Ocak ayında es verdiğimiz dizi yazımıza (tek nedeni tembelliğimdir, özür dilerim okurlardan) bu ay devam ediyoruz. Son bölüm olacak. Dosyalarımızda devam ettirecek kaynak, çeviri, makale ve araştırma olsa da son bölüm… Okurlarımızdan gelebilecek yorumlara, araştırmalara sayfalarımız açık elbette. Örneğin bu sayımızda, H. Yaşar Nogay’ın gazetemize ilettiği, konumuzla ilgili yazısına yer verdik.
Ayrıca, II. Dünya Savaşı’nda Kafkasya’da yaşananlara dair Rusça kitaplardan bir özet var. İrkutsk Devlet Üniversitesi’nden Modern Rus Edebiyatı Bölüm Başkanı Dr. Yulia Bryukhanova’nın makalesini kısaltarak veriyoruz. Yazarın, savaşın Kafkasya alanı ile ilgili yorumu kısaca şöyle: “Büyük Vatanseverlik Savaşı ve II. Dünya Savaşı’nın en büyük muharebelerinden biri ve Kızıl Ordu’nun Leningrad savunmasından sonraki en uzun ikinci harekâtı olan Kafkas Savaşı yaklaşık 500 gün sürdü. … Kafkas Savaşı, örneğin aynı anda gerçekleşen Stalingrad veya Kursk Muharebeleri kadar ilgi görmüyor. … Bugün, daha önce gizli tutulan birçok belgeye erişen tarihçiler, tüm meselenin Sovyet liderliğinin Kafkasya savunmasını organize ederken yaptığı sayısız siyasi ve askeri hatayı gizleme arzusundan kaynaklandığını açıkça savunuyorlar.”
Almanya’daki toplama kamplarından birinde Çeçen esirlerin olduğunu (muhtemelen başka Kafkasyalılar da vardır) öğrendiğimiz bir çeviri de bu sayımızda. Yapılmış sözlü tarih çalışmasıyla Adige tanıklardan kendi yaşam alanlarında neler olduğunu öğreniyoruz başka bir çeviri yazıyla. Çeviriler Serap Canbek’ten.
Bir de Hapi Cevdet Yıldız’ın geçen yılın son ayında yaptığı bir çeviriyi kısaltarak veriyoruz. Hitler faşizmi ayak bastığı, işgal ettiği her yerde zulümlerini sürdürürken, dönemin SSCB lideri Stalin’in zulmü de Kafkasya’da çok yaşamı söndürdü. Üstelik muhbir ifadeleri yeterli bulunarak gerçekleştirilen tutuklamalarla… Sonradan masumiyetin kanıtlanmasının yaşamı geri getirmediği örnekler Şapsığ Bölgesi’nden.
Dünyanın dörtnala silahlandığı, birçok coğrafyada savaşların sürdüğü yeni yılın ilk günlerinde barışa hasretiz. Kapitalist-emperyalist sistemin ağababalığına soyunan ABD’nin kendini kral ilan eden lideri, açık ki kan banyosu yapmaya devam edecek. “Yeni dönem”den söz ediliyor ancak unutmamalı ki temel olan değişmiyor aslında. Kapitalizmin temel olduğu “yeni dönem” bizler için eskimiş olanın makyajlanmasından ibaret. Sömürü, talan, savaş, işkence, ölen çocuklar ve kadınlar, vahşet, mafya, uyuşturucu, iklim yıkımı… Bütün kötülüklerden ibaret “yeni dönem”. ABD, Çin ve Rusya Federasyonu’nun belirleyici olacağı, diğer aktörlerin güçleri ve hırsları ölçeğinde piramidin tepesine yakın durmak için yarışacağı vahşi bir sistem bu. Çok açık ki “barış, eşitlik, özgürlük” diyen dünyanın geri kalan ve çoğunluğu oluşturan insanları için, dünyayı paylaştığımız diğer canlılar ve doğa için “başka bir dönem” özlemi var.
Rusça kitaplarda Kafkas Savaşı
Yulia Bryukhanova*
1 Ocak 1943’te, Sovyetler Birliği’nin (SB) en hayati bölgelerinden biri, ülkenin tahıl ambarı ve petrol-gaz deposu olan Kafkasya’da, Kafkas Savaşı’nın ikinci aşamasını işaret eden Sovyet karşı saldırısı başladı. Büyük Vatanseverlik Savaşı ve II. Dünya Savaşı’nın en büyük muharebelerinden biri ve Kızıl Ordu’nun Leningrad savunmasından sonraki en uzun ikinci harekâtı olan Kafkas Savaşı yaklaşık 500 gün sürdü. 25 Temmuz 1942’de Rostov’un terk edilmesiyle başlayan harekât, Karadeniz ve Hazar Denizi arasındaki uçsuz bucaksız bir alanda, Don’dan Terek Nehri’ne ve oradan Kafkas Sıradağları geçitlerine uzanarak gerçekleşti ve 9 Ekim 1943’te Almanların elindeki Taman Yarımadası’ndaki köprübaşının tasfiyesiyle sona erdi. Savaşa iki milyondan fazla insan katıldı ve kayıplar çok büyüktü. Resmi kayıtlarda yarım milyondan fazla telafisi mümkün olmayan kayıp kabul edilmiş olsa da modern tarihçiler bu rakamın en az iki katına çıkması gerektiğine inanıyor. Ancak Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın önemli muharebelerinden bahsederken, Kafkas Savaşı, örneğin aynı anda gerçekleşen Stalingrad veya Kursk Savaşları kadar ilgi görmüyor.
Bugün, daha önce gizli tutulan birçok belgeye erişen tarihçiler, tüm meselenin Sovyet liderliğinin Kafkasya savunmasını organize ederken yaptığı sayısız siyasi ve askeri hatayı gizleme arzusundan kaynaklandığını açıkça savunuyorlar…
Kafkasya savunmasına dair ilk kapsamlı çalışma, 1954 yılında Genelkurmay Askeri Tarih Müdürlüğü uzmanları tarafından hazırlanmış olsa da gizli kalmaya devam etmektedir. 1940’lar ve 1950’lerde ortaya çıkan, bazen aşırı taraflı da olsa incelemeler, anılar ve hatıralar, çatışmalara katılanlar ve kısa bir süre sonra çatışmalara tanık olanlar tarafından kaleme alınmış olmaları nedeniyle ilgi çekicidir. Bu kitaplar arasında, SB Mareşali A.A. Greçko’nun “Kafkasya Savaşı” adlı eseri (1), Kafkasya’daki Sovyet askeri operasyonlarının incelenmesine adanmış ilk askeri tarih monografisi olarak kabul edilir.
…Sovyet kuvvetlerinin başarı ve başarısızlıklarının tarafsız analizi, bu monografinin güçlü yönlerini oluşturuyor. 1954’te yayımlanmasına rağmen bugün bile ilgi çekmektedir…
Cevapsız kalan bir diğer soru ise Kafkasya’nın, dağlık koşullarda savaşa hazırlıksız birlikler tarafından neden savunulduğudur. Bu ve diğer birçok rahatsız edici soru, tarihimizdeki tartışmalı konularla ilgilenen tarihçi B. Sokolov’un “Kafkasya Savaşı” (2) adlı kitabında gündeme geliyor. Yazar, 1942-1943 yıllarındaki Elbruz tırmanışlarının gerçek hikâyesini anlatıyor…
Bir diğer “Kafkas Savaşı” adlı (3) kitap ise cephe yazarı A. Korolçenko tarafından yazılmıştır. Kahramanları pilotlar, denizciler, askerler ve subaylar olan, bilinen ve bilinmeyen kahramanların Kafkasya’yı savunduğu, Almanların Kafkas Sıradağları’nı geçmesini önlediği ve böylece ülkeyi zafere yaklaştırdığı bir tarih romanı…
…Hitler, başlangıçta Alman ordusunun Stalingrad’ı alıp almaması konusunda kararsızdı ve hava saldırılarıyla sanayisini yok etmekle yetinmeyi planlıyordu. Kafkasya, Hitler’in planlarında merkezi bir yer tutuyordu. Kafkasya’nın kontrolünü ele geçirmek, Hitler’in generallerine verdiği başlıca görevlerden biriydi: Kömür, demir cevheri, zengin tarım arazileri ve en önemlisi de savaşın kanı olan petrol.
…Başka bir stratejik hesap daha vardı: Kafkasya’yı Ortadoğu, Küçük Asya ve ardından Hindistan’a açılan bir kapı olarak kullanmak. Bu nedenle, o dönemde Wehrmacht ve Luftwaffe’nin (Wehrmacht birliklerinin hava savaş birimi) en iyi kaynakları Kafkasya’da yoğunlaşmıştı.
23 Temmuz 1942’de Hitler, Rostov-na-Donu’nun güney ve güneydoğusundaki Sovyet kuvvetlerinin kuşatılıp imha edilmesini ve Kuzey Kafkasya’nın ele geçirilmesini öngören Edelweiss Harekâtı planını onayladı… Berlin zaferden o kadar emindi ki, Kafkasya’daki petrol sahalarının 99 yıl boyunca işletilmesi için münhasır haklar ve hatta daha sonra Sovyet petrol şirketleri tarafından kullanılacak boru hatları ithal edecek iki petrol şirketi bile kurmuştu.
I. Moşçinski’nin “Kafkasya Savunması: Büyük Geri Çekilme, 25 Temmuz-31 Aralık 1942” adlı kitabı (4), Kızıl Ordu’nun Wehrmacht’ın baskısı altında geri çekildiği, zorlu siper savaşlarında birliklerini sıkıştırdığı ve Rostov-na-Donu’yu birbiri ardına teslim ettiği, ardından Kafkasya, Stavropol, Armavir, Maykop, Krasnodar ve Mozdok’a giden yolun açıldığı trajik 1942 yazına adanmış. Kitap, tamamen belgesel bir eserdir.
…Dağcı, biliminsanı ve Kafkasya savunucusu, “Elbruz Yanıyor” kitabının yazarı A. Gusev (5) şunları yazıyor: “Savaştan önce bile biz dağcılar, deneyimlerimizi birliklerin dağ eğitiminde kullanma önerisiyle Kızıl Ordu’nun Dağcılık, Kayak ve Beden Eğitimi Müdürlüğü’ne defalarca başvurduk. Ancak sık sık şu yanıtı duyduk: ‹Elbruz’da savaşmayacağız… ‘ Dağcılar özel askeri personel olarak bile kaydedilmiyordu. Bu nedenle, o dönemde dağ birliklerinde yalnızca birkaç sporcu, o da tesadüfen bulunuyordu.”
…Cephe kahramanı, ünlü Rus atlet, antrenör, öğretmen, biliminsanı, St. Petersburg fahri vatandaşı ve o dönemde 105. Ayrı Dağ Tüfek Müfrezesi’nin 19 yaşındaki kıdemli askeri dağcılık eğitmeni olan M. Bobrov, “Bir Askeri Dağcının Notları: Leningrad Kulelerinden Kafkasya Zirvelerine: 1941-1945” (6) adlı kitabında, Sovyet dağ tüfeği birlikleri ile Alman Wehrmacht’ın özel birlikleri arasındaki Elbruz bölgesinin en yüksek yaylalarındaki çatışmanın tarihini anlatıyor.
…Marukh Geçidi’ni savunan asker müfrezesi, dağ savaşları tarihine kahramanca sayfalar yazdı. Gece gündüz, kendilerinden çok daha fazla sayıda düşmana karşı çetin savaşlar verdiler. V. Gneuşev ve A. Poputko’nun “Marukh Buzulunun Sırrı” (7) adlı kitabı, hikâyeleri uzun süre bilinmeyen geçidi savunanların kaderine adanmıştır. Her iki yazar da savaşta yer almıştı. Eylül 1962’de, sürüsünden ayrılan koyunları arayan bir çoban, Marukh Geçidi’nde onu şok eden bir manzarayla karşılaştı. Sıcak bir yazın ardından buzul erimiş ve yirmi yıldır donmuş halde yatan yaklaşık 100 Sovyet askerinin cesedi ortaya çıkmıştı…
2 Eylül 1942’de, Terek Nehri’ni geçip Sovyet savunmasını aşan Viking tank taburuyla Malgobek bölgesinde şiddetli çatışmalar başladı. T. Matiyev’in “Malgobek Tabyası” (8) adlı kitabı, daha sonra “Kafkas Prohorovkası” olarak anılacak olan bu muharebeye adanmıştır. Malgobek ve çevresindeki köyler, gözde petrol yataklarının sadece birkaç adım ötede olduğu Alhançurt Vadisi’ne giden yolu Almanlara kapatmıştı. Viking tank taburuna, Binbaşı V. Filippov komutasındaki 52. Tank Tugayı ve Binbaşı F. Dolinsky komutasındaki 863. Tanksavar Alayı karşı koydu. Alman kuvvetleri savunmacılardan sayıca üstündü. Ancak binbaşılar, Malgobek Muharebesi’nin kaderini belirleyen parlak bir askeri operasyon tasarlayıp uyguladılar.
…H.M. İbragimbeyli’nin “Kafkasya Muharebesi: Edelweiss Harekâtı’nın Çöküşü» (9) adlı kitabı, Alman komutanlığının planını ayrıntılarıyla anlatıyor ve kusursuz görünen planlarının neden başarısız olduğunu açıklıyor. Yazar, Kafkasya’daki Alman ajanlarının faaliyetlerini ortaya koyuyor ve Üçüncü Reich’ın Kafkasya deneyinin başarısızlığını anlatıyor. Alman komutanlığı, bir dizi Kafkas halkının ve Kazakların kendilerini destekleyeceğini ve böylece yardımcı birlikler sorununu çözeceğini varsaymıştı. Bu umutlar kısmen gerçekleşti, ancak Nazi komutanlığının beklediği ölçekte değildi. Kafkasya Muharebesi, Kuzey Kafkasya ve Transkafkasya halklarının temsilcilerinden oluşan ulusal askeri birliklerin önemli katılımıyla dikkat çekiciydi. 4. Muhafız Kuban ve 5. Muhafız Don Kazak Süvari Kolordusu, 110. Kalmık ve 115. Kabardey-Balkar Süvari Tümenleri, 255. Çeçen-İnguş Süvari Alayı ve Dağıstan Süvari Bölüğü…
Düzenli orduya ek olarak, partizanlar Kafkasya’da faaliyet gösteriyordu. “Kafkasya’nın Eteklerinde” kitabının (10) yazarı, Büyük Vatanseverlik Savaşı sırasında Kuban bölgesinde faaliyet gösteren İgnatov Kardeşler, Partizan Müfrezesi’nin komutanı efsanevi Batya Pyotr Karpoviç İgnatov’dur… Yazar bu kitabı, gözlerinin önünde bir muharebe görevinde ve doğum gününde ölen, SB Kahramanı unvanına layık görülen oğulları Yevgeni ve Gennadi İgnatov’un anısına ithaf etmiştir…
1943 yılı Kafkasya’da bir dönüm noktasıydı. Düşman topraklarının geri alınmasını amaçlayan Kuzey Kafkasya Taarruz Harekâtı başladı… 3-4 Şubat 1943 gecesi, Tsezar Lvoviç Kunikov komutasındaki bir Sovyet donanması Novorossiysk’in güney eteklerine çıkarma yaptı. Böylece, 225 gün süren ve 16 Eylül’de Novorossiysk’in kurtarılmasıyla sona eren ünlü “Malaya Zemlya” savunması başladı.
Bu kahramanca çıkarmada yer alan G. Sokolov’un “Malaya Zemlya” (11) adlı kitabı, hayatta olan ve olmayan 200 paraşütçüye adanmıştır…
Şubat 1943’te bir grup askeri dağcı Elbruz’a tırmandı… 14 Şubat 1943’te, Elbruz’un batı zirvesindeki Nazi bayrağı indirildi ve yerine bir Sovyet bayrağı asıldı. Doğu zirvesine tırmanış bir kar fırtınası nedeniyle ertelendi, ancak 17 Şubat’ta, -50°C’ye rağmen, son Alman gamalı haç bayrağı Elbruz’dan indirildi…
…
Kafkas Savaşı, Büyük Vatanseverlik Savaşı tarihinde muazzam bir öneme sahiptir. İnanılmaz bir çaba ve fedakârlık pahasına Kafkasya kurtarıldı.
(vokrugknig.blogspot.com) (Kısaltılmıştır).
*İrkutsk Devlet Üniversitesi Filoloji, Yabancı Diller ve Medya İletişimi Enstitüsü’nde Filoloji Doktoru, Modern Rus Edebiyatı Bölüm Başkanı
-Wehrmacht: Nazi Almanya’sı kuvvetleri
Çeviri: Serap Canbek
Suçsuz yere zulme uğrayan insanlar: Thağapş köyü örneği
Politik baskı görenler konusunu ele alan bir toplantı bu yakınlarda Soçi kentinde yapıldı. Tarihin değirmen taşına düşüp öğütülen hemşerilerimize ait tek anıt, sayfiye (dinlence) kentimize bağlı Thağapş köyünde bulunuyor.
“O yıllar felaket yıllarıydı, toplumda onulmaz yaralar bıraktı,” dedi köyün saygın yaşlılarından Yusuf oğlu Çaçuh Medin. O, saygı duyulan emekli bir albay, otuz beş yıl orduda hizmet vermiş biri, Rusya Yazarlar Birliği üyesi ve 88 yaşında. Stalinist baskı döneminde Kazakistan’da doğdu, 1948’de sürgünden döndükleri günü yaşamının başlangıcı sayıyor. Dönüşünden iki yıl sonra annesi Bezerhavn ile oğlu Damir (Medin’in kardeşi) de Thağapş’a geri döndüler. Damir ünlü bir hukuk profesörü, sosyal hizmetler uzmanı, RF Devlet Başkalığı katındaki Akademi’ye bağlı Rostov Hukuk Enstitüsü dekanı yapıldı, ardından Hak Arama Merkezi yöneticisi oldu.
II. Dünya Savaşı öncesinin baskı (zulüm) politikası şimdiki Psışope rayonu (1945 yılı mayıs ayına değin Şapsığ rayonu diyorlardı) köylerinde de uygulanmıştı. O çalkantılı dönemde suçsuz yere bir ya da birkaç bireyi tutuklanıp hapse atılmamış ve sürgüne yollanmamış aile kalmamış gibiydi. Bugünlere değin akıbetleri öğrenilememiş onlarca hemşerimiz var. Milyonlarca kişi totaliter devletin acımasız değirmeninde öğütülüp gitmiş, izleri bile kalmamıştır.
Bu korkunç yıkım günlerinden kalan izler ulusun çok sayıda değerli insanının yok edilmiş olduğunu kanıtlıyor. Bir tek Thağapş köyünde yaşanan terör bile aklın alacağı boyutları aşmıştı, köyden 170 kişi baskı gördü, sürüldü ve hapse atıldı, oysa Thağapş, 20 hanelik minik bir köydür!
Bütün bir aile, bebek emziren anneler bile götürülüyor, kimseye acımıyorlardı. Açlık, soğuk ve hastalık nedeniyle ölen öleneydi. Bugünkü aklımızla düşündüğümüzde bu baskılar, aslında basit, sıradan nedenlerden kaynaklanıyordu. O dönemler, savaş komünizmi yıllarında, kolhozların kurulmaları aşamasında ve halk düşmanları ile mücadele günlerinde, kolluk görevlileri her şeyden kuşkulanıyor, tutuklama yapmak için kolhozda bir köşede unutulmuş ya da evde bulunmuş bir somak mısır, tutuklama için yeterli oluyor, o tek somakla bile ülkeye büyük bir zarar verildiği kabul ediliyordu.
Köyden götürülmek için bir muhbirin asılsız ihbarı yeterliydi. Kişinin suçlu olup olmadığına bakılmıyor, polis onu yakalayıp götürmekle işini yapmış oluyordu. Sonraları yanlış yapıldığı anlaşılsa bile, çoğunlukla durumu düzeltme yoluna gidilmiyordu: Ormanı kesiyor, artıkları oraya buraya atıyorlardı.
Bu zorlu dönemi aşmayı başaran kişilerle görüşürken aile albümlerinde sürgün günlerine ait fotoğrafların bulunmadığını ya da çok az olduğunu fark ettim. Kazakistan’da on beş yıldan çok kalmış yaşlı birinin anlattığına göre, “On kişinin yer aldığı bir fotoğrafta, içlerinden biri ‘halk düşmanı’ sayıldığında, hepsi şüpheli konumuna düşüyor, halk düşmanı olmakla yaftalanıyor ve bu kişiler aileleriyle birlikte köyden götürülebiliyorlardı.
Öyle birinin gözyaşına bakılmazdı, ne denli çalışkan ve başarılı biri olursa olsun dikkate alınmaz ve hemen tutuklanırdı. Bu nedenle toplu fotoğrafları gizliyor ya da yok ediyorlardı”.
Şapsığ Ulusal Rayonu’ndan çok sayıda önde kişi tutuklanıp sürgüne yollanmıştı. Bu kişiler devlet, siyaset ve toplum elemanı, asker, öğretmen, gazeteci ve kültür insanları idiler. Örneğin, Şapsığ Meclisi (Şapsığe Zefes) Başkanı Pşımafe oğlu Alale Mose (Musa), Aguy-Şapsığ köyündendi, toplum işleri dışında Adige folkloru ile de ilgileniyordu. Beden ve ruh sağlığı sayesinde Mose baskıcı yıllara dayanmayı başardı, köyüne döndü ve 102 yıl yaşadı.
İftiracıların karalamaları sonucu Karadeniz kıyılarının tanınmış ilk öğretmenlerinden, Şapsığların ilk seçkin aydınlarından ve ilk ulusal okulun müdürü Koçubey oğlu Heşh Kırımçerıy (Kırımgiray) 1938 yılında tutuklandı. Daha 39 yaşında, Magadan’daki (Sibirya) çalışma kamplarından birinde vereme (jığevız) yakalanıp öldü. 1956 yılında Heşh’in suçsuz olduğu kanıtlandı ve aklandı.
Mazis oğlu Şıj Hacebiram (Hacıbayram) 1937-1938 yıllarında Şapsığ Rayonu parti sekreteri idi, değişik yıllarda değişik işlerde de çalışmıştı, “Bolşevik Şapsığ” gazetesinin baş redaktörü idi, Temmuz 1939’da tutuklandı, yargılandı ve 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 16 yıl cezaevinde yattı, beş yılını hücrede geçirdi. Sürgün dönüşü anılarını şöyle anlatıyordu: “Aklımı ve Adigeceyi yitirmemek için kendi kendime anadilimde konuşuyordum, o sayede sağ kaldım”. Yıllar geçti, öldükten sonra Hacebiram’ın suçsuz olduğu anlaşıldı ve aklandı.
Cezalandırılanlardan biri de 1936–1938 yıllarında Şapsığ Rayonu yürütme komitesi Başkanı (Kaymakam) Haho oğlu Neğuç Mahmud’dur. İftira sonucu Mahmud, haziran 1938’de tutuklandı ve 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Neğuç Mahmud henüz 31 yaşında iken Arhangelsk (Kuzey Buz Denizi) yakınındaki bir çalışma kampında ciğerlerinden rahatsızlandı ve öldü. Neğuç’un durumu 1955 yılında Sovyet Yüksek Mahkemesi tarafından yeniden incelendi ve aklandı. Ölümünden sonra ailesi mezar yerini öğrenmek istedi, ancak “Üzerinden uzun bir zaman geçtiği için mezar yerinin belirlenmesi olanaksızdır” yanıtını aldılar.
Kıyıboyu Şapsığlardan biri de ilginç bir yaşam yolu izledi. Sözünü ettiğim kişi Salih oğlu Çunt’ıj Ayub’dur (Eyüp), Eyüb’ün ailesi 1933 yılında tutuklanıp Kazakistan’a götürülmüştü.
O sıralar Ayub 13 yaşındaydı, ana-baba çocuklarının iyi bir eğitim almasını istiyorlardı, çocuk da çalışkandı, Karaganda Dağ-Endüstri Okulunu, ardından Donetsk Endüstri Enstitüsü ile Marksizm-Leninizm Üniversitesi’ni bitirdi. Ardından Kazakistan Sovyet Cumhuriyeti enerji işlerinde ve Kazakistan Kömür İşletmeleri Bakanlığı’nda çalıştı. “Karaganda enerji” adlı büyük bir işletmenin müdürlüğünü yaptı. Kendisine 28 nişan ve madalya verildi. Ayub emekli olunca küçük ülkesine, ilçe merkezi Psışuape beldesine döndü ve birkaç yıl önce yaşama veda etti.
Savaş sonrası baskılar, şansımız varmış diyelim, Thağapş köyüne ve Soçi’nin diğer köylerine uzanmadı. Şapsığların peşinin bırakılmış olmasının politik nedeni ise tarihçilerin belirlemelerine göre, önemli bir durumdan kaynaklanıyor: Şapsığ Rayonu’ndaki 4 bin Şapsığ’ın içinden iki Sovyetler Birliği Kahramanı çıkmıştı: Açumıj Aydemir ve Thağuş’e İsmahil. Ayrıca yüzlerce Şapsığ madalya ve nişanlarla cepheden köye dönmüştü. Cephe gerisindekiler de zafere önemli katkılarda bulunmuşlardı.
Savaş sonu yıllarında küçücük Thağapş, yörenin adeta kültür ve bilim merkezi oldu. Köyden çok sayıda tanınmış kişi yetişti: Yusuf oğlu Şapsığe (Çaçuh) Damir, tarih profesörü, Rostov Hukuk Akademisi Rektörü; Tahir oğlu Tıv Mecid, subtropikal bitki ve çiçekleri yetiştiren Soçi Bilimsel Araştırma Enstitüsü çalışanı, tarım bilimleri doktoru, RF Devlet ödülü sahibi; Hamid oğlu Hapiy Bavlet, hekim, tıp bilimleri uzmanı; Hamid oğlu Hapiy Halid, tıp profesörü; Kaleç oğlu Lıf Halid, toplum aktivisti, yazar, besteci ve şarkıcı, Adige Cumhuriyeti değerli sanatçısı; Şuhayıbe (Şuayıp) oğlu Heşh Aslan, Psışuape’deki Ulusal Kültür Merkezi’nin kurucusu ve yöneticisi, “Şapsığe” adlı Adige Ulusal Dans topluluğu başkanı, Kuban ve Adige Cumhuriyeti değerli emekçisi, vb.
Thağapş’ta dikilen anıt sade, sıradan bir anıt, ama herkesin ne olduğunu anlayacağı bir anıt: Kazığa bağlı kişi zincirlerinden kurtulmak istiyor. Yıllar içinde anıt daha anlamlı bir hale getirildi, önündeki alan da genişletildi ve yeniden düzenlendi. Anıtta adı ve soyadı yazılı her bir kişi ve aile zulme uğramış ve parçalanmış. Her biri dökülen gözyaşlarını, on yıllar boyu yaşanan korkuyu ve totaliter rejim karşısındaki çaresizliği yansıtıyor. (https://adygvoice.ru/single.php?post_id=178517…)
Nıbe Anzor, Adige Mak (Adige Sesi), 24 Aralık 2025.
Çeviri: Hapi Cevdet Yıldız
Maykop, 1943
Adige görgü tanıklarının gözünden savaş
Bu makalenin konusu, Krasnodar Bölgesi’ndeki Adige köylerinin sakinlerinin Büyük Vatanseverlik Savaşı hakkındaki sözlü anıları ve arşiv belgeleridir. 1941’den 1945’e kadar Adigey’in özerk bir bölge olarak Krasnodar Bölgesi’nin bir parçası olduğu göz önüne alındığında, Adigey’de işlenen Nazi vahşetlerine ilişkin materyalleri de inceleyeceğiz.
Nazi Almanya’sı liderliği, SSCB’nin fethini planlarken, çokuluslu Sovyet devletinin bu sınava dayanamayacağını ve birbiriyle savaşan ulusal gruplara bölüneceğini varsaymıştı. Ancak bu öngörü asılsız çıktı. 31 Temmuz 1940’ta Hitler, SSCB’yi yok etme planının programlanmasını emretti…
Alman askeri liderliği, Wehrmacht ve müttefiklerinin aylık yakıt ihtiyacının 1,15 milyon ton olduğunu ve bu ihtiyacı karşılamak için yeni petrol kaynaklarına ihtiyaç duyulduğunu tespit etmişti… Barbarossa Harekâtı kapsamında 4 Mayıs 1941’de, Bakü’nün ve en azından Maykop ve Grozni bölgelerinin (sırasıyla SSCB’nin toplam petrol üretiminin %7 ve %9’u) ele geçirilmesini öngören bir ele geçirme planı geliştirildi…
II. Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın Kafkasya’daki politikası, SSCB’yi fethetme ve ekonomik potansiyelini sömürme planının ayrılmaz bir parçasıydı. Bölgenin, Küçük Asya’ya ilerlemek, Basra Körfezi’ne erişmek ve Hindistan’a giden yollarda güçlü mevziler kurmak için bir koridor görevi yapması amaçlanmıştı…
Günümüzde sözlü tarih, Rusyalı ve uluslararası araştırmacılar tarafından aranan bir araçtır… Sözlü tarih, tarihi geçmişi daha geniş bir perspektiften yeniden yapılandırmayı ve önceki olayları sonraki gelişmeler bağlamında anlamayı mümkün kılar…
Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın kapsamlı bir şekilde incelenmesi, araştırmacıların halk anlatılarında yansıyan görgü tanıklarının anılarına başvurmadan mümkün değildir.
Maykop 1942
…
Ağustos 1942 ile Ekim 1943 arasındaki işgal döneminde, Krasnodar Bölgesi’nde 61.540 sivil, Nazilerin elinde hayatını kaybetti…
…Çerkes köyü Lakşukay yakınlarında Naziler, Sovyet askerlerini tuttukları bir toplama kampı kurmuşlardı. Sovyet esirlerinin yiyecek hiçbir şeyleri olmadığını gören Lakşukay sakinleri, Almanları onlara yiyecek vermeye ikna etmeye çalıştı. Köyün kadınları pide, sebze ve Adige peyniri vermek istiyordu. Ancak Naziler, yiyeceklerin çitin üzerinden atılmasını istedi, zemin nemli ve çamurluydu. Esirlerin anılarına göre, Lakşukay sakinleri pidelerin ve diğer yiyeceklerin yere değil, askerlerin ellerine düşmesi için ellerinden gelen her şeyi yaptılar.
…
Krasnodar Krayı’nın Uspenski Bölgesi sakinleri de özverili çalışmalarıyla cepheye katkıda bulundular… Ağustos 1942’nin başlarında, Kızıl Ordu birlikleri köylerden ve yakınlardaki çiftliklerden geri çekildi ve 4 Ağustos’ta Alman birlikleri Urupski Köyü’nü işgal etti.
Bölge komutanı Karl Wehl’in verdiği ilk emirlerden biri Yahudi nüfusunu tutuklamaktı. 29 Ağustos 1942 sabahı, 46 kişi askeri kamyonlarla Uspenskoye Tuğla Fabrikası’na götürüldü ve önceden hazırlanmış mezarlarda kurşuna dizildi. 6-10 yaş arası çocuklar zehirli bir maddeyle öldürüldü, 6 yaşın altındakiler ise bir çukura atıldı. Tüm bu dehşetler, “Krasnodar Bölgesinde Nazi İşgalcileri Tarafından İşlenen Vahşet Kayıtları”nda belgelenmiştir.
…
Urupski sakinleri, savaşı hatırlarken, Almanların geri çekilirken havaya uçurduğu değirmenden hep bahsederler. Yerel tarihçi A.G. Ogurlov, Şovgenov kardeşlerin 1917 devriminden önce Urup Nehri kıyısında bu değirmeni inşa ettiklerini anlatmıştır. Almanlar işgal sırasında bu değirmeni kullanmışlardır. M.N. Meşbeş şöyle hatırlıyor: “Almanlar burada çavdar unu öğüttüler, bizim almaya hakkımız yoktu.” …M.M. Delova şöyle hatırlıyor: “Değirmeni havaya uçuracaklarını duyduğumda eve koştum. Değirmen patlamadan önce uyarıldık, ama daha kapıya varmadan değirmen çoktan patlatılmıştı.”…
A.G. Ogurlov ayrıca, Almanların geri çekilmelerinin ardından çevredeki ormanlara patlayıcı düzenekler bıraktığını da belirtiyor. Anlatılanlara göre, bu düzenekler oyuncaklara benziyordu, bu yüzden kadınlar onları alıp çocuklara oynamaları için verdi. Ancak ne yazık ki bu bir trajediye yol açtı. Çocuklar öldü…
…Büyük Vatanseverlik Savaşı sırasında ve sonrasında, Sovyet hükümeti, Naziler ve işbirlikçileri tarafından geçici olarak işgal edilen topraklarda işlenen korkunç vahşetlere dair reddedilemez kanıtlar sundu. Sovyet mahkemesi ve uluslararası Nürnberg Mahkemeleri bunları insanlığa karşı suçlar olarak kabul etti…
Nazi rejimi, Kafkasya’nın işgal altındaki bölgelerindeki halkın direnişiyle karşılaşınca, en acımasız yöntemleri kullanarak Sovyet vatandaşlarının kitlesel imhasına yönelik açık bir politika izlemeye başladı. İşgalciler, yalnızca Krasnodar bölgesindeki Gestapo zindanlarında 61.000’den fazla Sovyet vatandaşını kurşuna dizdi, astı, boğdu ve işkence etti. 122.000 kişiyi ise Almanya’da köle işçiliğine gönderdi. Adigey’in sivil halkı Romanya, Macaristan ve Alman birliklerinin elinde eşi benzeri görülmemiş bir zulüm gördü. İşgal sırasında Adigey’de 5.000’den fazla sivil hayatını kaybetti.
Koşekhablski bölgesindeki yerleşim yerlerinde 400’den fazla, Giaginsky bölgesinde 300’den fazla ve Maykop bölgesinde yaklaşık 200 kişi işkenceye maruz kaldı ve kurşuna dizildi. Bunların neredeyse üçte birinin çocuk olduğu bilinmektedir.
1 Ocak 1943 itibariyle Adigey’in nüfusu, 1939 yılına kıyasla 36.536 kişi azalmıştı. M. Biştov başkanlığında, ekonomik zararın miktarını belirlemek üzere bölgesel bir komisyon kuruldu. Adigey’in toplam maddi zararı 1 milyar rubleyi aşmıştı.
Adigey Özerk Bölgesi Şovgenovski Bölge Komisyonu, 9 Ağustos 1942’den 31 Ocak 1943’e kadar süren işgal döneminde Nazi canileri ve suç ortakları tarafından Şovgenovski Bölgesi’nde işlenen vahşetleri soruşturmakla görevlendirilmişti. …Şu gerçekler tespit edildi: 9 Ağustos 1942’de, Ulyap Köyü’nün 50 sakini, Alman askeri birliğine giderek, köy sakinlerine bomba atılmamasını rica etti. Ancak Alman askeri birliğinin komutanları bu sakinlere acımasızca davrandı; onları dörder beşer kişilik gruplara ayırarak makineli tüfeklerle sistematik bir şekilde ateş etmeye başladılar. Çoğunluğu yaşlı ve ergen olan 24 kişi bu şekilde vahşice öldürüldü. Cesetleri, Alman birlikleri geri çekilene kadar gömülmemeleri emriyle infaz yerinde bırakıldı.
Ponejukay Köyü yakınlarında üç ceset bulundu: Biri yaklaşık 49 yaşında, diğeri yaklaşık 25 yaşında ve üçüncüsü yaklaşık 23 yaşında bir kadındı. Hepsinin başlarına çuval geçirilmiş, elleri arkadan demir tellerle bağlanmış ve boyunlarına ilmekler geçirilmişti.
Aynı gün, Ponejukay’dan iki kilometre uzaklıkta bir çukur açıldı ve 4 kadın ve 10 erkeğin cesetleri ortaya çıkarıldı.
…
İbrahim Gityakulov, yerel gençlerin kahramanca eylemini anlattı. Almanlar Kuban Nehri’ni geçmek için bir sal hazırlamışlardı, ancak geceleyin gençler asker ve silah taşıyan salı batırmayı başarmışlardı…
İ. Meşbaşe, küçük bir çocukken çığlıklar duyduğunu ve bisikletiyle Urupski Köyü’nün merkezindeki iki katlı bir binaya gittiğini hatırlıyor. İkinci kata tırmanarak Nazilerin bir Sovyet esirine işkence ettiğini gizlice izlemişti. Bu iğrenç görüntü hafızasına kazındı ve gelecekte Adige edebiyatının klasiği ve Rusya Federasyonu Emek Kahramanı olacak İshak Meşbaşe üzerinde derin bir etki bıraktı. Büyük Vatanseverlik Savaşı teması, yazarın birçok eserinde yer buldu.
…
M. Kuruzov, cephede savaşmış bir asker olan babası Şaban Kuruzov’un hikâyesini anlattı. Savaşın ilk günlerinde kuşatılan Şaban ve iki Rus arkadaşı esaretten kaçarak kendi ülkelerine ulaşmayı başardılar. Ancak 1942’de memleketleri Urupski’ye vardıklarında, köyleri işgal edilmişti. Bir gün, bir Rumen subayı evlerine gelerek kendisini Kuruzov ailesinin yanında bir yerde saklamasını istedi. Naziler geri çekildikten sonra, Rumen subay Şaban’dan kendisini Sovyet askerlerine götürmesini istedi. Komuta merkezine vardıklarında, Rumen subay ayağındaki botun içinden bir parti kartı çıkardı; komünist olduğu ortaya çıktı. Ne yazık ki, Kuruzov ailesinden hiç kimse subayın soyadını bilmiyor, ancak ailenin büyükleri dedelerinin ve Rumen komünistin savaş boyunca Kızıl Ordu’da görev yaptığını ve savaştan sonra uzun süre mektuplaşarak iletişimlerini sürdürdüklerini hatırlıyorlar.
Günümüzde köylülerin halk hafızası iki biçimde korunmaktadır: Savaş sırasında çocuk olanların anılarında ve daha yaşlı nesillerin anlattığı hikâyelerde. Bunların değeri, her zaman tam olarak anlayamayabilecekleri olayların gerçekliğinde değil, kendi başlarına tarihsel gerçekliği oluşturan duygusal arka planda, izlenimlerde ve halkın savaşa yönelik tutumlarında yatmaktadır. Sözlü kaynaklar, esas olarak devlet kurumları tarafından yazılan ve kaleme alınan resmi kaynaklardan elde edilmesi neredeyse imkânsız olan bilgileri yakalamaktadır. (history.ru) (Kısaltılmıştır)
Kaynak: Chopova Victoria Evgenievna’nın “Görgü Tanıklarının Gözünden Alman Faşist İşgalcilerinin Suçları: Krasnodar Bölgesindeki Adige Köylerinin Tanıklığı” başlıklı çalışmasından…
Çeviri: Serap Canbek
Büyük Vatanseverlik Savaşı sırasında Adigey
Adigey Cumhuriyeti Ulusal Müze’deki sergi, ünlü vatandaşları, Büyük Vatanseverlik Savaşı’na katılanları, Adigey topraklarındaki askeri operasyonların seyrini, işgal sırasındaki partizan hareketini, Adige Süvari Alayı’nın savaş yolunu anlatacak. Sergi, bölge sakinleri olan Sovyetler Birliği Kahramanları hakkında zengin fotoğraf ve belgesel materyalleri içeriyor.
28 Sovyetler Birliği Kahramanı Adigey’de doğdu (Kh.B. Andrukhaev, A.A. Achmiz, D.E. Nekhai, N.A. Silantyev, F.I. Shikunov ve diğerleri). Savaş sonrası yıllarda hayatlarını Adigey’e bağlayanlar var (Stepanenko P.I., Gizatullin Kh.G., Donskikh I.G.). Sovyetler Birliği’nin ilk kahramanlarından biri Adigey’in yerlisi Andrukhaev Kh.B. Bu unvanı alan ilk yazardı. Andrukhaev başarısını 1941 sonbaharında gerçekleştirdi ve kahraman unvanı ölümünden sonra 1942 baharında genç siyasi eğitmen Andrukhaev’e verildi. Bunlardan: Sivikyan S.A. 1943’te 17 yaşında gönüllü olarak cepheye gitti, 1945 Zafer Geçit Töreni’ne katıldı; Titov I.S. Maykop yetimhanesinin öğrencisidir. Kahramanların akıbetiyle ilgili fotoğrafları, eşyaları, hikâyeleri ziyaretçilere sunuluyor.
Sergi, II. Dünya Savaşı’nın tüm önemli aşamalarına ve Adigey sakinlerinin bunlara katılımına dikkat çekiyor. Rehber ayrıca işgal döneminin zorlu değişimlerine odaklanıyor, toplama kamplarından ve Nazizm ideolojisinin faaliyet pratiğinin özelliklerinden bahsediyor.
Hamburg yakınlarında bulunan Neuengamme Toplama Kampı’nın arşiv belgelerinin incelenmesi, esir listesinde Çeçenlerin de bulunduğunu ortaya çıkardı. Bu, Çeçenya vatandaşlarının, diğer birçok halk gibi II. Dünya Savaşı sırasında Nazi soykırımının kurbanı olduğunu gösteriyor.
Neuengamme Toplama Kampı, 1938’den 1945’e kadar faaliyet gösterdi. Kampın 1942’den 1945’e kadar komutanı, daha önce Stutthof Toplama Kampı’nı yönetmiş bir SS subayı olan Max Pauly’di. Onun liderliğinde Neuengamme’den 100.000’den fazla kişi geçti ve çeşitli tahminlere göre bunlardan 40.000-55.000’i öldü. Ölüm nedenleri ise sistematik açlık, salgın hastalıklar, işkence ve toplu infazlardı.
Pauly sadece emirleri yerine getirmekle kalmadı; bizzat misillemeler düzenledi, acımasız cezaların uygulanmasını emretti. Savaştan sonra İngiliz yetkililer tarafından tutuklandı, Neuengamme Davaları (1946) kapsamında askeri mahkemede yargılandı, savaş suçlarından hüküm giydi ve 8 Ekim 1946’da Hamburg’da asıldı.
Kamp listelerinde Çeçen isimlerinin bulunması, Nazi baskısının Kuzey Kafkasya halklarını da etkilediğinin önemli bir göstergesidir.
Neuengamme Toplama Kampı’ndaki Çeçen kökenli tutukluların listesi:
Yazar, Büyük Vatanseverlik Savaşı tarihinin az bilinen bir bölümünü anlatıyor. 1942-43, Kuzey Kafkasya’nın Elbruz bölgesi. Savaşın en yüksek dağ cephesi. Sovyet askerlerinin Nazileri Kuzey Kafkasya’dan kovmak için gösterdiği kahramanca eylemler. Kapsamlı ve gerçekçi materyaller kullanılıyor.
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı.
Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.
ABD, kendi yarattığı IŞİD'e karşı mücadele etmek temel gerekçesiyle desteklediği, donattığı SDG’yle, SDG’nin omurgası Kürtlerle “işinin bittiğini” -en azından şimdilik- net olarak açıkladı.
HTŞ’nin cihatçı...
Yaşar Güven
Raşid Merkitsky, Almanca biliyordu, Naziler tercümanlık yapmasını istedi, reddetti, öldürüldü. Hikâyesini Emel Bezek ve Serap Canbek ayrı ayrı çevirip ilettiler.
“Drau’ya giden yol; Kafkasya’dan...
Abhaz Dernekleri Federasyonu (ABHAZFED) 9. Olağan Genel Kurulu 23 Kasım 2025 günü Düzce’de yapıldı. Akapba Vahdet Kap konuya ilişkin sorularımızı yanıtladı.
Yaşar Güven
-Okuyucularımıza sizi tanıtalım.
-1976,...