“Türkiye’de Çerkeslerin en çok yaşadıkları yer neresi?” deseler kimsenin şu sıralamaya itirazı olmaz muhtemelen: Samsun çevresi, Kayseri-Uzunyayla ve Düzce/Adapazarı havalisi. Biz de bu 3 bölgeden biri olan Uzunyayla ve merkezi olan Kayseri’deki en yoğun katılımlı ve en çok üyesi bulunan Kayseri Kafkas Derneği’nde 2 yıl yönetim kurulu başkan yardımcısı ve 4 yıl da başkan olarak görev yapan, üstelik Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) üyeliğinden ayrılmak dahil birçok radikal kararın alınması sırasında başkanlık görevinde bulunan genç bir kadın olan Nurşah Özyürek’i dinleyelim istedik. Erciyes Üniversitesi Çerkes Dili ve Kültürü Bölümü öğrencisi Özyürek, iki kız çocuk annesi ve çalışan bir eş olarak bu yoğunlukta sorularımızı yanıtladı, teşekkür ediyoruz.
-Nurşah Özyürek kimdir, nerede doğdu, hangi çevrede büyüdü, nasıl bir toplumda yaşadı, hangi okulu nerede okudu?
-Mayıs 1983, Kayseri doğumluyum. Çörümşek Boğazı’ndan, Cinliören Köyü’nden, Alhas sülalesinden olarak bilinse de asıl sülale adımız Ağum’dur. Annem Malak Köyü’nden, Debrak sülalesindendir. Annem, babam her ne kadar köy doğumlu olsalar da 1960’lı yıllarda Kayseri’ye göç etmişlerdir. Bu yüzden bizler de Kayseri merkezde doğup büyüdük. Her ne kadar Kayseri merkezde olsak da Çerkes nüfusun yoğun olduğu mahallelerde yaşamışlar ve dil, örf ve ananelerini sürdürmüşler, bu da kardeşimle benim hayatımızda çok etkili olmuştur.
“Misafirimiz eksik olmazdı”
Çerkes âdetlerine göre düğünü olan damat adayı, malum, düğünde bulunamaz ve başka bir yerde misafir edilir. Bizim ev bu şekilde 8 damadın ev sahipliğini yaptı ve düğünle ilgili her türlü organizasyonda bulundu. Ayrıca annem pşınavo olduğu için ilk qafeyi de annem çalıp, babamla oynarken öğrendim.
Kayseri’deki evimiz Uzunyayla köy otobüslerinin kalktığı garaja 300 metre mesafede olduğu için oralardan gelenler için uğrak yeriydi ve hiç misafirimiz eksik olmazdı. O zaman akrabalık ilişkileri daha yakındı ve Çerkes kimliğinin bilinci ile büyüdük.
Liseyi bitirip Ankara’da Hacettepe Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’na başlayınca Ankara Çerkes Derneği’ne gidip orada tiyatro ekibinde rol aldım. Hep de Ankara’dan Kayseri’ye gelir giderdik, misafirliğe arkadaşları getirirdik; ceug yapıp eve de worşere çıkarak öyle geçti. Sonra Kayseri’ye döndüm, Yegoj Hanefi Tiyatro Grubu’nda yer aldım. Henüz çalışmaya başlamadan Dumenış Avledin’in “Çerkesler Üzerine Etüd” kitabının yazımına katkıda bulundum.
“Hayat boyu eğitime inanıyorum”
Eğitim, gelişim ve değişimin çok önemli olduğuna inandım her daim. Bu sebeple annelik nedeniyle çalışma hayatına ara verdiğimde Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni uzaktan eğitimle tamamladım. Kreş yöneticiliğim esnasında İstanbul Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümü ve alana dair hizmet içi eğitimler aldım. Dernek yönetimine aday olduğum sene sınava girerek Erciyes Üniversitesi Çerkes Dili ve Kültürü bölümünü kazandım, an itibariyle son sınıf öğrencisiyim. Bununla birlikte dernekte finansal sürdürülebilir altyapı oluşturma çabalarımız için proje yazma döngüsü eğitimi aldık. Yurtdışı bağlantılı 3 tane başarılı proje gerçekleştirdik. Girişimcilik konusunda eğitimlere katıldık ve Çerkes Kültür Ürünleri Kadın İşletme ve Üretimi Kooperatifi’ni kurduk. An itibariyle de dış ticaret konusunda eğitimlerime devam ediyorum ve kendi işletmemizde mobilya üzerine ihracat yapıyoruz.
Hayalimde Çerkesçe dil eğitimi veren bir kreş açmak vardı ama pandemi yüzünden bunu gerçekleştiremedim. 2019 yılında Kenan Kızılkaya başkanlığında yönetimde yer alarak dernekçilik yaşantım başladı.
Kadından thamade…
-Genç bir kadın olarak; nasıl bir cesaretle ya da kimlerin teşvikiyle nüfusun yoğun olduğu Kayseri’de başkan olma fikri doğdu?
-2018 yaz ayları benim için çok özeldi, ilk kez anavatanda Nalçik ve Maykop’u ziyaret ettim. Aynı yıl Kayseri Kafkas Derneği’nin 50. kuruluş yıldönümü için Uzunyayla Çerkes Festivali düzenlenmişti. Çok güzel bir festival ortamı geçirdik ailece. Ancak festival gibi büyük organizasyonlarda stres, yorgunluk ve yaşanan bazı tatsızlıklar sonunda yönetim kadrosunun demoralize olduğunu gördüm. Onun için ekibe moral ve destek gerekliydi. Kenan Kızılkaya döneminde başkan yardımcısı oldum ki kadınlarla ilgili aktif olayım. Akabinde de Kenan Başkan beni başkanlık konusunda sürekli ikna etmeye çalıştı ve destek oldu. Artık çevre de derneğin bir kadın başkanının olması gerektiği konusunda hemfikirdi. O dönem Yıldız Şekerci’nin de KAFFED Başkanı olmasıyla “Kadından thamade olur mu?”yu yıktı, öyle başlamış oldum.
“Yüzüme karşı kimse bir şey demedi”
-Beyan ettiniz, aday oldunuz. Malum, Çerkes toplumunun en yoğun yaşadığı ve siyasi olarak da muhafazakârlığın öne çıktığı bir şehirde size neler yaşattı?
-Evin thamadesi başlangıçta rıza göstermedi, olası riskleri düşündüğü için koruma içgüdüsüyle sanırım hayır dedi. Kenan Kızılkaya Başkanım başta olmak üzere Sami Akkılıç ve Emre Yurdakul evin thamadesini başkanlığım için ikna ettiler. Ayrıca Mahmut Nayır hem yönetimde yanımda yer almış hem de ekibimizin oluşmasında ciddi destekleri olmuştur.
“Adaylığımı öğrenip yüzüme bir şey söylemeden başarılı olamayacağımı itiraf eden çok kişi oldu”
Sedat Sürücü Başkan, bana işin zorluklarını anlattı. Ayrıca “Buna rağmen aday olmaya kararlıysan her zaman yanındayım” diyerek yönetimde yer almış ve çok büyük desteğini göstermiştir. Adaylığımı öğrenip yüzüme bir şey söylemeden başarılı olamayacağımı itiraf eden çok kişi oldu. Gerek kendi ailem gerekse gelini olduğum aile bu süreçte beni her zaman destekledi. “Kadından başkan olur mu?” diyen değerli bir ağabeyimiz itiraf etti, “Çok da güzel olurmuş” diyerek itirafta bulundu ve hep destek oldu, herkesin yanımda olmasını sağladı, sağ olsun.
“Pandemi bize denk geldi”
-İlk yönetimi oluştururken zorlandınız mı? Erkek ve yaşça ileri olan büyükler destek oldular mı? Tepkileri nasıldı?
-Yönetimi oluştururken açıkça kadın olmamdan dolayı az önce söylediklerim dışında bir tepki oluşmadı, bir sorun yaşamadım. Arayıp yönetim için teklif götürdüğüm arkadaşlar sağ olsunlar kabul edip yanımda yer aldılar. Kabul etmeyenlerin geçerli mazeretleri vardı. Pandemi yüzünden kimin ne yapacağı, nasıl yapacağı belli değildi. Evlere kapanmıştık, maske zorunluluğu devam ediyordu.
Pandemi ile mücadele ederken dernek binamız kentsel dönüşüme girdi, yıkıldı. 2 odalı bir ofiste faaliyetleri sürdürmeye çalışıyorduk. Etkinlik yapamadığımız için de finansal açıdan çok zor durumdaydık, elimiz kolumuz bağlıydı.
-Karşılaştığınız en unutulmaz veya dikkat çekici tepki neydi? Olumlu veya olumsuz tepkilerden örnekler verebilir misiniz?
-Kadınların geri bildirimleri çok değerliydi, beni çok motive etti. Yönetim ile birlikte Uzunyayla köylerini gezdik ilk yönetim dönemimizde. Büyükler her zaman tebrik ve takdirlerini ilettiler, dua ettiler. Gençler gelip resimlerimizi çektiler, rol model olduğumuzu söylediler.
İlk kadın başkan
Genç kızların rol model olarak görmeleri bir yana, herkesten olumlu geri bildirimler alıyorduk. Güzel sözler söylendi, saygı gösterildi, herkes yardımcı olmaya çalıştı, sağ olsunlar. Bunda şahsımız kadar ilk kadın başkan olmamın etkisi olduğu ve olumlu karşılandığının bilincinde hareket ettik. Çocuk ve gençlerdeki hayranlık dolu bakışlar, büyüklerimizin elimizi tutup samimi sözleri ve tavsiyeleri, arkadaşlarımın “başardık” dercesine yanımda saf tutmaları tarif edilemez duygular.
“KAFFED’den ayrılmamız ani ve fevri bir karar değildi”
-Çok radikal bir karar alarak çatı örgütü olan KAFFED’den sizin döneminizde ayrıldınız. Buna neden gerek gördünüz, taban mı zorladı?
-KAFFED’den ayrılmamız ani ve fevri bir karar değildi. KAFFED’in Çerkes toplumunun birliği, geleceği ve ortak çıkarları konusunda daha çok inisiyatif alan bir yapı olması gerekirken giderek farklı yönelimlerin etkisi altında kaldığını gözlemledik. Özellikle Dünya Çerkes Birliği (DÇB) ile kurulan ilişkiler bağlamında, toplumumuzun beklentileriyle her zaman örtüşmeyen bir yaklaşımın ağırlık kazandığını düşündük. Öte yandan yıllar içerisinde oluşmuş bazı dengelerin değişim ve yenilenme ihtiyacına yeterince alan açmadığını da gözlemledik. Delege yapısı ve karar süreçleri üzerinden şekillenen bu tablo, federasyon içinde daha adil ve kapsayıcı bir temsil anlayışının oluşmasını zorlaştırıyordu.
-Türkiye’de mevcut örgütlülüğümüzü nasıl görüyorsunuz, nasıl olmalı?
-Mevcut örgütlülüğümüz konusunda çeşitliliğe sahibiz. Kimilerine göre dağınık gibi görünse de bunun işin doğasında olduğunu düşünüyorum. Çünkü sonuçta bir ulustan bahsediyoruz. Anavatanımızda federe cumhuriyetlere sahipken diasporada ise çok farklı ülkelere dağılmış durumdayız. Ancak bir ulus olma bilinci son derece önemlidir ve her şeyi dönüştürebilecek, değiştirebilecek olan bu bilinçtir. Bu bilincin temel düzeyde mümkün olduğunca herkes tarafından benimsenmesi gerekir. Sadece “biyolojik” olarak Çerkes doğmuş olmak yeterli değildir.
“İstanbul İstişare Grubu’na da üyeyim”
-Daha sonra tekrardan örgütlerde veya sivil toplum kuruluşu (STK) dediğimiz herhangi bir kuruluşta veya siyasi bir organizasyonda görev alma olasılığınız var mıdır?
-Kayseri Kafkas Derneği’nde iki dönem gururla başkanlık yaptım ve seçimle gelinen makamlarda makul süre görev aldığımı düşündüğüm için sonrasında görev almayacağımı bir yıl önceden duyurdum. Şu anda zaten onur kurulunda yer almaktayım. Bununla birlikte İstanbul İstişare Grubu adıyla bilinen topluluğa 1,5 sene önce değerli büyüklerimin davetiyle dahil oldum. Ancak çok aktif katılım sağlayamıyorum.
-Bu yoğun ortamınızda, bir de hastayken fırsat bulup sorularımıza verdiğiniz içten cevaplar için çok teşekkür ediyoruz.
-Bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Toplumsal konularımızı dert eden; emek, zaman ve kaynak harcayan herkese minnettarım.







