Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Suriye’deki Çerkes toplumu kendini ifade ediyor

ABD merkezli uluslararası New Lines Gazetesi’nin web sitesinde gazeteci Pauline Vacher ve fotomuhabiri Charles Cuau imzasıyla 7 Ocak’ta yayımlanan haberi paylaşıyoruz.

Uzun süre kültürlerini ve tarihlerini bastırmak zorunda kalan bu azınlık grubu, devlete olan bağlılığını korurken, bir yandan da travmatik geçmişlerini kucaklıyor.

21 Mayıs 2025’te, Şam baharının kavurucu güneşi altında birkaç yüz kişi Emevi Meydanı yakınlarında toplandı. Hava pırıl pırıldı ve sıcacıktı ama kortejin önündeki birkaç erkek, anavatanları Kafkasya’nın bir yansıması olarak kalpaklarını takmış ve ağır paltolarını giymişti. Kalabalığın üzerinde, Çerkes bayrağının 12 altın yıldızı ve 3 okunu taşıyan yeşil pankartlar dalgalanıyordu.

Suriye Çerkesleri, yarım yüzyılı aşkın bir süredir ilk kez, 1864’te Çarlık Rusya’sı tarafından atalarının topraklarından sürülmelerini anmak için Sürgün ve Yas Günü’nü halka açık bir şekilde organize ettiler. On yıllar boyunca Çerkeslerin kendi sürgün hikâyeleri, artık devrilmiş olan Rusya müttefiki Esad rejimi tarafından siyasi olarak sakıncalı bulunduğu için bastırılmıştı. Şimdi, Suriye kendini yeniden tanımlarken ve ülkenin yeni hükümeti, Çerkesleri yerinden eden Rusya ve İsrail ile ilişkilerini yeniden müzakere ederken, bu sessizlik kalkmaya başladı; toplum içindeki farklı nesiller, hem Çerkes hem de Suriyeli olmanın ne anlama geldiğini yeniden tanımlıyor.

O sabahın erken saatlerinde, Şam’ın dış mahallelerinde Çerkeslerin çoğunlukta olduğu bir köy olan Marj al-Sultan’dan bir otobüs kalktı. Kasabanın adının anlamı olan “Sultan’ın Çayırı”, Osmanlı kökenlerini hatırlatıyor: 19. yüzyılın başında Sultan II. Abdülhamid, Rus işgalinden kaçan 150 Çerkes aileye bu araziyi tahsis etmişti. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu, Çerkes topluluklarını Bedeviler ve Dürziler gibi yönetimine karşı çıkan popülasyonlar üzerinde kontrol sağlamak amacıyla sınır bölgelerine yerleştiriyordu. Birçok yerleşik Çerkes topluluğu kendisini Suriye’nin Golan Tepeleri’nde (Dürzi nüfusun yoğun olduğu yer) veya Bedevi kabilelerinin dolaştığı Şam ve Humus gibi büyük şehirlerin kırsalında buldu.

Otobüsün içinde genç erkekler ve kadınlar geleneksel Çerkes müziği eşliğinde el çırpıyordu. Emevi Meydanı’na giderken, ortam neşeli, neredeyse şenlikliydi. 23 yaşındaki Bachar, New Lines’a sadece ilk adını kullanmayı tercih ederek, “Yas Günü”nü anmak, bir topluluk olarak var olduğumuzu ve unutulmadığımızı göstermek için Şam’a gitmekten çok gurur duyuyorum” diyor. Onun için bu vesile, ailesinin hikâyesini paylaşmak için de bir fırsat. Şam’a vardığında bayrağını açıyor ve ortamın havasına uyum sağlayıp ciddi bir ifade takınarak yavaşça ilerleyen korteje katılıyor.

Yürüyüşçüler arasında, hayatının çoğunu Esad rejiminin gölgesinde geçirmiş olan ve böyle bir olayı halka açık bir şekilde anacağını hiç düşünmeyen 57 yaşındaki Mona da vardı. Henüz tam adını paylaşacak kadar güven duymuyordu. “Meydana vardığımda kalbim sıkıştı” diyor gözleri dolarak. “Ölen atalarımı şahsen tanımasam bile, üzüntüyü ve Rusya’nın toplumumuza karşı işlediği suçların ağırlığını hissettim” diye ekliyor.

Çerkeslerin hikâyesi, bir asırdan fazla bir süre Çarlık emperyal işgaline direndikleri modern Gürcistan’ın kuzeyindeki Kuzeybatı Kafkasya dağlarında başlamıştı. Rus İmparatorluğu, 1864’te bölgeyi işgal ettiğinde, 19. yüzyılın en acımasız kitlesel sürgünlerinden birini gerçekleştirdi. Tüm köyler yakıldı ve hayatta kalanlar, Osmanlı topraklarına sürülmeyi beklerken on binlercesinin can verdiği Karadeniz kıyılarına sürüldü.

Tarihçiler, 2 milyon kadar Çerkesin anavatanlarından sürüldüğünü ve neredeyse dörtte birinin yolda öldüğünü tahmin ediyor. Hayatta kalanlar Osmanlı İmparatorluğu’na; bugünkü Türkiye, Ürdün ve Suriye’ye dağıldı. Sıkı sıkıya bağlı topluluklar kurdular, kendilerine ev sahipliği yapan devletlere sadık kaldılar ama sürgünün acısını da taşıdılar. Bugün bile bazı aileler, deniz yolculukları sırasında boğulanlara bir saygı duruşu olarak, Karadeniz’den gelen balıkları yemeyi reddediyor.

Bir asır sonra, toplum başka bir yerinden edilme ile yüz yüze kaldı. 1967’de Arap-İsrail Savaşı sırasında İsrail’in Golan Tepeleri’ni ele geçirmesi, binlerce Suriye Çerkesini bir kez daha kaçmaya zorladı. Plato üzerinde inşa ettikleri kasabalar ve çiftlikler, İsrail birlikleri onları sınır dışı ettikten sonra bir gecede terk edildi.

Mazhar Abdallah’ın delici bakışları, ince bıyığı ve dökülmeye başlayan saçları var. Bugün Marj al-Sultan’da yaşıyor ve hayatının değiştiği anı çok iyi hatırlıyor. 5 yaşındayken Golan Tepeleri’ndeki Huşniye Köyü’nden ailesiyle birlikte kaçışlarını anımsıyor. Sessizce, “İsrailliler, üzerinde yaşadığımız toprağı çaldıkları gün çocukluğuma son verdiler” diyor. Kafkasya’yı hayal etse de incir ve elma ağaçlarıyla dolu Golan Tepeleri’ni özlüyor. Şimdi 60 yaşında olan Abdallah, “Yarın gidebilsem giderim. Ama arzu başka şey, olasılık başka” diyor. Golan’a dönmesini ve bölgenin Suriye kontrolüne geçmesini sağlayacaksa İsrail ile normalleşmeye karşı değil, ancak kendi yaşam süresi içinde bu tür beklentilerin karşılanacağı konusunda pek iyimser olmadığını da açıkça belirtiyor.

Şam’ın Rükneddin Mahallesi’ndeki Çerkes Hayır Cemiyeti şubesinde, bir harita hâlâ Golan Tepeleri’ni Suriye’nin bir parçası olarak gösteriyor. Merkezin müdavimlerinden Baybars Idaha, parmağını harita üzerinde gezdiriyor ve bir zamanlar platoyu kaplayan 14 Çerkes köyü üzerinde duraklıyor. “O 14 köyden geriye sadece 3’ü kaldı” diyor. Bu 3 köy, İsrail’in Aralık 2024’te tek taraflı olarak terk ettiği, 1974 barış anlaşmasıyla oluşturulan tampon bölgede yer alıyor. Baybars, bölgeden “babasının omuzları” üzerinde kaçmak zorunda kaldığı yılı hatırlıyor.

Rükneddin’deki şubeyi sık sık ziyaret eden bir başka ziyaretçisi Eşref Hüseyin, “Geçmişimiz, sürgünler ve ayrılıklar tarihidir” diyor. Suriye’nin geri kalanı gibi Çerkesler de 2011’den, Beşar Esad’ın 8 Aralık 2024’te iktidardan düşüşüne kadar ülkeyi kasıp kavuran iç savaşın yıkımına katlandılar. Ülkenin çöküşünden önce Çerkes toplumunun nüfusu 100.000 -150.000 arasındaydı. O zamandan beri birçoğu Avrupa, Kanada veya Amerika Birleşik Devletleri’ne kaçtı. Abdallah, savaş sırasında Suriyelilerin yaşadığı aile ayrılıklarına, can, uzuv ve mal kayıplarına atıfta bulunarak, “Bugün diğer Suriyelilerle aynı sorunlara sahibiz” diyor. “Ama kimliğimizi hatırlamalıyız, biz Suriye Çerkesleriyiz” diye ekliyor.

Suriye Çerkesleri için sürgün, yeni ülkeye varışla sona ermedi. Ve nesiller boyunca bu, Suriye devletiyle olan ilişkilerini yeniden şekillendirdi: Sadık ve iyi entegre olmuş, ancak tarihsel farklılıklarının bilincinde bir topluluk haline geldiler. Esad rejimi altında Çerkesler, birçok azınlık gibi gözlerden uzak durdular. Devlet mekanizmasına entegre oldular, orduda hizmet ettiler ve sivil hayata sessizce katıldılar, ancak tarihsel travmalarını halka açık anmak konusunda sessiz kaldılar.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana Çerkesler, genellikle eğitim amacıyla Kafkasya’ya daha özgürce seyahat ettiler; bu yolculuk aynı zamanda kökleriyle yeniden bağlantı kurmanın bir yolu olarak bir nevi hac ziyareti gibi de değerlendirilebilir. Kudsaya’daki dernek şubesinin üyesi Hussam İsmail, “Geri dönmek hayalimizdi ve SSCB’nin çöküşü bunu mümkün kıldı” diyor. Ancak anavatanla yeniden bağlantı kurmak, Rusya hükümetini desteklemek veya ittifak kurmak anlamına gelmiyor. Kimliğinin gizli kalmasını isteyen bir Çerkes, Vladimir Putin’in görevi bırakmasını dört gözle beklediğini söyledi ki bu, toplum arasında yaygın bir duygu. Hüseyin’e göre, Suriye hükümeti, “dünyanın en kötü iki rejimiyle ittifak kurmuştu: İran ve Rusya. Genç Bachar ise şunları ekliyor: “Birçok insan bizim Rusya’nın dostu olduğumuzu ve hükümetini desteklediğimizi düşünüyor. Gerçek ise bunun tam tersi.”

Belki de henüz kendilerini tam anlamıyla rahat hissetmedikleri için, toplumdaki yaşlı kuşaklarından birçoğu, yeni Suriye hükümetinin Rusya politikası hakkında kamuoyu önünde yorum yapmaktan kaçınıyor ve Putin’e ilişkin diplomatik stratejiyi eleştirmemeyi tercih ediyor. Suriye Çerkes Hayır Cemiyeti’nin yeni seçilen başkanı Hişam Kat, “Biz siyasi bir organizasyon değiliz” diye vurguluyor ve “Kültüre odaklanıyoruz. İsrail ve Rusya ile ilişkiler, Dışişleri Bakanlığı’nın işi” diyor.

70 yıldır derneğin üyesi ve Kudsaya şubesinin müdürü olan 81 yaşındaki Jawdat Younes Onojak için tarafsızlık adeta bir hayatta kalma içgüdüsü. “Taraf tutmamak bizi korur” diyor ve ekliyor: “Biz hükümeti oluşturan insanlara değil, devlete bağlıyız.”

Ancak geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın ekim ayındaki Moskova ziyareti sorulduğunda, Suudi Arabistan ve New Jersey arasında sürgünde büyümüş genç Çerkes kadın aktivist çekinmeden cevap veriyor. Celine Kassem, “Rusya Federasyonu’nu suçlu bir rejim olarak görüyorum. Şahsen, atalarıma ve Suriyelilere yaptıklarını asla affetmeyeceğim. Ama işin siyasi yönünü de anlıyorum” diyor ve yeni neslin Suriye’nin geleceğini şekillendirmede daha açık bir şekilde yer almasını umduğunu ekliyor. Toplumundaki yaşlıların “rejimin azınlıkları koruma propagandasına inandığı” günlerin geride kaldığını belirterek, “Ülkeyi yeniden inşa etmek için yardım etmeli ve harekete geçmeliyiz” diyor.

Houssam Kojkar gibi diğerleri de değişim umudunu paylaşıyor ancak yaşlı neslin hâlâ oynayacak bir rolü olduğuna inanıyor. Kojkar, “Onlar korku içinde büyüdüler ve fikirlerini kamuoyu önünde ifade etmeye alışkın değiller. Biz gençler farklıyız; risk almaya istekliyiz. Yaşlılar daha bilge, daha temkinli ve bize yol göstermek onların görevi” diyor.

Gerçekten de, Suriye’deki diğer birçok topluluk gibi, gençler de ulus-devletle olan anlaşmalarını yeniden yazıyorlar ve bunun büyük bir kısmı Suriye devrimi ve savaşı sırasında gelişen sivil aktivizmle ilgili. Esad rejiminin düşüşünden sonra yapılan kutlamaların da sembolü olan Emevi Meydanı çevresinde “Yas Günü” yürüyüşünü düzenlemeye karar verenler genç Çerkeslerdi. 24 yaşındaki organizatör Kojkar, “Daha önce sadece çevrimiçi mesajlar yayımlayabiliyorduk, şimdi sokaklara çıkıp kim olduğumuzu yasal olarak söyleyebiliyoruz” diyor.

Yeni Suriye’de Çerkesler, özellikle kültürel alanda kendileri için görünür bir yer edinmeye başlıyorlar. Süregelen jeopolitik gelişmeler nedeniyle politize olan Dürzi veya Kürt kültürünün aksine, Çerkes kültürü Suriye’de çok az siyasi engelle karşılaşıyor. Kassem, Halep Kalesi’nin yeniden açılışında bir Çerkes dansının sergilenmesine dikkat çekerek, “Şu anda korkmak için nedenleri olan en son azınlık biziz” diyor.

Kültür her zaman Çerkeslerin sesi olmuştur. Suriye genelinde Çerkes toplumu; dilini, dansını ve sosyal uyumunu korumak için hayır kurumlarına güveniyor. Ülke genelinde, Şam ve banliyölerindeki merkezlerle birlikte yedi ana şube faaliyet gösteriyor. 1948 yılında kurulan Rükneddin şubesi hem sosyal hem de kültürel bir merkez görevi görüyor. Programları spor ve sağlık atölyelerinden dans ve dil derslerine kadar uzanıyor. Birçoğu için bu merkezler, tarihin aktarıldığı yerlerdir.

Derneğin yeni seçilen başkanı Kat için aktarım fikri bu kurumun özünde yer alıyor. Yine de, tüm diasporalar gibi Suriye Çerkesleri de entegrasyon ile kimlik ve geleneklerini koruma arasında hassas bir denge kuruyorlar. Hüseyin, “Entegre olmak için Arapça öğrendik ama gençlerimiz kendi dilimizi unutmamalı” diyor. Adığabze olarak bilinen Çerkes dili, mirasın gururlu bir göstergesi olmaya devam ediyor ancak gençler İngilizceye öncelik verdikçe bu dil zayıflıyor.

Nesiller arası aktarımın büyük bir kısmı aile içinde gerçekleşiyor. Derneğin Kudsaya şubesi müdürü Jawdat Younes Onojak, “Çerkes okullarımız yok, bu yüzden evde ve kültür merkezlerinde çok şey öğreniyoruz” diye açıklıyor.

Ancak toplumu ve kendine özgü özelliklerini korumanın bir bedeli var elbette. Bachar, “Birçok Suriyeli için biz bir gizemiz. Geleneklerimizi, hatta Müslüman olduğumuzu bile bilmiyorlar. Çerkesler Müslüman bir halk olmalarına rağmen, Suriye’deki diğer Müslümanlar genellikle Ramazan ayında oruç tutup tutmadığımızı soruyor. Çünkü çok fazla kendi içimizde kalıyoruz, kendi aramızda evleniyoruz” diyor.

Kimliklerini koruma içgüdüsü, belli bir “eski dünya” içekapanıklığını beslemiş. Örneğin yaşlılar arasında “asillik” kavramı, soy gururu ve iç evlilik anlayışı hâlâ hâkim. Çerkes kimliği babadan oğula geçmektedir: Bir kişi ancak babası Çerkes ise Çerkes sayılıyor, bu da kadınlar üzerinde toplum dışından evlenmemeleri konusunda baskı oluşturuyor. Ayrıca dikkate alınması gereken mali bir yön de var; Suriye toplumu, gelin arayan erkekten yüksek miktarda mehir (İslam hukukunda erkeğin evlenirken kadına verdiği veya vermeyi taahhüt ettiği para) talep ediyor. Abdallah, “Oğlum Şam’dan biriyle evlenmek isterse, mehir ödemek için çok para kazanması gerekir. Çerkes bir kadınla evlenmek daha kolay” diye açıklıyor. Çerkesler genellikle topluluk içinde evliliği teşvik etmek için düşük mehirler belirliyor. Abdallah’ın eşi Raghda Ghoujal ise şunları ekliyor: “Toplum dışından biriyle evlenseydim, aileme bu kadar yakın olamazdım. Onlarla yemek yiyemez ya da tatile gidemezdim.”

Bu görüşler, karma mahallelerde yaşayan ve sosyalleşen genç Çerkesler arasında giderek değişiyor. Yaşıtları olan birçok Suriyeli gibi, genç Çerkesler de başka dünyaları keşfetmeyi hayal ediyor.

Bachar gibi bazıları için Kafkasya’nın çekiciliği hâlâ güçlü. “Suriye benim ikinci ülkem. Belki yüz yıl sonra insanlar Kafkasya’dan geldiğimizi unutacaklar ama şu anda bu düşünülemez” diyor. Abdallah’ın 19 yaşındaki oğlu Muhammed de taşınma ve keşfetme özlemini paylaşıyor. “Zaten Rusya ve Türkiye’ye gittim. 14 yılımı savaş içinde yaşayarak geçirdim. Yeni bir şeyler görmeyi arzuluyorum. Havayolu pilotu olmak istiyorum” diyor.

Yas Günü’nde Şam’ın üzerine akşam karanlığı çökerken yeşil bayraklar katlanıp kaldırıldı ve kalabalık dağıldı. Bir an için, Suriyeli Çerkeslerin uzun süren sürgünlerinin, kaybettikleri vatanlarına dönüşle değil, bir zamanlar yasaklanmış olan seslerinin yeniden keşfiyle tamamlandığını hayal etmek mümkündü.

Yazarın Diğer Yazıları

Antalya’da yeni yılın ilk buluşması

Antalya Çerkes Derneği, 2026’nın ilk buluşmasını 10 Ocak’ta dernek binasında düzenledi. Etkinlik, Nibjoğ Çcuk Kulübü’nün dans gösterisi ile şenlendi.

‘Köklerin Ritmi’ 14 Şubat’ta Eskişehir’de

Eskişehir Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği’nin halk dansları topluluğu Ritsa tarafından hazırlanan “Bir Kafkasya Hikâyesi: Köklerin Ritmi” adlı gösteri, 14 Şubat Cumartesi günü...

İKKD kadın çalıştayı

Faaliyetlerini İstanbul Kafkas Kültür Derneği (İKKD) bünyesinde yürüten Seteney Kadın Çalışma Grubu’nun 7’nci çalıştayı, 10 Ocak’ta gerçekleştirildi. İKKD Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Dinçer’in açılış konuşmasıyla...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img