Yıllar önce “Farklı Bedenlerde Dans” projesi için aynı sahneyi paylaştığım, günümüzde sahnede izlemekten büyük keyif aldığım Sezer Arıçay ile sohbet ettik.
-Tiyatronun/oyunculuğun mesleğin olmasına ne zaman karar verdin?
-Aslında tek bir an yok. Geriye dönüp baktığımda, karar verdiğim bir eşik değil de, yavaş yavaş içine çekildiğim bir alan gibi geliyor. Önce merak, sonra ihtiyaç, sonra da vazgeçememe hali… Bir noktada şunu fark ettim: Hayatla kurduğum ilişkiyi en doğru, en dürüst şekilde sahnede kurabiliyorum. O andan sonra “başka bir şey de yapabilirim” fikri kendiliğinden silindi.
-Liseden mezun olmuş, tiyatro oyuncusu olmak isteyen birinin izlemesi gereken yol nedir?
-Önce gerçekten bunu isteyip istemediğini anlaması gerekiyor. Çünkü oyunculuk romantik bir hayalden çok, uzun soluklu bir emek işi. Eğitim şart ama tek başına yeterli değil. Okumak, izlemek, sahnede ve hayatta gözlem yapmak, mümkün olan her yerde oynamak… Yol tek değil ama ortak bir şey var: Sabır ve süreklilik.
-Diplomayı alması tabii ki sadece bir başlangıç. Başka olmazsa olmaz, yapması gerekenler neler?
-Merakını canlı tutmak. Kendi konfor alanını sürekli bozmak. İçinde olmaktan gurur duymadığın işlerin içinde bile öğrenilecek bir şey aramak. Ve belki en önemlisi: Kendinle çalışmayı öğrenmek. Oyunculuk biraz da kendi yolunu oluşturarak sürdürülen bir disiplin.
-Bazen anne-babalar meslekler için “Çocuğum asla bu mesleği seçsin istemem” der. Sence oyunculuk onlardan biri mi?
-Ailelerin çocukları için duydukları bu endişeyi haklı buluyorum. Oyunculuk kariyeri çokça belirsizlik barındırıyor, ekonomik ve duygusal olarak inişli çıkışlı. Ama “asla” denilecek bir meslek değil. Aksine, gerçekten isteyen biri için başka bir meslek düşünmek daha zor oluyor. Burada mesele güvence değil, dayanıklılık. Çocuklarında bu istek ve dayanıklılığı gören ailelere tavsiyem, içleri rahat bir şekilde çocuklarını desteklemeleri. Ekonomik ve duygusal istikrar vaat eden bir meslek olmasa da oyunculuğa gönül veren bir evlat, vicdanlı bir evlat olur kanaatindeyim.
-Bir projede (film, dizi, tiyatro hatta seslendirme) “Bunda Sezer olacak” kararını kim verir? Sen bir projeyi seçerken, içinde olup olmamaya neye göre karar verirsin?
-Kararı çoğu zaman kolektif bir akıl verir (yapımcı, yönetmen, kast direktörü … gibi) ama oyuncu olarak benim için metin çok belirleyici. Hikâyenin ne söylediği, karakterin bana ne açacağı, ekibin niyeti… Bazen de sadece “Bu beni korkutuyor ama iyi bir korku” dediğim işler oluyor.
-Sence oyuncunun, hepimizin bildiği Türkan Şoray Kanunları gibi, kanunları olmalı mı?
-Kesin yazılı kanunlardan çok, kişisel etik pusulalar olmalı. Her oyuncunun kendi sınırlarını, kırmızı çizgilerini bilmesi önemli. Bu sınırlar zamana ve koşula göre esneyebilir de değişebilir de ama farkında olmak şart.
”Palamut Zamanı”nı izlemek için sabırsızlanıyorum. İlk fırsatta gideceğim. Eminim, çok başarılı bir performans beni bekliyor
-Sence bir tiyatro eserinin çok ödüllü olması gerçekten başarılı olduğu anlamına gelir mi? Başarının ödül dışı kriterleri neler?
-Ödül bir gösterge olabilir ama ölçüt değildir. Gerçek başarı, seyircinin oyundan çıktıktan sonra içinde bir şeylerin yer değiştirmesi. Bazen ödülsüz bir oyun bunu yapar, bazen çok ödüllü bir oyun yapamaz.
-Tiyatro seyircisi, seyrettiği oyunu hangi kriterlere göre seçmeli desem? (Sevdiği oyuncuyu görmek, fotoğraf çektirmek gibi amaçların dışını kastediyorum tabii ki. 🙂
-”Bu bana nasıl bir karşılaşma vaat ediyor?” sorusunu sorarak… Tür, oyuncu, popülerlik elbette etkiler ama asıl mesele karşılaşma. Tiyatro biraz da bilinmeyenle tanışma cesareti.
-Bir çocuk düşünelim. Kaç yaşında ve nasıl bir oyun izlerse tiyatro izleyicisi olma ihtimali artar?
-Erken yaşta tanışmak önemli ama daha önemlisi nitelikli olanla tanışmak. Çocuğu ciddiye alan, onu küçümsemeyen, hayal gücünü besleyen bir oyun… Bir kere o büyüyü yaşarsa, tiyatro onun hayatında bir yer açar.
-Şimdi de bir yetişkin hayal edelim; hayatı boyunca hiç tiyatro izlememiş. Bir bilene sorsa (burada bilenimiz sensin :-), ona “mutlaka izle” diye hangi listeyi verirdin?
-Bunun bir formülü, bir reçetesi yok bana kalırsa. Bugüne kadar hiç oyun izlememiş olmasına rağmen bugün bu listeyi merak ediyorsa, kendini bilmediği bir yeniliğe atma yoluna girmiş demektir. Tek tavsiyem bu merakı takip edip birbirinden farklı türlerde, konularda oyunlara şans tanıması. Tiyatroda o mekânda o anda olan şey bence sahnede olanla seyirci arasında, hayal dünyalarının, kişisel ve toplumsal belleklerin karşılaşıp, karışıp yepyeni, taptaze fikirler, hayaller ortaya koyması. Kimin hangi oyunda nasıl bir deneyim yaşayacağını kestirmeye çalışmak bana kibirli bir tavır gibi geliyor. Yine de merakınızı cezbeder, gelip görmek isterseniz “Palamut Zamanı” çok güzel bir oyun. 🙂
Sevgili Sezer’i anlatırken bunu söylemeden geçemem: Kendi deneyimlerimden süzülerek iç rahatlığıyla söyleyebilirim ki, onu ister tiyatro sahnesinde ister başka mecralarda izleyin, her seferinde “iyi ki” dedirten bir sanatçıyla yaptığımız sohbeti okuyorsunuz
-Bazı oyuncular 7/24 sosyal medyada ve magazinde, bazıları ise hiç buralarda olmadan sadece sahnede ya da TV’de yer alıyor. Magazin ve sosyal medyada olmanın ya da olmamanın, oyunların tanınırlığı ve izlenirliği açısından (+ /-) neler söyleyebiliriz?
-Bu konuda pek bir bilgim olmadığı için yanıtlamamayı tercih ederim. 🙂
-Seyirci en çok ne yaptığında “Keşke şu anda burada olmasaydım” diyorsun?
-”Şu an burada olmasaydım” demiyorum sanırım ama biri bir oyun sırasında mesajlaşıyorsa, telefonla kısık olduğunu düşündüğü bir sesle de olsa konuşuyorsa, özetle ilgisini kaybetmiş olmasına rağmen orada başkalarının da ilgisini dağıtıyorsa biraz kızıyor, biraz da üzülüyorum. Çünkü tiyatro hem bireysel bir deneyim hem de topluca yaşadığımız bir deneyim. Kendi deneyimi kötü gittiğinde orayı terk etme cesareti yerine (ki bu çok haklı bir gerekçedir bana kalırsa) başkalarının deneyimini de kötüleştirmek pahasına orada başka şeylerle ilgilenme cüretini göstermesi; ilkini yapacak cesareti olmadığından üzüyor, ikinciyi yapacak cüreti bulduğundan kızdırıyor diyebilirim.
-Bu sohbeti sen kendinle yapsan, ne sorulsun isterdin?
-Senin soruların beni yeterince düşündürüyor Gundacığım. 🙂
-“Şu rolü oynamadan ölürsem gözüm açık gider” dediğin bir rol var mı?
-Aklımda net bir rol ismi yok. Henüz ölmeye de pek niyetim yok açıkçası; oyunculukla yaşayacağım uzun bir yol olduğuna inanıyorum. Dileğim, her seferinde bana yeni ufuklar açan, sınırlarımı zorlayan karakterlerle karşılaşmak. Günün birinde geriye dönüp baktığımda ‘Ne çok farklı bakış açısı geçmiş bu bedenden’ diyebilirsem, gözüm açık gitmez.

-Engelli bir tiyatro âşığı olarak soruyorum: Pandemi döneminde oyunlar online izlendi, biliyorsun. Bunun sürekli hale gelebilmesi için neler yapılabilir? Yanlış anlaşılmasın; kastettiğim ücretsiz gösterim değil (koşullar uygunsa o da olur). Demeye çalıştığım, özellikle engelli seyircinin mimari engeller, ulaşım sorunları ve bilet bulma gibi konular olmadan tiyatro izleyebilmesi… Satın alma yoluyla oyunu evinin konforunda izlemek harika olmaz mı?
-Ne güzel olurdu göz ardı edilen, engellenenlere özel engelsiz tiyatro. Ama şu ihtimali de düşünmeden edemiyorum; ya suiistimal edilirse, ya tiyatro oyunlarının kayıtları korsan sitelerde kol gezerse, bunun sonucu olarak da sahnelerin seyirci koltukları daha da boşalırsa, özellikle özel tiyatrolar bunu kaldıramayabilir. Bu ikinci ihtimali yok edemeyeceğimiz sürece biz yine tiyatro sahnelerinin daha ulaşılabilir olduğu bir düzen hayal edelim de oyunlarda karşılaşıp sarılabilelim.
-Arama motorlarına adını girdiğimizde birçok proje ve etkinlik karşımıza çıkıyor. Kendi cümlelerinle anlatsan, nasıl bir CV/liste olurdu elimizde?
-Bu soruyu da cevaplamamayı tercih ederim. 🙂
-Sevgili Sezer, çok keyifli bir sohbet oldu. Çok teşekkürler. Unuttuğum, atladığım; son olarak söylemek istediğin bir şey var mı?
-Benim için de çok keyifli bir sohbet oldu sevgili Gunda. Ben de sana çok teşekkür ederim.







