Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

‘Herkesin kendini keşfedip gerçekleştirebildiği bir dünya…’

Öğretmenler her yaştaki insanlar için çok önemli ve kıymetli, özellikle köy okullarında hem çocukların hem yetişkinlerin tek şansı köy öğretmenleri çoğu zaman. Hepimizin bildiği bir söylem vardır… “Bir köy var uzakta, gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür” diye. Ancak ne yazık ki gerçek hayatta durum böyle değil, içinde olmadığımızda o koşullardaki adaletsizliğin çok farkında olamıyoruz, insan doğası buna çok daha yatkın olduğu için kendi koşullarımızı herkes için geçerli sayıyoruz. Ne yazık ki dünya o kadar adil bir yer değil, o yüzden tüm öğretmenlerin ama özellikle köy öğretmenlerinin yeri öncelikle köy çocukları için, sonrasında bölgedeki yetişkinler için çok önemli ve vazgeçilmez. Eğitim sistemimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız öğretmenlerimizi ne kadar beslerse onlar da bizi o kadar geliştirecekler, o yüzden Köy Okulları Değişim Ağı’nın (KODA) yaptıkları çok değerli.


Şamba Gunda Demiröz


-Kendinizi ve sivil toplum serüveninizi kısaca bize anlatır mısınız?

-Ben Menekşe Canatan. İnşaat mühendisliği lisans ve deprem mühendisliği yüksek lisans eğitimlerimin ardından yolum, 2016 yılında kurulan Köy Okulları Değişim Ağı (KODA) ile kesişti. Eğitim süreçlerimizin çoğunlukla akademik başarı odaklı olmasına, kendimizi, ilgilerimizi ve becerilerimizi keşfedemeden sadece tanımlı sınavlar üzerinden geleceğimizi belirliyor olmamıza kafa yormaya başladığım bir dönemdi. KODA’nın yola çıktığında kullandığı “herkesin kendini keşfedip gerçekleştirebildiği bir dünya” söylemi beni KODA’yı daha derinden anlamam için bir mıknatıs gibi çekti diyebilirim. KODA’nın eğitime bakış açısını, stratejik yaklaşımını kavradıkça aslında bugün acil dediğimiz ve hepimizin hayatını etkileyen neredeyse tüm toplumsal sorunların kökeninde eğitimde fırsat eşitsizliğinin ciddi bir payı olduğunu gördüm. Önce gönüllüsü olduğum KODA ile yolculuğum, iletişim koordinatörü rolüm ile devam ediyor. Bir yandan da İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde medya ve iletişim sistemleri üzerine ikinci yüksek lisansımı yapıyorum. Hem kişisel hem de profesyonel hayatımda, toplum için fayda üretmenin en güçlü yollarından birinin sivil toplum olduğuna inanıyorum.

-KODA’nın hikâyesini başlangıçtan bugüne anlatabilir misiniz?

-KODA’nın hikâyesi, kurucumuz ve genel koordinatörümüz Mine Ekinci’nin kişisel yolculuğuyla iç içe geçmiş durumda. Mine Ekinci, ilkokulu Yalova’da okuduktan sonra lise öğrenimi için Robert Kolej’e gidiyor. 1999 Marmara depremi sonrasında ailesiyle beraber Çerkezköy’e yerleşiyor. Hafta sonları ailesinin yanına giderek geçirdiği lise yıllarında eğitimde fırsat eşitsizliğini doğrudan gözlemleme fırsatı buluyor. Lisedeyken de pek çok sosyal sorumluluk projesinde görev alan Ekinci, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oluyor. Eğitime duyduğu derin ilginin peşinden gidiyor ve Harvard Üniversitesi’nde eğitim politikaları üzerine yüksek lisans yapıyor.

Yüksek lisans eğitimi sırasında Türkiye’deki köy öğretmenlerinin yaşadığı sorunları ve köy okullarının barındırdığı potansiyeli merkeze alan bir proje yazıyor. Bu proje aslında KODA’nın ilk tohumları diyebiliriz. Bu proje kapsamında o dönem Ekinci ve çevresindeki eğitim gönüllüsü arkadaşları köy köy gezerek saha araştırmaları, köy öğretmenleri ile görüşmeler yapıyor ve bugüne kadar çoğunlukla fiziksel yetersizlikleri ile anılan köy okullarının aslında ne kadar çok potansiyele sahip olduğunu ortaya koyuyor. Doğa ile iç içe, küçük sınıf mevcudu, okul-aile-köy arasındaki yakın ilişki; meseleyi doğru bir strateji ile ele alırsak aslında köy okullarında nitelikli eğitimin mümkün olduğunu gösteriyor. Aralık 2016’da da KODA tüzelkişiliği dernek olan bir yapıya dönüşüyor ve bugünkü yolculuğu başlıyor.

KODA’daki amacımız; köylerde yaşayan çocukların geleceğe hazır olabilecekleri nitelikli bir eğitim alabilmesi. Buradaki nitelikten kastımız da sadece akademik başarı ile sınırlı kalmayan; çocukların sosyal, duygusal, fiziksel, bilişsel yani bütünsel gelişimlerini destekleyen; doğayla, oyunla güçlendirilmiş bir eğitim modeli.

İlk saha faaliyetlerimize Şubat 2017’de başladık. 2018 yılında köy ve kırsal mahallelerde yaşayan öğretmenleri kişisel ve mesleki olarak güçlendirdiğimiz eğitim modelleri geliştirmeye başladık. Bugün hâlâ, Türkiye’nin farklı bölgelerinden, Mardin’den Şanlıurfa’ya, Bursa’dan Hatay’a uzanan 15 farklı Öğretmen Topluluğumuz bulunuyor. Bu topluluklarda öğretmenler hem birbirlerinden öğreniyor hem de uzman eğitmenlerimizden ihtiyaç duydukları konularda eğitimler alıyorlar.

2019 yılı bizim için önemli bir dönüm noktası oldu. Köy öğretmenlerinin yararlanabileceği ilk kaynak kitaplarımızı hazırladık ve Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğinde Türkiye’nin her yerinden köy öğretmenlerine kitaplarımızı ulaştırabildik. Yerel koşullara uygun, köye özgü eğitim içerikleri ve ders materyalleri üretmek, bunları tüm köy öğretmenlerine ulaştırabilmek en önemli çalışma alanlarımızdan biri. Geliştirdiğimiz tüm içeriklere internet sitemiz üzerinden herkesin kolaylıkla erişmesi mümkün.

Köy öğretmenleri ile çalışmalarımız devam ederken konuyu bir basamak daha derinleştirdik ve üniversitelerin eğitim fakülteleri ile işbirlikleri yaparak öğretmen adaylarını mezun olmadan önce köyde öğretmenliğe hazırlamaya başladık. Şimdiye kadar Türkiye’nin her yerinden 55 üniversite ile çalıştık, çalışmaya devam ediyoruz.

2019’daki pandemi döneminde kurumsal dayanıklılığımız büyük bir sınav verdi. Yola çıktığımız ilk günden bu yana çoğunlukla fon ve hibelerle yürüttüğümüz çalışmalarımızda devamlılık açısından bireysel bağışın önemini bir kez daha görmüş olduk. Pandemi döneminde köylerdeki çocukların eğitiminin sekteye uğramaması ve gelişimlerinin devamlılığı açısından çevrimiçi yollarla öğretmenler ve muhtarlar üzerinden iletebileceğimiz içerikler hazırladık. Faaliyetlerimizi o dönem değişen ihtiyaçlara göre sürdürmeye devam ettik.

6 Şubat 2023’te yaşanan Kahramanmaraş depremlerinden sonra o bölgedeki çalışmalarımızı mevcut ihtiyaçlara göre güncelledik. Afet bölgesi bizim halihazırda çalıştığımız bir bölgeydi. Burada afetin hemen sonrasında “Köyde Eğitimde Nerede Kalmıştık” projemizi uyguladık. Ardından “Afet Sonrası Kırsalda Eğitime Destek” isimli programımızı başlattık ve mesleğinin ilk üç yılındaki öğretmenleri daha deneyimli öğretmenlerle eşleştirdiğimiz bir mentorluk sistemi kurduk. Burada öğretmenlerin afet sonrası yüklerini azaltmak, yerel koşullara uygun çözümler bulmalarını sağlamak ve ailelerin eğitime olan katılımlarını daha etkin hale getirmek için tasarladığımız programımız hâlâ afet bölgesinden 12 ilde devam ediyor.

Şimdilerde, okulların açılmasıyla birlikte, 2025-2026 eğitim-öğretim yılı planlarımızı hazırladık. Yine köy öğretmenleriyle farklı kademelerden eğitim programlarımıza, üniversiteler ile işbirliklerimiz sayesinde öğretmen adaylarını köyde öğretmenliğe hazırlamaya ve yerel koşullara uygun eğitim içerikleri geliştirmeye devam ediyoruz. Ayrıca Bursa’nın Orhaneli ilçesinde bir uygulama merkezimiz bulunuyor. Burada Ar-Ge çalışmaları yürütüyor, faaliyetlerimizin pilot uygulamalarını gerçekleştirdikten sonra tüm Türkiye’ye yaygınlaştırıyoruz.

Stratejimiz, köylerde okuyan çocukları merkeze alıp onların eğitim ekosistemini (öğretmenler, aileler, eğitim içerikleri) güçlendirerek kalıcı bir dönüşüm oluşturmak. Tüm saha çalışmalarımızın etkin bir şekilde devam edebilmesi için finansal dayanıklılığımızı artırmak da en büyük önceliklerimizden biri. Bunun için hem bireysel bağışçı havuzumuzu genişletmeye hem de kurumsal işbirlikleri kurarak özel sektörün farklı desteklerini yanımıza almaya odaklandık. Tüm bunlar için de KODA’nın bilinirliğini sağlamak öncelikli hedeflerimiz arasında.

Bir grup eğitim gönüllüsü ve öğretmen olarak başladığımız bu yolculukta, bugün kocaman bir topluluk olduk. Şimdiye kadar; 9 bin öğretmen ve öğretmen adayı, 800 anne-baba ile çalışarak köylerde yaşayan 107 binden fazla çocuğun daha iyi bir eğitim almasını sağladık.

-Bilmeyenler için sivil toplum (STK) ne demektir? Açıklar mısınız?

-Sivil toplum kuruluşu (STK), en basit tanımıyla, kâr amacı gütmeyen ve toplumsal fayda için çalışan organizasyondur. STK’lar, belirli bir amaç etrafında gönüllülük esasına göre bir araya gelmiş bireylerin oluşturduğu yasal topluluklardır. Özünde, “Ben tek başıma değiştiremiyorum ama birlikte değiştirebiliriz” diyebilen insanların ortak emeğidir diyebiliriz.

-KODA’da çalışan olmak dışında nasıl yer alınabilir? Gönüllülük mümkün mü? Ne şekilde?

-Elbette, KODA’da katkı sunmanın tek yolu profesyonel çalışan olmak değil. KODA’nın kapıları, amaçlarımızı ve değerlerimizi paylaşan herkese açık. Özellikle gönüllülük, KODA’nın kuruluşundan bu yana kalbinde yer alan bir kavram. Zaten ismimizdeki “ağ” ifadesi de, köy okullarında daha iyi eğitim amacı etrafında birleşen öğretmenler ve gönüllüler topluluğunu anlatıyor. İnternet sitemiz üzerinden “KODA’ya Katıl” bölümüne girerek gönüllü başvuru formumuzu doldurabilirsiniz. Uzmanlığınız veya ilgi alanınız ne olursa olsun, KODA’da mutlaka katkı sunabileceğiniz bir alan vardır.

-Gönüllülük ne demek, anlatabilir misiniz? Gönüllüler KODA için neler yapabilir?

-Gönüllülük, en özet haliyle, herhangi bir maddi karşılık beklemeden zamanını, bilgisini ve emeğini toplum yararına sunmak demektir. Gönüllü, içindeki iyilik yapma isteğiyle harekete geçen ve “Ben de elimden geleni yapayım!” diyen kişidir. Bu bazen, meslek hayatı boyunca yüzlerce çocuğun hayatını değiştirebilecek bir öğretmenle uzmanlığını paylaşmak, bazen de bir kampanyanın duyurulması/görülmesi için çaba harcamak olabilir. Gönüllülük ruhunda dayanışma, paylaşma ve ait hissetme duyguları yatar.

KODA gönüllüleri bizim için vazgeçilmez bir güç kaynağı. KODA’da gönüllüler, köy okullarında eğitimin niteliğini artırma hedefimize yönelik pek çok faaliyette aktif rol alıyor. Gönüllüler KODA için; bağış kampanyalarımızın duyurulmasına destek verebilir, çeviri yapabilir, grafik tasarım katkısı sağlayabilir, öğretmenlere düzenlediğimiz eğitimlerin, kampların yapılacağı yerlerde mekân desteği sağlayabilir, destek alabileceğimiz kişi ve kurumlarla bizi buluşturarak network desteği sağlayabilir ya da eğitim içeriklerimizin hazırlanma sürecine katkı sunabilir.

-Bağışçı tanımlamasını yapar mısınız? Kime denir ve bağışçınız KODA için neler yapabilir? Yöntemleri nedir?

-Bağışçı; inandığı bir amaç, bir proje için maddi destekte bulunan kişiye denir. Bağışçılar sayesinde STK’lar çalışmalarını bağımsız bir şekilde sürdürebilirler. Bağışçıların desteği, STK’ların projelerini hayata geçirmesinde, süreklilik sağlamasında ve daha fazla insana ulaşmasında kritik bir rol oynar. Bağışçı olmak için büyük meblağlar olması da gerekmez; miktardan bağımsız düzenli bağışta bulunarak sahadaki etkinin önemli bir destekçisi olabilirsiniz. KODA’nın bağışçıları; köylerdeki çocukların daha iyi bir eğitim alabilmesi için yürüttüğümüz çalışmaların görünmez kahramanlarıdır diyebilirim. Bağışçılarımız sayesinde köy öğretmenlerini kişisel ve mesleki olarak güçlendirebilir, böylece o öğretmenlerin meslek hayatı boyunca karşılaşacakları tüm çocukların geleceğe hazır olmalarını sağlayabiliriz. Eğer KODA’nın bağışçısı olmak isterseniz bunun birkaç farklı yöntemi var:

Tek Seferlik Bağış: Kişiler diledikleri zaman KODA’nın resmi internet sitesi üzerindeki “Bağış Yap” bölümünden kredi kartı veya banka havalesi yoluyla bağış yapabilirler. İster küçük ister büyük olsun, yapılan her bağış bizim için çok değerli.

Düzenli (Aylık) Bağış: Yine KODA’nın internet sitesinden “Düzenli Bağışçı Ol” seçeneği ile otomatik ödeme talimatı oluşturarak her ay küçük de olsa sürekli bir destek vermeniz mümkün. Düzenli bağışlar, KODA’nın faaliyetlerini uzun vadeli planlamasına olanak tanıyor ve sürdürülebilirliğe büyük katkı sağlıyor.

Özel Gün Bağışları: Bağışçılarımız doğum günü, bayram, yeni yıl gibi özel günlerini KODA ile daha anlamlı hale getirebiliyor. Örneğin bir doğum gününde sevdikleriniz size hediye almak yerine KODA’ya bağış yapabilir; biz de teşekkür sertifikamızı size ve sevdiklerinize ileterek bu özel günü birlikte kutlayabiliriz. İnternet sitemizdeki “Özel Günleri KODA ile Kutla” sayfamızdan kapsamlı bilgi alabilirsiniz.

Kampanya ve Etkinliklerle Bağış: İstanbul Maratonu gibi yardımseverlik koşuları veya Help Steps gibi adım bağışı uygulamaları üzerinden de bağış topluyoruz. Örneğin, bir kişi maratonda KODA adına koşarak/yürüyerek etrafından bağış toplayabiliyor veya her gün attığı adımları bir mobil uygulama aracılığıyla KODA’ya aktarabiliyor. Bu tür yaratıcı bağış yöntemleri, bağışçıların hem kendi sağlığı için hedef koyup hem de sosyal fayda sağlamasına imkân veriyor.

Kurumsal Bağış ve Sponsorluk: Kurumsal işbirlikleri bizim için önemli bir destek alanı. Şirketler projelerimize sponsor olarak ya da çalışan gönüllülüğü gibi farklı modellerle stratejik iş ortağımız haline gelebiliyor. Kurumsal koşu takımlarıyla Adım Adım yardımseverlik koşularında yan yana koşarak bağış toplayabiliyoruz. Ayrıca kurumlar, çalışanlarının veya iş ortaklarının özel günlerini KODA’ya bağış yaparak kutluyor; böylece hem sosyal faydaya katkı sağlıyor hem de kurum kültürlerine anlam katıyorlar.

Tüm bu yöntemler sonucunda gelen bağışların şeffaf ve yerinde kullanımını sağlamak, bizim birincil sorumluluğumuz. Bu nedenle tüzelkişiliği dernek olan KODA’da, 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu kapsamında gerekli izinleri (valilik izni) alarak bağış kampanyalarımızı yürütüyoruz. Ayrıca yıl sonunda faaliyet raporlarımızı ve mali tablolarımızı yayımlayarak bağışların nerelere harcandığını paylaşıyoruz.

-Hangi koşullar sağlandığında bir sivil toplum kuruluşuna güvenilir ve şeffaf denebilir?

-Bir sivil toplum kuruluşunun güvenilirliği ve şeffaflığı, her şeyden önce hesap verebilirlik sistemine sahip olmasına bağlı. Somut olarak bakarsak; yasal mevzuata uygunluk açısından Türkiye’de bir dernek veya vakıf, bağış toplarken kanunen izin almak zorunda. Ayrıca yönetim kurulu, genel kurul toplantıları gibi yasal yükümlülüklerini de eksiksiz yerine getirmeli. Mali şeffaflık açısından bir STK, mali durumunu ve kaynak kullanımını açıkça paylaşır. Yıl sonunda gelir-gider tablolarını, bağışların hangi projelere harcandığını gösteren raporları kamuoyuna (genellikle internet sitesi üzerinden) sunar. KODA olarak biz de her yıl faaliyet raporumuzu ve mali tablolarımızı internet sitemizde yayımlıyoruz. Düzenli olarak bağımsız denetimden geçerek dış denetçiler tarafından mali şeffaflığımız onaylanmış oluyor. Ayrıca “Açık Açık” platformunun üyesiyiz. Bu tür bağımsız platformlarda yer almak da hesap verebilirliğimizi gösteren önemli bir adım. Mali şeffaflık, bağışçının verdiği desteğin nereye harcandığını bilmesidir ki bu güven duygusu için elzemdir.

Ek olarak internet sitemiz, sosyal medya hesaplarımız (Instagram, Facebook, Linkedin, X @kodegisim), internet sitemizden abone olabileceğiniz “Rüzgâr Gülü” aylık haber bültenimiz üzerinden tüm faaliyetlerimizi ve duyurularımızı paylaşıyoruz.

-Sivil toplum kuruluşları hangi konularda uzmanlaşmıştır? KODA’nın uzmanlığı nedir?

-Sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanları, toplumda ihtiyaç duyulan hemen her konuyu kapsayabilir. Kimi STK’lar eğitim alanında uzmanlaşırken kimileri sağlık, çevre, kadın ve çocuk hakları, hayvan hakları, kültürel miras, yoksullukla mücadele gibi konulara odaklanır. Örneğin, çevre alanında uzmanlaşan bir STK akarsu kirliliğini önlemeyi hedefleyebilir, sağlık alanında çalışan bir başkası lösemili çocuklara destek olabilir, insan hakları alanındaki bir STK düşünce özgürlüğü için savunu yapabilir. Her kuruluş, kaynaklarını ve birikimini en etkili olabileceğini düşündüğü alana yoğunlaştırır. Böylece o konuda derinleşerek topluma özgün katkılar sunar.

KODA’nın uzmanlık alanı ise çok net: Köyde eğitimin niteliğini artırmak. Biz tüm birikimimizi ve uzmanlığımızı, köy okullarındaki çocukların daha iyi bir eğitim alabilmesi için seferber ediyoruz. Türkiye’de eğitim alanında faaliyet gösteren birçok sivil toplum kuruluşu var; ancak KODA’yı diğerlerinden ayıran, odağımızı sadece kırsal alanlara, köy okullarına yöneltmiş olmamız. Yani biz bir eğitim STK’sıyız, ama şehir merkezlerindeki eğitim problemlerinden ziyade köylerde yaşanan özgün sorunlara çözüm arıyoruz.

KODA’nın uzmanlığını iki ana odakta özetleyebilirim: İlki, öğretmen eğitimi alanında uzmanız. Köy ve kırsal mahallelerde görev yapan öğretmenlerin mesleki gelişimini sağlamak için özgün programlar geliştirdik. İkinci olarak, yerel koşullara uygun eğitim içerikleri geliştirme konusunda uzmanız. Bu iki alanı bir araya getirdiğimizde, köylerdeki çocukların daha nitelikli ve bütünsel bir eğitime erişmesini mümkün kılacak kalıcı bir dönüşüm yaratıyoruz.

-Deneyimlerinizi ve gözlemlerinizi düşünürsek Türkiye’de ve dünyada sivil toplum ne aşamada? Bu konuda iyiyiz diyebilmek için neler yapmamız lazım? Eksiklerimizi ve artılarımızı düşündüğümüzde iyiyiz diyebiliyor muyuz?

-Dünya genelinde sivil toplum son yıllarda hem büyük fırsatlarla hem de ciddi zorluklarla karşı karşıya. Küresel ölçekte sivil toplum hareketleri hiç olmadığı kadar birbirine bağlı ve etkili hale geldi. İklim değişikliğinden insan haklarına, sağlık krizlerinden insani yardıma kadar pek çok alanda uluslararası STK’lar ve hareketler seslerini duyuruyor, sınırların ötesine etki edebiliyorlar.

Teknolojinin ve sosyal medyanın gelişimiyle, bireylerin ve sivil inisiyatiflerin organize olması kolaylaştı. Bir yandan da ne yazık ki birçok ülkede finansal kaynakların kısıtlanması, yasal düzenlemelerin STK’ların hareket alanlarını daraltması gibi zorluklar giderek tırmanıyor. Yani sivil toplum küresel ölçekte hem büyüyen bir etki hem de giderek artan engellerin iç içe geçtiği bir durumda.

Türkiye’de sivil toplumun bugünkü durumu da benzer şekilde karmaşık durumda. Bir yanda çok dinamik, yaratıcı ve özverili bir sivil toplum var; diğer yanda sistematik bazı engellerin aşılması gerekiyor. Mevcut yasal düzenlemeler, dernek ve vakıflara çoğu zaman çok vakit alan idari yükümlülükler getiriyor; yardım toplama izni prosedürleri oldukça zahmetli olabiliyor. Örneğin, izin almadan bağış kampanyası düzenlemek yasak olduğundan, acil bir durumda hızlıca harekete geçmek isteyen bir STK, bürokratik engellere takılabiliyor.

Elbette bu zorluklara rağmen, Türkiye’de sivil toplum alanında çok güzel gelişmeler de var. Özellikle artık daha erken yaşlarda gönüllülüğe ve sosyal girişimciliğe olan ilgi artıyor. Son yıllarda sayıları çoğalan topluluk inisiyatifleri, dayanışma ağları, dijital platformlar sayesinde insanlar daha kolay birlikte üretebiliyorlar. Sosyal medyanın da etkisiyle, kamuoyu oluşturmak veya bağış kampanyaları düzenlemek eskiye kıyasla daha hızlı olabiliyor. Ayrıca şirketlerin de sivil toplumla işbirliği yapma konusunda görece daha istekli olduğunu görüyoruz.

STK’ların en büyük ihtiyaçlarından biri de finansal kaynak. Gelişme için yerel ve ulusal düzeyde fon mekanizmaları kurulabilir. Örneğin, bazı ülkelerde şartlı vergi bağış sistemi (tax deduction) gibi bir yöntem var; bizde de bireylerin yaptıkları bağışları vergiden düşebilmesi teşvik edici olabilir. Özel sektörün STK projelerine sponsor olması özendirilebilir.

Sivil toplum ancak halkın geniş kesimleri dahil olursa güçlenir. Bunun için eğitim sisteminden başlamalıyız. Okullarda çocuklara erken yaşta gönüllülük bilinci aşılanabilir, toplum hizmeti projeleri teşvik edilebilir. Üniversitelerde zaten topluma hizmet programları var, bunlar çeşitlendirilebilir. Medya da sivil toplum hikâyelerine daha fazla yer vererek, başarılı STK örneklerini anlatarak ilham kaynağı olabilir. İnsanlar, bir sorunun edilgen bir parçası olmak yerine çözümün parçası olabileceklerini fark edebilirler.

-Uluslararası sivil toplum standartları diye bir kavram var mı, varsa biz o kavramın neresindeyiz?

-Hesap verebilirlik, şeffaflık, insan haklarına bağlılık ve etki odaklı çalışma uluslararası standartların temelini oluşturuyor. Türkiye’de birçok STK bu standartlara uyum sağlamak için çabalıyor. Türkiye’de de STK’ların güncel sorunlarına ortak çözümler geliştirmek için 1993’ten bu yana faaliyet gösteren Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV) ve üye STK’lardan yönetim, mali şeffaflık ve faaliyet raporlaması gibi kriterleri kamuoyuyla paylaşmalarını şart koşan Açık Açık Platformu gibi kurumlar STK’ların belli standartları takip etmesine büyük katkı sunuyor.

Türkiye’de yasal süreçlerin verimliliği ve sahada uygulamaya giden yolun kolaylaştırılması bakımından uluslararası standartlara uyumda daha yol alınması gereken bir noktadayız. Öte yandan içerik ve etki açısından güçlü örneklerimiz de var: Afet zamanlarında STK’ların çevik adımları uluslararası arenada saygınlık kazandı, birçok STK mali şeffaflık ve raporlama konusunda daha özenli, ayrıca Türkiye’den uluslararası ağlara katılarak deneyim paylaşımları yapan STK’lar bulunuyor. Bu güçlü örnekler potansiyelimizi gösteriyor.

-KODA Help Steps uygulamasıyla çalışıyor dediniz, olumlu yanları nedir?

-Evet, KODA olarak Help Steps uygulamasında yer alıyoruz. Bilmeyenler için kısaca açıklamak gerekirse, Help Steps bir “Adım Bağış” uygulaması. Yani kullanıcılar gün içinde attıkları adımları uygulama içinde biriktirip puana çeviriyor ve bu puanları istedikleri sivil toplum kuruluşuna bağışlayabiliyorlar. Bu sayede kişiler; hem sağlıklı bir yaşama teşvik ediliyor hem de hiçbir maddi harcama yapmadan, sadece yürüyerek bir sosyal etki sağlama imkânı buluyor. Kısaca “Yürü, sağlıklı kal, adımların iyiliğe dönüşsün” mantığında işleyen yenilikçi bir platform.

Help Steps sayesinde daha geniş bir kitleye ulaşabiliyoruz. Belki KODA’yı daha önce duymamış ama uygulamayı kullanan bir kişi, listede bizi görüp araştırıyor ve destek vermeye başlıyor. Yani farkındalık yaratma anlamında müthiş bir araç.

İkinci olarak, mikro-bağış diyebileceğimiz bir modeli mümkün kılıyor. Normalde belki bütçesi kısıtlı olduğu için bağış yapamayan bir öğrenci, “nasılsa yürüyorum” diyerek adımlarını bağışlayabiliyor. Bu da özellikle genç kitleyi ve düzenli spor yapanları sivil toplum destekçisine dönüştürüyor.

KODA açısından pratik bir avantaj da şu: Bağış toplamak genelde emek isteyen bir iş, insanlara tek tek ulaşmak gerekebiliyor. Help Steps platformu üzerinden hiç fiziksel etkinlik yapmadan, uygulama içindeki kitleye doğrudan ulaşarak kaynak geliştirmek mümkün.

-İstanbul Maratonu başta olmak üzere İyilik Peşinde Koş (İPK) organizasyonlarına katıldığınızı belirttiniz, size katkısı nedir?

-İstanbul Maratonu başta olmak üzere çeşitli “İyilik Peşinde Koş” yardımseverlik koşularına aktif biçimde katılıyoruz. Bu koşuların KODA’ya katkısı gerçekten paha biçilemez. Öncelikle sağladığı maddi katkıdan bahsedeyim…

Yardımseverlik koşusu modeli, koşucuların kendi çevrelerinden bağış toplamasına dayanıyor. Yani KODA için koşan biri, arkadaşlarına “Ben bu maratonda köy öğretmenleri için koşacağım, lütfen sen de kampanyama bağış yaparak beni destekle” diyor. Bu sayede hem bir farkındalık oluşuyor hem de bağış toplanıyor. KODA için koşan her bir gönüllümüz, aslında birer elçi oluyor. Koşarken giydikleri KODA tişörtleri, taşıdıkları dövizler, sosyal medyada paylaştıkları bağış kampanyası içerikleri sayesinde, belki de binlerce kişiye KODA’nın mesajını ulaştırıyorlar.

Maraton alanında koşucularımızın yanına gelip “KODA nedir?” diye soran, orada KODA’yı ilk kez duyan insanlar oldu. Yani görünürlük ve farkındalık anlamında da ciddi bir kazanım söz konusu. Koşu günü o coşkuyu paylaşmak, parkuru bitirdiğimizde hep birlikte fotoğraf çektirip “Köyde Daha İyi Eğitim İçin Birlikte Başardık!” demek, aramızdaki bağı güçlendiriyor.

-Bize zaman ayırıp bu söyleşiyi gerçekleştirdiğiniz için teşekkür ediyorum. Son olarak bu soruları siz soracak olsaydınız size ne sorulsun isterdiniz? Bu konuştuklarımızın dışında şunu da söylemek isterim dediğiniz bir şey varsa eklemenin tam zamanı.

-Çoğu zaman köyde eğitim dediğimiz zaman mesele çok büyük, karmaşık ve çözülemez görülebiliyor. Oysa biz köylerdeki çocukları merkeze alıp onların etrafındaki yetişkinleri güçlendirdiğimiz stratejimiz ile somut ve kalıcı bir değişim yaratıyoruz. Burada ne kadar çok farklı kişi ve kurum ile işbirliği içinde olursak o kadar çok etkimizi büyütmemiz mümkün. O yüzden her alandan kişileri ve kurumları KODA topluluğunun bir parçası olmaya davet etmek isterim.

5 Ekim’de Bursa’da, 2 Kasım’da İstanbul’daydık, 5 Nisan 2026’da da Antalya’daki maratonda olacağız. Eğer bu maratonlarda bizimle olmak isterseniz adim.adim@kodegisim.org adresimize e-posta göndermeniz yeterli.

Bu söyleşi için tüm KODA ekibi adına çok teşekkür ediyorum. Jineps gazetesi aracılığıyla sesimizi duyurma fırsatı bulduk.

Eğitimde fırsat eşitliği her çocuğun hakkıdır. Ve o eşitliği sağlamak için sivil toplum, kamu, özel sektör, bireyler hep birlikte çalışırsak, köy ya da şehir ayrımı olmaksızın tüm çocuklar daha iyi bir eğitime kavuşacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları

Düşlerdeki özgür dünya: ALİKEV

Bu kez, yaptığı çalışmalarla geleceğe, gençlere, hayallere ve daha eşit bir dünyaya olan umudumu taze tutan Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV) ile sohbet ettik....

UCİM’in anlamlı mücadelesi

Bir sivil toplum gönüllüsü, bağışçısı ve geçmişte çalışanı olarak sivil toplum çalışmaları ve haklar konusu benim için çok kıymetli, hele ki konu çocukların hakları...

Siz hiç ‘umut haritası’ gördünüz mü?

Dr. Ali Ercan Özgür Sivil toplum çalışmaları konulu sohbetlerimizde bu seferki konuğumuz İhtiyaç Haritası (İH) adına sevgili Dr. Ali Ercan Özgür. 2019 yılında İstanbul Maratonu’nda koşucusu...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img