Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Belgeselci kadın olmak!

İlk önce belgeselci olmaktan söz etmeliyim. Neden belgesel? “Yaşamak”, “duymak”, “sorgulamak” ve sonra da “paylaşmak” istemi!

Ve bir kadın olarak belgesel sinemacı olmak! Hemen belirtmeliyim ki, ben ve birçok belgesel yapan kadın arkadaşımız ‘kadın yönetmen’ nitelemesi içine sıkıştırılmaktan hoşlanmıyoruz. Çoğumuz filmlerimizin ‘yönetmen filmi’ olarak algılanmasını yeğliyoruz. Elbette böyle düşünmeyenler de var.

Bu konudaki sorgulama sürecim bir belgesel kadın yönetmeni olarak kadın yönetmenler ve filmleriyle ilgili etkinlikler içinde yer alırken başladı. Yıllar önce Uçan Süpürge Kadın Yönetmenler Film Festivali, “kadın yapımcılar” ile düzenlediği panele konuşmacı olarak davet ettiğinde bu konuyu düşündüm. Neydi kadın olarak farklılığımız, neden yalnızca kadınlara yönelik etkinlikler içinde yer alıyorduk. Yönetmen olarak varoluşumla kadın olarak varoluşumun ilişkisi neydi?

Belgesel yaratımda cinsiyetçi bir durum olmadığını; hatta belgesel sinemacı kadınların belgesel yaratımın özelliklerinden kaynaklanan, kendine özgü ve oldukça olumlu bir konumu olduğunu düşünüyorum. Bu yazıda bunun nedenlerini açıklamaya çalışacağım.

Belki en önemli özellik, belgesel yaratımın “iktidar” ilişkilerine olanak vermemesidir. Belgesel yönetmeni yöneldiği insan veya durumlarla ilişkide “belirleyen”, “yönlendiren” olmak yerine, kendi dışındaki gerçekliğe açık, yaşanan durumlar içinde filmin oluşmasına olanak tanıyan bir yaklaşıma sahip olmak durumundadır. Kendinizi yaşama bırakırsınız. Önyargısız olmaya çalışırsınız. Hatta olabildiğince önceki deneyimlerinizin seçici bir algılamayla sizi sınırlamasına izin vermemek istersiniz. Ve yaşam kendi öyküsünü oluşturur. Siz bu öykü içinde yaşamı daha önce bakmadığınız bir yerden görür ve yeni sorgulamaların içinde kendinizi bulursunuz. Bunu yapamazsanız bir belgesel yaratım söz konusu olamaz. Kadınların varoluşunun böyle bir yaratım sürecine ne kadar yatkın olabileceğini hissedebiliriz.

Bildiğiniz gibi kurmaca yaratımlarda ilk önce “senaryo”da her şeyi belirlersiniz. Sonra da çekim aşamasında bu senaryo doğrultusunda yönetmen tek belirleyen olarak tüm yaratıma egemenidir. Bu ister istemez bir “belirleyen”, “hiyerarşi” ilişkisini oluşturur.

Belgesel yaratımda ise yönetmen kadar, görüntü yönetmeni ve diğer ekip üyelerinin de yaratıma katılımı gerekmektedir. Mizansen söz konusu olmadığı için anında gelişen durumlarda görüntü yönetmeninin çalışmasını, kurgusal filmlerde olduğu gibi yönetmenin her an belirlemesi söz konusu olamaz. Kurgu aşamasında da kurgusal filmlerde senaryo ve çekimlere uygun bir düzenleme olmasına karşın belgesel yaratımda yaşamın bize sunduğu görüntülerle mümkündür. Böyle bir yaratım sürecinde ayrımcılığın pek mümkün olamayacağı bir yaşam hali söz konusudur.

Belki en önemli olan, belgesel sinemanın yoğun bir ticari varoluş dışında gerçekleşmesidir. Ticari kaygılar hem anlatım biçimlerinin, konularının oluşumunda hem de daha sonra yaratım sürecinde belirlemeler gerektirmektedir. Belgesel yaratımda ise bağımsız varoluş hali kadınların kendilerini gerçekleştirme, özgün bakışlarıyla kendi sinemasal anlatım yollarını kullanma şansını oluşturmaktadır.

Sonuç olarak bir filmi belgesel sinema olarak değerlendirdiğimizde kadın veya erkek için aynı yaratım sürecinin söz konusu olduğunu; bu nedenle cinsiyetçi bir yaklaşımın mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Diğer yandan kendi dışındaki dünyayı algılama, hiyerarşik olmayan bir yaşam hali kadın dünyasına uygundur. Ama bir yaratımın belgesel olması için kadın ve erkek herkes için bu durum geçerlidir.

Bu halin belgeselcilerin yaşam ortamlarında da yansımasını görmekteyiz. Belgesel Sinemacılar Birliği (BSB) bunun için iyi bir örnektir. 2000 yılından bu yana üyesi olduğum BSB’de cinsiyetçi bir yaklaşım görmedim. ‘Kaç erkek-kadın yönetmen var’ gibi bir sohbet hiç hatırlamıyorum. Çünkü böyle konuşmalar sorunsal bir durum var ise olur. Böyle bir yazı hazırlayınca BSB’de yıllar içinde yönetimdeki kadın ve erkek sayısını düşündüm. BSB’nin 4 kez erkek, 3 kez de kadın başkanı olmuş. Yönetim kurulu üyeliklerinde de kadın sayısı aynı oranda gibi. Dediğim gibi BSB’de böyle bir hesaplamaya hiç tanık olmadım. Bu yazı için yapılan bir hesaplama bu.

Belgesel sinema yaratımında kadının bu özel ve değerli durumu için bu zamana kadar bir belgesel, kitap veya akademik çalışma yapılmamıştır. Bu deneyim hangi durumlarda cinsiyetçi yaklaşımların oluşmadığı konusunda irdeleme yapmamıza olanak vermektedir. Yaşamın diğer alanlarında kadınların varoluşu için değerli çıkarımlara sahiptir.

Son söz: Belgesel yaratımdaki bu durumun doğada da söz konusu olduğunu düşünüyorum. Doğa sizi yalnızca varlık olarak algılar. Hangi cins, hangi millet, hangi işi yaptığınızla ilgilenmez. Belki bundan sonraki sohbetimiz bunun üzerine olur. Cinsiyetçi olmayan her yaşam hali çok değerli.

Oscar Wilde “Doğa sanatı taklit ediyor” demiş. Ben de “Belgesel kadını taklit ediyor” diyeyim.

Yazarın Diğer Yazıları

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img