Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Mutfakta neler oluyor?

Tam da mutfakta geçirdiğim vakti “daha efektif” kılmak için bir yandan iş yapıp bir yandan podcast dinlerken denk geldim: Mutfak Aletleri Kitabı’na.

O ana kadar mutfağın sınıfsal gelişimine ya da Amerikan mutfak modelinin o sinsi doğuşuna dair düşünmemiştim. Zihnimde yeni bir pencere açıldı…

Duvarları yıkılmış, oturma odasıyla birleşmiş o Amerikan mutfaklar aslında biz mutfakta yemek yaparken evin geri kalanından kopmayalım, iki insan yüzü görelim diye icat edilmişti. Kadını mutfaktan çıkarmak yerine mutfağı salonun orta yerine koymuşlardı yani. Dâhiyane ve şeytani.

Erkek için çoğu zaman bir hobi ya da “eğlence alanı” olan mutfak, kadın için tarihsel bir demirbaş. İspatlayamam ama iddia ediyorum ki ateşin icadından yarım saat sonra kadın ocağın başına geçmişti bile. İstisna oluşturan erkekler lütfen “Ama ben…” diye söze girmesin; ne yeri ne zamanı (Bir de kaideyi bozmuyorlar diye biliyorum).

Saatlerdir kaynamasına rağmen inatla pişmeyen fasulyelerle bakışırken şunu düşündüm: Halkların kültürlerini devam ettirmesinde dilden sonraki en önemli faktör ne? Bunu Jineps’e yazı yazacağım için düşündüm tabii. Her tencere başında böyle derin meselelere kafa yoruyor değilim ama işin özü de şu ki, bu satırları tam da o fasulyenin kaynamasını beklerken, tencerenin buharında, zihnimde yazdım.

Dilden sonra elbette sofra geliyordu. ‘Çerkes kültürü adına bugün hâlâ hiç yitirmeden neyi devam ettiriyoruz?’ diye düşündüm. İlk kez annemizin ağzından çıkan kelimelerle tanıştığımız ‘ana’ dilden sonra yine anneden öğrendiğimiz o bizim meşhur lezzetlerimiz.

Haluj, Gılnış, Şıps-Paste… Herkesi sofranın etrafında toplayan bu tabaklar, aslında bir kültürü taşıyor asırlardır. Ve evet bu kültürü taşıma görevi de yine kadınlarda. Üstelik yapılan o birbirinden lezzetli hamur işlerine dokunmamak da gerekiyor çünkü toplumda süregelen bir ince belli olma beklentisi de var. Yük ağır, yol uzun…

Düğünde ne giyeceğimize, nasıl duracağımıza, nerede susup nerede konuşacağımıza kadar karışanlar niyeyse mutfak işine pek karışmıyorlar (Oo kavgada söylenmez).

Her yerde öve öve bitiremedikleri o Çerkes yemeklerini asırlardır biz yapıyoruz çünkü (Ben köyde çok güzel metaz yapar diye bahsettikleri bir bey amcamızı anımsamıyorum). Kimi zaman oturmadığı sofranın gerisinde ayakta bekleyen biz kadınlar yapıyoruz. Bıkmadan yapıyoruz, komşularımıza ikram ediyoruz, büyük sofralar kuruyoruz, tabakları bol bol dolduruyoruz, misafiri aç göndermiyoruz, tokum cevabını kabul etmiyoruz.

Üstelik hiçbir ücret almadan yapıyoruz. Toplumda statü olarak karşılığı olmamasına ve ne yazıktır ki CV’ye eklenememesine rağmen yapıyoruz da yapıyoruz.

Doğduğu gibi havuza atılan ve içgüdüsel olarak yüzmeye başlayan bebekler vardır ya, öyle doğar doğmaz oklava arıyor gözlerimiz.

Her gün tekrar eden bu döngüde hem ekonomik bir deha, hem hızlı bir aşçı hem de usta bir kimyager oluyoruz. Günden güne daha az malzeme ile daha yaratıcı, daha sağlıklı tabaklar yapmaya çalışırken bari MasterChef Adigey diye yarışma olsa diye hülyalara dalıyoruz.

Bir davette “Siz ne ile meşgulsünüz?” diye sorduklarında, uzaklara bakarak şu cevabı veriyoruz: Günde üç öğün yemek çıkarıyorum beş kişilik. Her gün. Üç… farklı…

Ve hayranlık dolu bakışlar arasında mağrur bir gülücük konduruyoruz dudağımıza.

Yazıyı Çerkesçe bir deyim ile bitirmek istediğimden annemden yardım istedim. Ancak aklına konumuza dair bir atasözü gelmedi. Bu yüzden bununla idare edeceksiniz:

Wüşe vağişeni, wunibe wakğişijın.

Yani:

Kıyafetinle karşılanırsın, yemek adabınla uğurlanırsın.

Yazarın Diğer Yazıları

Kadına şiddetin vitrini ve yeniden inşası

Gazetelerin üçüncü sayfalarından dijital medyanın tık odaklı başlıklarına kadar, kadına yönelik şiddet sadece raporlanmıyor adeta yeniden inşa ediliyor. Peki, anaakım medya niçin ısrarla bu...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img