır ve Tau sembolüne “tapşi” (Adige. tkh’epş. J.K.) adını verir. Minai Medici ayrıca, Adigelerin maddi değerleri hafife alan manevi kültürünün etnik psikolojisini yansıtan, Tanrı’ya edilen bir duanın sözlerini de bize aktarmıştır: “Sen bize mutluluğumuzu vermezsen, hiç kimse bize mutluluğumuzu veremez” (22, s. 170-172). Minai Medici’nin anlatımlarında, Tau sembolü için ilk kez Adigece bir isimle karşılaşırız: Tapşi (tkh’epş). Dolayısıyla, Adige ve komşu halkların kadim Tau sembolü “tkhepş’i, “jor” dedikleri Hıristiyan haçından ayırt ettiklerini söyleyebiliriz. Adigeler arasında Tau sembolünün kullanımının ve kutsal korularda bu sembol etrafında kutsal törenler düzenlenmesinin mahiyeti, Hıristiyanlıkla hiçbir ortak noktaya sahip değildir. Adigelerin geleneksel din sisteminde Hıristiyan azizlerinin ikon ve resimlerinin yanı sıra putların da olmadığına dikkat çekmek gerekir. Bazı Hıristiyan azizlerinin dini törenler sırasındaki söylemlerine dair mevcut kısmi atıflar, Adigelerin arkaik dinine sonradan eklenen unsurlardır ve anlamını önemli ölçüde etkilememiştir.

Şekil 1. Pyatigorsk’taki açıkhava müzesi. Solda, Beştau Dağı’nda bulunan Tau sembolü (haç), ortada Etok Anıtı, sağda ise Tau sembolü bulunmaktadır.

15. yüzyılda Johannes de Galonifontibus’un Çerkeslerin “kendi kült ve törenlerini ihmal ederek sadece bazı merasim ve oruçlarda Yunanları takip ettiklerini” vurgulaması önemlidir (15, s. 14). S. Han Giray’ın anlatımında “tkhapş” kelimesi, pagan korular, mağaralar ve kurbanlık hayvanların kesildiği diğer önemli yerlerle ilişkilendirdiği “kilise” kavramına karşılık gelir (burada büyük olasılıkla bir buluşma yeri kastedilmektedir) (31, s. 227). S. Han Giray’ın anlatımındaki “tkhapş” kelimesi, Minai Medici’deki tapşi / tkh’epş kelimesine ses olarak yakındır. Her ikisi de kadim Adige inancının kutsal alanlarıyla ilişkilendirilir. Leonty Lyulye’ye göre, “her koru, kilise cemaati sayılabilecek cemaat üyeleri tarafından bir şekilde saygı duyulan belirli sayıda ev veya aileyle ilişkilendirilir, tğakhapkh” (20, s. 129).

S. Han-Giray ve L. Lyulye’nin Adigeler hakkındaki bilgileri, büyük olasılıkla akrabalık bağlarıyla birleşmiş bir aile topluluğunun, “ilahi müdahale” gerektiren önemli olaylar için toplandığı ve içinde Tau sembolünün bulunduğu kutsal bir koruya sahip olduğu sonucuna varmamıza zemin hazırlıyor. Tau sembolünün bulunduğu kutsal alanlar ve bunlara duyulan saygı, Batı Çerkesya’da özellikle Abzehler, Şapsığlar, Natuhaylar ve Ubıhlar arasında uzun bir süre varlığını sürdürdü. İslam ve İmam Şamil-Muhammed Emin’in naibi tarafından 1850’lerde vaaz edilen “Müridizm” bile Batı Adigelerinin arkaik inançlarını derinden etkileyemedi.

Jacques-Victor Thébout de Marigny (1818-1824) (2, s. 302-303) ve Edmund Spencer (1836) (28, s. 109), Adige halkının bayram günlerinde kutsal ormanlarda Tau sembolüne tapınmasına dair yazılar yazmıştır.

Leonty Lyulye, 1840’larda Adige halkının dini dünya görüşleriyle ilgili olarak şunları vurgulamıştır: “Tek ibadet sembolleri, bir ağaca yaslanmış, T harfi biçiminde, özel bir şekle sahip tahta bir haçtır” (20, s. 122). Avrupalı yazarlardan elde edilen veriler, Tau sembolünün Adigelerin dini geleneğindeki ana kutsal kült olduğunu ve imgesinin tek Yüce Tanrı’ya tapınmanın niteliği olarak hizmet ettiğini doğrulamaktadır. Adigelerin dini dünya görüşünü inceleyen L.I. Lavrov, Tau sembolü kültünü özellikle vurgulamış ve “üç köşeli haçların” gerçek haçlarla hiçbir ortak noktası bulunmadığını ve bir tür kadim Kafkasya fetişi olduğunu vurgulamıştır (19, s. 200).

Geleneksel Adige dinindeki tektanrılılığın belirtileri ve Adigelerin dünya görüşü hakkındaki bilgiler, örneğin I. Debu (10, s. 108) ve V. Tebout de Marigny (2, s. 302-303) tarafından kaydedilen notlarda belirtilmiştir. Arkaik Adige dininin ideolojisi, E. Spencer tarafından daha ayrıntılı olarak formüle edilmiştir. Geleneksel Adige inancının temel ilkelerini şöyle değerlendirir: “Tek ve güçlü bir Tanrı’ya ve ruhun ölümsüzlüğüne sarsılmaz bir inanç. Tanrı’yı görünür bir biçimde temsil etmezler, onu her şeyin yaratıcısı olarak tanımlarlar, ruhu tüm evrene dağılmıştır. Büyük Ruh Tha’nın, çok önemsiz gördüğü dünyevi işler konusunda yetki ve güç verdiği alt varlık veya azizlerin mevcudiyeti” (28, s. 59). E. Spencer, çalışmasında Adige inancının “katı bir Protestan veya aynı derecede katı bir Müslümanın ibadet biçimi” olduğu sonucuna varır (28, s. 59).

Geleneksel Adige dininin kalıntıları 20. yüzyıla kadar varlığını sürdürdü. 1930’larda etnograf B.A., Karadeniz Adigeleri (Şapsığlar) arasında yaşlı bir rahibin dini bir ayin yönettiğini kaydetmiştir: “Thapşio” (Tanrı’dan dileyen kişi, yani “tkh’epshchyIue” veya “tkh’epashe)” (3, s. 17). Ayin, kutsal ağaç “thachokh”un altında yapılırdı. Dua, klanın en yaşlı üyesi tarafından herkesin önünde ayakta okunurdu. Diğerleri onu tekrarlardı. Adigeler, Tanrı’dan çeşitli konularda esenlik dilerlerdi. Genel duaya yalnızca erkekler katılırdı; kadınların katılmasına izin verilmezdi. Yukarıdaki kaynaklar, evrenin yaratıcısı olan tek bir Büyük Tanrı’ya (Tha / Thaşko) ve ona bağlı bir dizi doğaüstü güce olan inanca dayanan bir Adige dini sisteminin var olduğu sonucuna ulaşmamızı sağlar. Adige dini dünya görüşünde Tha / Thaşko, Yüce Varlık, yaratıcıdır ve sıklıkla şu sıfatlarla anılır: “Evrenin yaratıcısı”, “yüce”, “bereketli armağanlar getiren” vb. (24, s. 1003-1004). Tau sembolü, Tek Büyük Tanrı’nın bir niteliği olarak Çerkesya genelinde yaygındı ve Adigelerin geleneksel dininde 20. yüzyıla kadar özel bir rol oynadı.

Tau sembolünün küresel yayılımı

Çerkesya’da Tau sembolünün yaygın bir şekilde kutsallaştırılması, onu Antik Dünya’nın dini inançlarıyla ilişkilendirir. Tau sembolüne duyulan saygı kültürü, birçok ülke ve halkın arkaik dini inançlarında bulunur (Latince crux commissa veya Mısır haçı olarak da bilinir. J.K.). Tau sembolünün antik imgeleri, günümüzdeki adıyla Alacahöyük (MÖ 4.-2. binyıl) olarak bilinen Hatti kentindeki eserlerde görülmektedir. Şehrin girişindeki bir kabartma, dini törenleri tasvir etmektedir (6, s. 264) (Şekil 2). Yükseltilmiş bir platform üzerinde bir boğa heykelini barındıran kabartmanın, kült sembol olarak temsil edilen gök gürültüsü tanrısına tapınma sahnesini tasvir ettiğine inanılmaktadır; “A” vazosundaki imgeye de benzer bir yorum getirilmiştir (6, s. 266) (Şekil 3). Kafile, kurbanlık hayvanlar eşliğinde soldan sağa doğru hareket eder. Katılımcılar ellerinde semboller tutar ve “oturan Tanrı’ya” tapınırlar. Tanrı’nın bir hayvan olarak tasvir edildiği varsayıldığından, bu sahnelerin merkezinde bulunan nesnelere çok dikkat edilmez. Tau sembolü bu sahnelerde oldukça belirgin bir şekilde fark edilir. Dini nitelik taşıdığı belli olan söz konusu sahnelerin, Tau sembolü kullanılarak tapınmaya adanmış olması ihtimali yüksek.

Şekil 2. Şehrin girişindeki görüntü. Alaca Hüyük
Şekil 3. “A” vazosundaki resim. Aladzha Huyuk

Tau sembolü, doğurganlığı ve yaşamı simgelediği Eski Mısır’da yaygın bir semboldü. Ünlü Sfenksler Bulvarı’ndaki sfenkslerin ön ayakları arasındaki mumya benzeri figürlerin ellerinde, Teb’deki III. Amenhotep Tapınağı ve İskenderiye’deki Serapis Tapınağı’nın kapılarının önündeki taşlarda bulunur.

Eski Mısır rahipleri kutsal törenlerde Tau sembolünü takarlardı. Yahudi geleneğinde Tau sembolü, İsrailoğulları tarafından Mısır’daki ilk Yahudi Fısıh Bayramı gecesi evleri ölüm meleğinden korumak için kapı sövelerinde kullanılırdı (30, s. 337-341). Burada, J.B. Tavernier’nin Çerkesya hakkında verdiği bilgilerle bir benzerlik görüyoruz: Adigeler, Tau sembolünü kapılarının yanına koyarlardı; görünüşe göre bu, kötü güçlere karşı ilahi bir koruma simgesiydi. Eski Ahit’e göre Musa, çölde bir Tau haçı üzerine bronz bir yılan yerleştirmiştir (30, s. 937-938).

resim 4, 5

Tau sembolü, Mitra (Hint-İran kökenli bir ışık tanrısı) ayinlerine katılanların alınlarına konurdu. Hint ritüellerinde, “tiluk” adı verilen Tau sembolü, dünyevi mallardan feragatin bir işareti olarak isteyenlerin vücuduna konurdu. Batı ve Kuzey Avrupa’da Tau sembolü, Keltler ve Vikingler arasında yaygındı (Resim 4, 5). Druidlerin dininde önemli bir yere sahipti. Druidler, ağacın bazı dallarını kestikten sonra onu Tau şeklinde bırakır ve törenlerle kutsarlardı. Tau sembolünün sağ tarafına “Hesus”, sol tarafına “Belenus” ve orta gövdesine “Tharamis” kelimelerini oyarlardı (29). Tau’nun üzerine Tanrı’nın adı “Thau”yu kazırlardı (41). Bu tür yazıtlara sahip Tau sembolünün bulunduğu koru, dini törenlerde Druidler için kutsal bir yer olarak hizmet ediyordu (41). Bazen Tau, Kelt tanrısı Hu Gadern’i, yani doğurganlığın ve bereketin boynuzlu tanrısını kişileştiriyordu (29). Sonbaharda ona adanmış bir festival kutlanırdı. İskandinavya’da, tanrı Thor’un çekiciyle özdeşleştirilen Tau sembolü kullanılırdı (11). Antik dünyada Tau, yargılamalar sırasında masumiyetin bir işareti olarak hâkimler tarafından beraat ettirilenlerin bedenlerine uygulanırdı. Askeri liderler, savaş alanından yara almadan dönenlere ilahi korunmalarının bir işareti olarak Tau sembolünü verirlerdi. Yukarıdaki gerçekler, Tau sembolü kültürünün küresel çapta popülerleştiğini göstermektedir.



“Büyük Tanrı’ya adanmış eski ritüel dansların klasik bir örneği, Adigeler arasında 20. yüzyılın başlarına kadar varlığını sürdürmüştür”



Şekil 6. Göbekli Tepe tapınak kompleksinin taslak rekonstrüksiyonu

Tau sembolünü kullanan en eski ibadet merkezleri Ortadoğu’da keşfedilmiştir. Bu tür tapınakların kalıntıları Yukarı Mezopotamya’nın çeşitli yerlerinde, özellikle Fırat Nehri’nin yukarı kesimlerinde bulunmuştur: Göbeklitepe, Karahantepe, Nevali Çori, Sefertepe, Kurttepesi, Çatalhöyük ve başka yerler. En eski ve en ünlü anıtlardan biri Göbeklitepe tapınak kompleksidir (günümüzde güneydoğu Türkiye’de keşfedildiği tepenin adını almıştır. J.K.). Üst Paleolitik çağda kurulan megalitik bir yapıdır ve dağ sırtının en yüksek noktasında bulunan yaklaşık 20 açık oval kutsal alandan oluşur (Şekil 6). MÖ 10. binyıla tarihlenen tapınak kompleksi, sakinleri tarafından MÖ 8. binyıl civarında terk edilmiştir. (32, s. 89, 249). Göbeklitepe, antik çağ insanları için bir kült merkezi, hac yeri olabilir. Tepeleri kutsal alanların geometrik merkezlerine doğru bakan T biçimli sütunlardan oluşan tapınağın mimarisinin sembolizmi dikkat çekicidir (Şekil 7). Binaların içinde, oval alanların her bir yarısının ortasına, duvardaki benzer sütunlardan daha yüksek olan başka bir T biçimli sütun yerleştirilmiştir (13). Göbeklitepe kazılarının yöneticisi K. Schmidt, burada tanrıların en eski tasvirleriyle karşı karşıya olduğumuz sonucuna varmıştır (9).

Şekil 7. Göbekli Tepe tapınak kompleksinin kalıntıları

Bu teori M.I. Zilberman tarafından da desteklenmektedir: “T şeklindeki sütunlar (12 sütun), gök kubbede bir daire oluşturarak dans ediyormuş gibi sürekli hareket halinde olan, ancak her zaman orijinal yerlerine dönen antropomorfik varlıklar olarak göksel tanrıları (Zodyak takımyıldızlarını) temsil ediyor olabilir” (13). Zilberman’a göre, yıldızların (takımyıldızlarının) kişileştirilmesi ve tanrılarla özdeşleştirilmesi, “düalist tanrı” özünün bölünmesini sembolize ediyor olabilir. İçteki T şeklindeki sütunlar (dişil ve eril ilkelerin birliğini, ana-babayı sembolize eder), tepeleri güneybatıya bakacak şekilde konumlandırılmıştır ve üzerleri büyük tanrıça ve Sümer gök tanrısı Anu’nun (Sümer geleneğine göre tanrıların babası unvanını taşıyordu ve yeryüzü tanrıçası Ki ile ilişkilendiriliyordu) sembolleri olan hayvan, balık ve böcek oymalarıyla kaplıdır (13). Zilberman’ın da belirttiği gibi, kutsal alanın yuvarlak duvarına bakıldığında, sütunlar sanki bir daire içinde birbirinin ardında, aynı yönde sonsuza dek hareket ediyormuş gibi görünür (13). Bu durum, Galliler ve İrlandalıların “devlerin dansı” olarak adlandırdığı Stonehenge’deki megalitlerin halka şeklindeki yapısıyla karşılaştırılabilir. Göbeklitepe kutsal alanında tasvir edilen dairesel hareketin (T şeklinde başlı tanrıların) görünümü, belki de Yüce Tanrı onuruna yapılan dairesel ritüel dansa benzemektedir.

Kutsal danslar

Tau sembolü kültüne dair kanıtlar, antik kültürün önemli bir parçası olan ritüel dansın varlığıyla bağlantılıdır. Göbeklitepe yakınlarında, kutsal ayinlerle ilişkili danslar sergileyen insanların tasvirleri bulunmaktadır. Toros Dağları’nın eteklerinde, Fırat Nehri üzerinde bulunan Nevalı-Çori erken neolitik yerleşiminde, taş bir sarnıcın duvarlarına dans eder pozisyonda üç antropomorfik figür oyulmuştur. Bacakları açık, kolları dirseklerinden yukarı doğru kalkık olarak bükülmüş şekilde sıralanmışlardır (yaklaşık MÖ 8000). Antik Anadolu’da Hititler (Hattiler), dua ederken el ele tutuşarak bir daire oluşturur ve tanrının önünde eğilerek kollarını göğe kaldırıp, ellerini çırparlardı.

Ürdün Dweila’daki kazılar, el ele tutuşmuş dört adamın kaya oymalarını ortaya çıkarmıştır. Dini törenlerde kutsal danslar Antik Avrupa’da da yaygındı (13). Girit Adası’nda Phaistos (Faistos) yakınlarında bulunan Kamilari’deki bir kil maket, sivri şapkalı dört adamı kült boynuzlar arasında dans ederken tasvir eder. Kudüs İbrani Üniversitesi’nde arkeoloji profesörü olan J. Garfinkel, dansın antik dünyada önemli bir sosyal aktivite olarak tasvir edildiğini vurguluyor. Her zaman aynı yönde hareket eden özdeş figürlerden oluşan bir sıra veya daire şekli belirgindir ve bu da “grubun bireyden daha önemli olduğu” tutumuna tanıklık eder. Garfinkel, “Dolayısıyla dans, toplumun, üyelerine kolektif disiplin aşıladığı bir aktivitedir” sonucuna varır (8). J. Cooper’a göre dans, kozmik yaratıcı enerjiyi, yaratılışın “ilahi oyununun” bir taklidini, güç ve aktivitenin sürdürülmesini temsil eder (18, s. 324). Dairesel danslar, kutsal yerleri yüceltir. Gökyüzündeki güneşin hareketini taklit edebilir. Kutsal bir nesnenin etrafında yapılan dans, onun korunmasını ve büyülü bir daire içinde muhafaza edilmesini simgeler. Tektanrılı dinlerdeki dairesel danslar, Tanrı’nın tahtının etrafındaki meleklerin danslarını taklit eder. “Apokrif Aziz Yuhanna’nın İşleri”, 12 havarinin, ortada duran İsa’nın etrafını sardığı bir çember dansını anlatır (18, s. 325).

Büyük Tanrı’ya adanmış eski ritüel dansların klasik bir örneği, Adigeler arasında 20. yüzyılın başlarına kadar varlığını sürdürmüştür. Adigeler, her yıl eylül ayı sonunda bir dini etkinlik düzenlerdi – Tkhyeshkhuegukhyezh (Büyük Tanrı ile yeniden birleşme) (21, s. 309; 25). Bu etkinlik, hasadın sonuyla ilişkilendirilirdi. Ardından, Büyük Tanrı onuruna icra edilen ritüel dansı Thyesh-khueuj’u oynarlardı. Dansçılar sürekli şekilde sağa doğru hareket ederek bir daire oluştururlardı. Etkinliğe katılanlar, yüksek bir noktada duran Tau sembolüne doğru yönelirlerdi (21, s. 309; 25).

Kutsal mimari

Tau sembolünün tapınak mimarisinde kullanımı antik dünyada yaygındı. Taula (Katalanca masa) adı verilen T şeklindeki megalitler, Balear Adaları’nın bir parçası olan Minorka Adası’nda yaygındır (Şekil 8, 9) (35, s. 55-69). Taulalar 5 metreye kadar yüksekliğe ulaşır ve üzerine yatay bir taş yerleştirilmiş dikey sütundan oluşur. Talayotik kültürün (MÖ 2. binyıl sonu – 1. binyıl) bir parçasıdırlar ve muhtemelen Sardunya kökenli Talayotlar tarafından inşa edilmişlerdir. Taula “kutsal alanlarının” keşfedildiği Talaitik kültürün en bilinen yerleri Minorka’daki Torretrencada, Talati de Dalt, Torressoli Nou, Trepuco ve Torralba d’en Salort’tur (35, s. 55-69). Kutsal alanlar, ortasında “T” harfi şeklinde iki monolitten oluşan bir anıt olan taulanın bulunduğu, hafifçe içe doğru kavisli bir cepheye sahip at nalı biçimli duvarlarla çevriliydi. Arkeolojik araştırmalar, taulaların antik yerleşimlerin merkezinde bulunduğunu göstermektedir (35, s. 55-69). Taulaların çoğu güneye bakıyordu. Çeşitli versiyonlara göre taulalar, tanrılara adaklar sunulan sunaklar veya boğa figürünü simgeleyen bir tür kutsal heykellerdi (35, s. 55-69). Göbeklitepe’nin düzeni ile taula kutsal alanları arasındaki benzerlik, ortada duran iki megalitin (Tau sembolleri) etrafındaki duvarın oval yapısında oldukça belirgindir. Daha küçük ve benzer heykellerin iki büyük T şeklinde sütunun etrafında durduğu Göbeklitepe’nin aksine, bazı taula kutsal alanlarında duvarın çevresi boyunca, T şeklinde başlıkları olmayan sütunlar bulunur. Taula kutsal alanlarındaki iki ana sütunun etrafındaki küçük sütunların T şeklindeki başlıklarının zamanla hasar görmüş veya düşmüş olması mümkündür. Taula kutsal alanlarının manevi önemi büyük olasılıkla Göbeklitepe ile aynıdır ve buradaki Tau sembolleri, Büyük Tanrı’yı ve ona bağlı daha küçük tanrıları temsil eder. Ancak, bu megalitlerin inşası arasındaki muazzam zaman boşluğu göz ardı edilemez. Büyük olasılıkla, Tau sembolü kültü, bazı tapınma değişimleri ve temelinde sembolik bir istikrarla binlerce yıl boyunca kesintisiz olarak devam etmiştir.

Şekil 8. Menorca adasındaki Taulalar (taş anıtlar)
Şekil 9. Menorca adasındaki Taulalar (taş anıtlar)

Tau sembolünün özellikleri, İskoçya’daki Lewis Adası’nda bulunan bir tapınağın günümüze ulaşan kalıntılarında (27) 12 taşın daire şeklinde dizildiği yerde de görülmektedir. Ortada tanrının bir tasviri, kuzey tarafında ise 19 taştan oluşan bir koridor bulunmaktadır, koridorun girişinde başka bir taş vardır. İrlanda Newgrange’deki yeraltı Druid mağarası, Tau biçiminde inşa edilmiştir (27). T şeklinde yapılar, Mitra kültünün yeraltı tapınaklarında da görülür. Hindistan’daki Varanasi (Benares) ve Mathura pagodaları (Budistlerin dini yapıları) Tau biçiminde tasarlanmıştır.

T şeklindeki katakomblar (yeraltındaki tonozlu mezarlar), Kafkasya’daki Meotların cenaze törenlerinde yaygın olarak kullanılmıştır (1). Kaynaklarda “kabaki” olarak adlandırılan Çerkes surlu yerleşimlerinin mimarisi büyük ilgi görmektedir. 17. yüzyılda J.B. Tavernier, kabakileri dairesel yerleşimler olarak tanımlamıştır: “Özellikle Çerkesya’daki bu yerleşimlerin hepsi aynı düzende inşa edilmiş olup, evler tek bir meydanın etrafında konuşlanmıştır” (2, s. 76; 26) (Şekil 10, 11). Yerleşimin merkezinde, ritüellerin gerçekleştirildiği ve tanrı Tha’ya kurbanların sunulduğu dairesel bir meydan vardı. “Bu meydanda bir keçinin derisini iki çubuğa gerip direğe asarlar” diye yazar Tavernier (2, s. 78).

Şekil 10. Çerkes yerleşimi. 17. yüzyıldan kalma bir çizim
Şekil 11. Çerkes dairesel yerleşim planı (Orkvasov M. M. Çerkes konut mimarisi üzerine materyaller kitabından

Adigelerin kadim dininde keçi, Tanrı’ya kurban edilen popüler bir şeydi. Ortadoğu geleneklerinde, her yıl kutlanan arınma ve bağışlanma günü için düzenlenen ritüellerde keçilere özel bir sembolik rol verilmiştir. Tavernier’in bulguları, dairesel Çerkes yerleşiminin özel bir sembolizme sahip olduğu, insanların kardeşlik ve karşılıklı yardımlaşma içinde yaşadığı bir tapınağa benzediği sonucuna varmamızı sağlıyor.

Kuban kültür dönemine ait arkeolojik kazılarda da benzer yerleşim düzenlerine sahip yerleşimler kaydedilmiştir. D.S. Korobov ve S. Reinhold liderliğindeki bir arkeolojik keşif kazısı, Kislovodsk Havzası’nda tek bir mimari plana göre inşa edilmiş, Tunç Çağı’na ait yaklaşık 200 antik yerleşim yeri keşfetti (17, s. 25-38). Bunlar, bitişik duvarlara sahip bir dizi bina ile çevrili oval biçimli bir meydan olarak karakterize edilir. Kalıntıların hava fotoğrafları, bunların Kabardey yerleşimlerinin düzenine benzediğini göstermektedir (Şekil 12). Benzer yerleşim düzenleri, konutların surlar boyunca dairesel olarak inşa edildiği antik Darkveti-Meşoko ve Maykop kültürlerinin yerleşimlerinde de bulunmuştur (16, s. 33).

Şekil 12. Oval tasarımlı yerleşimler (hava fotoğrafları)

Çerkes dairesel yerleşimlerinin düzeni ve işlevleri, Göbeklitepe ve çeşitli bölgelerdeki bir dizi tapınak ve kamusal kutsal alanla karşılaştırıldığında benzerlikler çağrıştırmaktadır. Oldukça yoğun bir benzerlik ve paralellik yelpazesi ortaya çıkmaktadır. M.I. Zilberman, birçok antik ve sonraki dini yapı tasarımına Göbeklitepe’nin prototip teşkil ettiğine inanmaktadır (13). Ortadoğu’da Kebaran ve Natufian kültürleri ile Eriha’nın “Çanak Çömlek Öncesi Neolitik A” döneminde (MÖ 8500-7500) dairesel veya oval şekilli yapılar yaygın olarak kullanılmıştır. Antik Ural yerleşim yeri Arkaim (MÖ 3. binyıl) dairesel bir düzene sahipti. Sümer şehri Ur (MÖ 2. binyıl) oval bir plana sahipti (7).

Büyük, çoğunlukla taştan yapılmış dairesel düzene dayanan yapılar (genellikle megalitler) olan tapınaklar Cezayir, Etiyopya, Hindistan (Dekka ve Assam), Sri Lanka, Tibet ve Kore’de yaygındı. İngiltere, Almanya, Avusturya, Slovakya, Rusya, Filistin ve Afrika ülkelerinde arkeologlar tarafından 100’den fazla antik tapınak ve erken tarım medeniyetinin kalıntıları (çapı 150 metreye kadar ulaşan, her birinde aynı yönelimli geçitler ve ortasında ahşap, taş veya kilden yapılmış bir sütun bulunan, duvar ve hendeklerle çevrili, dairesel yapılar) keşfedilmiştir. Bu devasa dini yapıların çoğunun MÖ 5. binyıl civarında yaygınlaştığına inanılmaktadır. Kural olarak, bu tür tüm yapılar tek bir ilkeye göre inşa edilmiştir: Yaz ve kış ekinokslarında, güneş kutsal alanın önceden belirlenmiş bir noktasına düşer ve bu nokta megalitik taşlardan veya ağaç gövdelerinden inşa edilir. Yerleşimin oval ya da dairesel düzeni, gök kubbeyi simgelemektedir. Merkezde yer alan çember şeklindeki meydan, Tanrı’ya adanmış dualar ve törenler için bir alan sağlıyordu, bunlara genellikle kurbanlar eşlik ediyordu. M.I. Zilberman’ın vurguladığı gibi, bu tür kamusal mabetler arasında yalnızca Göbeklitepe’deki kompleksin yapısıyla değil, aynı zamanda kült sistemiyle de “genetik” bir bağlantı fark edilebilir (12).

Genetik ilişkiler

Genetik araştırma verileri de sorunun çözümünde kritik öneme sahiptir. Bu veriler, evcilleştirilmiş buğdayın Göbeklitepe yakınlarındakii Karacadağ’da yetişen yabani bir alttürden geldiği sonucuna varmamızı sağlar (36).

Göbeklitepe ve yakınlardaki Yukarı Mezopotamya Tau tapınma merkezleri, “Bereketli Hilal”in kuzey coğrafi zirvesinde yer almakta olup tarımın ortaya çıkışında ve yayılmasında kilit rol oynamış olabilir. “Bereketli Hilal” nüfusunun bir kısmı ile Eski Avrupa ve Kafkasya nüfusu arasındaki genetik benzerliğe de dikkat çekmek gerekir. Genetik çalışmalar, tarımı yayan “Bereketli Hilal” yerleşimcilerinin büyük çoğunluğunun, Adige-Abhaz halkları gibi, Haplogrup G2a’nın (36; 37; 40) çeşitli kollarına ait olduğunu göstermektedir. Stonehenge’in MÖ 3000 civarında Neolitik yerleşimciler tarafından inşa edildiğini gösteren genetik çalışmalar büyük ilgi görmektedir (39). Araştırmacılar, Büyük Britanya’da bulunan Neolitik döneme ait insan kalıntılarından elde edilen DNA’yı, aynı dönemde kıta Avrupası’nda yaşayan insanların DNA’sıyla karşılaştırdı. Neolitik Avrupa’nın sakinleri Anadolu kökenlidir ve İber Yarımadası’na göç edip kuzeye doğru ilerleyerek MÖ 4000 civarında Britanya’ya ulaşmışlardır (39). Britanya’ya göç, Anadolu’dan Avrupa’ya tarımın yayılmasına yol açan büyük çaplı bir büyümenin sadece bir parçasıydı.

Haplogrup mutasyon tiplerinin en büyük çeşitliliğinin coğrafi konumu, birincil kökeninin muhtemel yeri olarak kabul edilir. Haplogrup G için böyle bir merkez, Suriye’deki Tell Halula tarihi bölgesidir. Göbeklitepe tapınak kompleksi ile Tell Halula tek bir tarihsel ve genetik küme oluşturmaktadır (34). Bu gerçeklere dayanarak, Tau sembol kültünün ve bu kültle ilişkili arkaik dini geleneklerin, “Neolitik Devrim” sonucunda tarımı yaygınlaştıran Ortadoğu’dan gelen yerleşimcilerle yayıldığı görüşü ileri sürülebilir. Tartışılan süreçler, birçok Avrasya halkının dilinde bulunan ve sözcük dağarcığında bazı değişikliklerle birlikte Adigelerde Tanrı için kullanılan Tha kelimesinin küresel yayılımıyla da bağlantılı olabilir: Yunancada Theos, Keltçede Thau (41), Burmacada Thagyamin (tanrıların başı, her şeyi bilen ve her şeyi duyan efendi), Birmancada Thamala (Mon şehir devleti Hanthawadi’nin kurucularından biri), Tibetçede Theurang, Vietnamcada Chu Chey (yaratıcılık tanrısı); Laocada Phakhun (yüce tanrı); Taycada Thoranii (toprak ve aşk tanrıçası) (24, s. 1003-1004); Malaycada Tuhan (38) vb..

Sonuç

Bu çalışmada sunulan materyaller, ele alınan konu hakkında bazı sonuçlar çıkarmamızı sağlamaktadır. Çerkesya’yı ziyaret eden Avrupalı yazarlardan edinilen bilgiler, 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar Büyük Tanrı’ya (Tha/Thaşko) tapınmanın kutsal bir niteliği olan Tau sembolünün Adigeler arasında yaygın olarak kullanıldığını göstermektedir. Bu veriler, Adigeler arasında tek bir tanrıya ve ona tabi olan panteondan bir dizi alt varlığa olan inancın varlığını göstermektedir. Tau sembolü kültünün antik dini kültürlerde yaygın kullanımı, Adigelerin arkaik dini ile insan medeniyetinin en eski merkezleri arasında bir bağlantı olduğunu göstermektedir. Tau sembolünün en eski tasvirleri, Adigelerin paleogenetik bir bağlantısı olan Ortadoğu’daki tapınak komplekslerinde bulunmaktadır. Kökeni antik çağlara dayanan Adige dairesel yerleşimlerinin mimarisi ve kutsal anlamlarının incelenmesi, antik tapınaklar ve onlarla ilişkilendirilen kutsal niteliklerle benzerlikler kurmamızı sağlar. Antik medeniyetlerdeki dini yapıların dağılımının kronolojik analizi, küresel arkaik din kültürünün tek bir kaynağı ve merkezinin Ortadoğu olduğu sonucuna varmamızı sağlar.

*Rusya Bilimler Akademisi Kabardey-Balkar Bilim Merkezi-Arkeoloji, Antropoloji ve Arkeolojide Doğal Bilimsel Yöntemler Bilim ve İnovasyon Merkezi Başkanı

(Kaynak: Volgograd Devlet Üniversitesi Bülteni. Seri 4, Cilt 29, Sayı 2, 2024)

Çeviri: Serap Canbek



1. Абрамова М. П. Курганные могильники Северного Кавказа первых веков нашей эры // Се- верный Кавказ и мир кочевников в раннем же- лезном веке : сб. памяти М. П. Абрамовой. М.: Таус, 2007. С. 52–76.

2. Адыги, балкарцы и карачаевцы в известиях европейских авторов XIII–XIX вв. (АБКИЕА) / сост., ред. переводов, введ. и вступ. ст. В.К. Гарданова. Нальчик: Эльбрус, 1974. 636 с.

3. Ан Б. О пережитках родовой религии черкесов-шапсугов // Материалы Шапсугской экспе- диции 1939 г. / под ред. С. А. Токарева, Е. М. Шиллинга. М.: Изд-во МГУ, 1940. С. 11–18.

4. Ардзинба В. Г. К истории культа железа и кузнечного ремесла (почитание кузницы у абхазов) // Древний восток: этнокультурные связи. М.: Наука, 1988. С. 263–306.

5. Ардзинба В. Г. Собрание трудов. В 3 т. Т. III. Кавказские мифы, языки, этносы. М.: Ин-т востоковедения РАН (ИВ РАН); Абхаз. ин-т гуманит. исслед. им. Д.И. Гулиа Акад. наук Абхазии, 2015. 320 с.

6. Ванеян Е. С. Аладжа-Хююк: ортостаты и штандарты // Журнал исторического факультета МГУ им. М.В. Ломоносова. Исторические исследования. 2015. № 1 (2). С. 262–270.

7. Вулли Л. Ур халдеев. М.: Изд-во вост. лит., 1961. 251 с.

8. Гарфинкель Д. Первые танцы человека. URL: http://www.art-dance.kz/article/a-61.html

9. Гёбекли Тепе – место, где начиналась история человечества. URL: https://lifegid.media/ nauka/gebekli-tepe-mesto-gde-nachalas-istoriya chelovechestva.html

10. Дебу И. Л. О Кавказской линии и присоединенном к ней Черноморском войске, или Общие замечания о поселенных полках, ограждающих Кав- казскую линию, и о соседственных горских народах, собранные действительным статским советником и кавалером Иосифом Дебу с 1816 по 1826 год. СПб.: Тип. Карла Крайя, 1829. 463 с.

11. Доценко И. Тау-крест: трискеле, «молот Тора». URL: https://innadocenko.livejournal.com/ 61519.html

12. Зильберман М. И. Древний человек и божество. Т. I. URL: http://samlib.ru/z/zilxberman_m_i/ chib_t1.shtml

13. Зильберман М. И. О сакральном символизме Гёбекли Тепе. URL: http://samlib.ru/z/zilxberman_m_i/gebekli1bfa.shtml

14. Инал-ипа Ш. Д. К вопросу о древних этнокультурных связях Западного Кавказа и Малой Азии // Международный конгресс антропологических и этнографических наук, 9-й (Чикаго, сент. 1973): Докл. советской делегации. М.: Наука, 1973. С. 16–18.

15. Кавказ: европейские дневники XIII–XVIII веков. Вып. II / сост. В. Аталиков. Нальчик: Изд-во М. и В. Котляровых, 2010. 304 с.

16. Кагазежев Ж. В. Поселения на территории Западного и Центрального Кавказа: историческая преемственность // Вестник Академии наук Чеченской Республики. 2021. № 4 (55). С. 32–36.

17. Коробова Д. С., Райнхольд С. Новый тип поселений кобанской культуры в окрестностях Кисловодска // Краткие сообщения Института археологии. Вып. 222. М.: Наука, 2008. 229 с.

18. Купер Дж. Энциклопедия символов. М.: Золотой Век, 1995. 401 с.

19. Лавров Л. И. Избранные труды по культуре абазин, адыгов, карачаевцев и балкарцев. Нальчик: Полиграфкомбинат им. Революции 1905 г., 2009. 555 с.

20. Люлье Л. Я. Верования, религиозные обряды и предрассудки у черкес // Записки Кавказского отдела Императорского Русского географического общества. Тифлис : [б. и.], 1862. Кн. V. С. 121–137.

21. Мамбетов Г. X. Традиционная культура кабардинцев и балкарцев. Нальчик: Эль-Фа, 2008. 356 с.

22. Меликсет-Беков А. М. Pontica Transcaucasica Ethnica // Советская этнография. 1950. № 2. С. 163–175.

23. Мижаев М. И. Энциклопедия черкесской мифологии. Черкесск; Нальчик; Майкоп: ИП Паштов З.В., 2012. 460 с.

24. Мифы народов мира : энциклопедия : электрон. изд. / отв. ред. С. А. Токарев. 2-е изд. М.: Рос. энцикл., 2008. 1147 с.

25. О ритуальном танце древних народов Кавказа «Тхашхо-удж» (Тхьэшхуэудж). URL: https://zen.yandex.ru/media/natpress/o-ritualnom-tancedrevnih-narodov-kavkaza-thashhoudj-theshhueudj- 5ae41a7cad0f2291ff290d83

26. Орквасов М. М. Материалы по архитектуре жилищ черкесов. Нальчик: Тетраграф, 2011. 41 с.

27. Пайк А. Символика тройного Тау в масонстве и мифологии. URL: http://www.mestanet.ru/book/masonstvo/simvolika_troynogo_tau_v_masonstve_i_mifologii.html

28. Спенсер Э. Путешествие в Черкесию / пер. с англ. Н. А. Нефляшевой. Майкоп: РИПО, 1994. 153 с.

29. Тау-крест. Буква конца света. URL: https://www.liveinternet.ru/users/4033731/post431022635

30. Тора / пер. Пинхаса Гиля; пер. коммент. З. Мешкова // Пятикнижие и Гафтарот. М.; Иерусалим: Гешарим, 1999. 1456 с.

31. Хан Гирей С. Записки о Черкесии. Нальчик: Эльбрус, 1978. 333 с.

32. Шмидт К. Они строили первые храмы. Таинственное святилище охотников каменного века. Археологические открытия в Гёбекли Тепе / пер. с нем. А. С. Пащенко. СПб.: Алетейя, 2011. 320 с.

33. Шортанов А. Т. Адыгская мифология и культы. Нальчик: Изд-во М. и В. Котляровых, 2016. 496 с.

34. Cinnioğlu C. Excavating Y-Chromosome Haplotype Strata in Anatolia. URL: https:// www.research gate.net/publication /9033094_Excavating_YChromosome_Haplotype_Strata_in_Anatolia

35. Corinna Kortemeier. Rekonstruktion der prähistorischen Siedlungs- und Landschaftsentwicklung auf Menorca (Balearen/Spanien): Dissertation, zur Erlangung des Doktorgrades der Mathematisch Naturwissenschaftlichen Fakultät der Christian- Albrechts-Universität zu Kiel. Kiel, 2014. 127 S. URL: https://deru.abcdef.wiki/wiki/Torretrencada#Die_Taula

36. Heun M. et al. Site of Einkorn Wheat Domestication Identified by DNA Fingerprinting // Science. 1997. Vol. 278. P. 1312–1314.

37. Lazaridis I., Nadel D., Rollefson G. et al. The Genetic Structure of World’s Firstfarmers. URL: https://www.biorxiv.org/content/early/2016/06/16/059311.full.pdf+html

38. Sama-Bajau. URL: https://en.wikipedia.org/wiki/Sama-Bajau

39. Stonehenge: DNA Reveals Origin of Builders // BBC News. URL: https://www.bbc.co.uk/news/ science-environment-47938188

40. Szécsényi-Nagy A., Brandt G., Haak W. et al. Tracing the Genetic Origin of Europe’s First Farmers Reveals Sciences. Insights into Their Social Organization // Proceedings of the Royal Society B: Biological. Vol. 282. URL: https://www.researchgate.net/publication/274009432_Tracing_the_genetic_origin_of_Europe’s_first_farmers_reveals_insights_into_their_social_organization

41. The Druids Adored the True Tau Cross. URL: https://www.gnosticwarrior.com/the-druids-cross.html

Serap Canbek
Serap Canbek
İstanbul’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümündeki tahsilinin ardından sigorta sektöründe çalıştı. 2011 yılından beri Jıneps gazetesinde yayın kurulu üyesidir.

Yazarın Diğer Yazıları

Al-Samaha: Bu köyde amansız bir emek, dayanışma ve özgürlük var

Erkek egemen ülkenin kalıplaşmış yargılarına meydan okuyan kadınlar Dünyada sadece kadınların yaşadığı 4 köy var: Kenya’da, Kamboçya’da, Suriye’de ve Mısır’da. 2021 Mart sayımızda Kenya’daki Umoja Köyü’ne...

Groznili Roza Dunayeva Avusturya’daki mültecilerin sesi oldu

Çeçen insan hakları aktivisti Roza Dunayeva, 2000’li yılların başında Çeçenya’daki savaştan kaçarak yerleştiği Avusturya’da sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalan ailelere destek veriyor....

İlham veren yaşamlar

Dünya çapında kız çocuklarının ve kadınların haklarını savunan, toplumsal değişime yönelik filmler üreten yeni nesil kadın film yapımcılarını ve yönetmenlerini destekleyen Los Angeles merkezli...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img