Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

1950’li yılların Türkiye gündeminde: ‘Adapazarı Canavarı Abaza Basri’



Nejad Özsoy


Düzce’nin Esmahanım Köyü’nden Kutarba Basri Ersoy, namı diğer Abaza Basri’nin Türkiye’de manşetlere çıktığı dönemde İstanbul gazeteleri onun hikâyesini birçok kriminal olayla da ilişkilendirip boy boy yazmışlardı. Düzceli Abaza Basri, 1940’lı yılların sonunda adı Düzce-Adapazarı-Kocaeli bölgesinde sıkça duyulan bir kişiydi. Ona ulusal basında “Adapazarı Canavarı Abaza Basri” deniyordu.

O dönemi yaşamış kişilerden biri olan köylüsü rahmetli Kabba Nihat Kap, Basri’yi çocukluk yıllarından tanıdığını belirtiyor. Kap’ın anlatımına göre Basri, 1920 veya 1921 doğumluydu ve kalabalık bir ailede büyüdü. 1937-1938 yıllarında iki komşu aile arasında çıkan bir anlaşmazlık sonucu meydana gelen silahlı olayda, her iki aileden de can kayıpları yaşandı. Olay sonrası Basri ve ağabeyi Eşref tutuklandı. Eşref birkaç yıl sonra serbest bırakılırken, Basri 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezaevinden 1942-43 yıllarında firar etti ve uzun süre yakalanamadı. Basri’nin yakalanamadığı dönem boyunca, basında onunla ilgili çeşitli haberler yayımlandı. Faili meçhul olayların bir kısmı da ona atfedildi.

1948 yılında dönemin Jandarma Genel Komutanı Şükrü Kanatlı Paşa1, devlet tarafından Düzce’ye gönderildi. Paşa, Düzce Askerlik Şubesi’nde; Düzce, Hendek, Adapazarı, Akçakoca ve Karasu bölgesindeki Abaza ileri gelenleriyle bir hafta süren görüşmeler yaptı ve bu görüşmeler neticesi alınan karar gereği Abaza Basri’nin 3 gün içerisinde Şükrü Kanatlı Paşa’ya teslim olması kararı alındı. Şükrü Paşa alınan bu karardan çok memnun oldu ve Abaza büyüklerine ayrı ayrı teşekkür etti. Kabba Nihat Kap’ın babası Mahkeri Kap da bu toplantılara katıldı. Belirtilen sürenin sonunda bir pazartesi günü Şükrü Kanatlı Paşa, Gümüşova Jandarma Merkez Karakolu’nda toplantı halinde iken karşıdan gelen bir gence oturanların gözü takılır. Gelen genç düzgün yürüyüşü ve kıyafetleri ile tam bir salon beyefendisine benzemektedir. Elinde mendile sarılı, dıştan ne olduğu belli olmayan bir nesne taşımaktadır. Genç topluluğa yaklaşır ve paşanın tarafına yönelir. Bir askeri talebe edasıyla başı ile selam verir, elindeki nesnenin (silahı), namlu kendi elinde, kabzasını paşaya uzatır ve: “Paşam, ben aranan kişi Abaza Basri’yim, teslim olmaya geldim” der. Şükrü Kanatlı Paşa şaşırır ve duraklar. Gence hitaben: “Sen bir eşkıyaya benzemiyorsun. Bir salon beyefendisine benziyorsun” der. Paşa, Abaza Basri’yi yanına oturtur ve uzun uzun sohbet ederler. Bu teslim olma olayından sonra Paşa, Abaza Basri ile bizzat ilgilenir. Abaza Basri hakkındaki korkunç iddialara rağmen 1950’li yıllarda hürriyetine kavuşur.2

Abaza Basri’nin teslim olması dönemin Bolu gazetesinde şöyle geçmektedir: “26.9.1948 Pazar günü saat 12.30’da beraberinde dayısı Kamil ve kardeşi Remzi olduğu halde Düzce’nin Cumayeri Köyü ile Kışla Bucağı arasında ve şoseye yakın bir yerde Jandarma Genel Komutanımız Sayın Korgeneral Şükrü Kanatlı ve Kocaeli Jandarma Bölge Komutan Muavini Yarbay Sami Tümertekin’in yanlarına gelerek şimdiye kadar hiçbir yerde kullanmadığını ifade ederek belinden çıkardığı bir Parabellum tabancası ile 16 mermisini Genel Komutana teslim etmiş ve; ‘Devletimizin şefkat ve adaletine sığınıyorum’ diyerek teslim olmuştur. Sanık bundan sonra dayısı ve kardeşiyle birlikte bir Jeep arabası ile Düzce’ye ve oradan da saat 15’te J.G.K., Valimiz, Düzce Kaymakamı, İl J.K. ile birlikte Bolu’ya getirilmiş ve C. Savcılığına teslim edilerek cezaevine gönderilmiştir.” 3

Yine dönemin Vatan gazetesinde özetle bu teslim olma olayı şöyle anlatılmaktadır: “…Düzce’de dolaşan rivayetlere göre, Abaza Beyleri, Basri Ersoy’un söylendiği gibi cinayet ve soygunculuklarla alakasının olmadığını, kendisine atfedilen suçların hasımları tarafından tasni edildiğini söylemişler ve generalden teslim olduğu takdirde bu hususun göz önünde tutulacağına dair söz vermesini istemişlerdir. Korgeneral Şükrü Kanatlı, Cumhuriyet kanunlarının işlenmeyen bir suç için ceza vermeyeceğini, teslim olduğu takdirde Basri’ye kanun dışı hiçbir muamele yapılmayacağını söylemiştir. Bunun üzerine bu Abaza Beyleri de Basri Ersoy’un bir hafta zarfında teslim olacağına dair jandarma genel komutanına söz vermişlerdir…” Gazetenin haberine göre teslim olma olayı Düzce’ye 10 kilometre uzaktaki Çilimli sapağında meydana gelmiştir. Abaza Basri, Düzce ile Hendek arasındaki Çamdağı ormanlarından inerek yanında Abaza Beyleri ile birlikte bir araç içerisinde Çilimli sapağına gelmiş ve burada Şükrü Kanatlı Paşa’ya teslim olmuştur. Silah teslimi seremonisi burada da diğer anlatımlarda olduğu gibi gerçekleşmiştir. Bu teslim olayında Kanatlı Paşa’nın yanında eski jandarma alay komutanlarından Abgınba Rüştü Kobaş’ın da olduğu bildirilmektedir. Bolu Cumhuriyet Savcısı Zahit Tor yaptığı açıklamada Basri Ersoy’un adam öldürme suçundan Bolu Cezaevi’nde yatarken meydana gelen zelzelede cezaevi yıkıldığında kaçmadığını ve hatta zabıta kuvvetlerine yardım ettiğini belirtmiştir. Savcı, Basri Ersoy’un buradan gönderildiği Isparta Cezaevi’nde yatarken kükürt ocaklarında çalışmaktan kaynaklı rahatsızlandığını ve bunu bahane ederek firar ettiğini ifade etmiştir.4

Abaza Basri yakalandıktan hemen sonra Son Posta gazetesi yazarı Nusret Sefa Coşkun köşesinde bu olayı değerlendirirken şunları dile getirmiştir: “…Abaza Basri kendi ayağıyla gelerek Jandarma Genel Komutanı’na teslim oldu ve babasının katilini öldürmekten başka bir suçu olmadığı, kendisine isnat edilen suçlarla bir alakası bulunmadığını söyledi. Adapazarı Canavarı diye adlandırılan adamcağız gazetelerde kendisine isnat edilen suçları okuduğu zaman deliye döndüğünü de söylemiş, kendisine bu kadar suç isnat edilen ve aylarca dağlarda sürünmekten haleti ruhiyesi büsbütün berbat bir hale gelen bir adamın oldu olacak, mademki bütün bunlar benden biliniyor, ben de tevehhüm ettikleri canavarı gerçekleştireyim diyerek hakikaten bir canavar haline gelmesi pek mümkündü. Abaza Basri, yine aklı başında, ahlakı redâeti bir noktada frenlenmiş bir insanmış… Bir gazeteci olarak hadiseleri hayaller üzerine oturtmanın meslek bakımından hiç de isabetli bir hareket teşkil etmeyeceği iddiasında bulunmuştuk. Basri Ersoy’un isnat edilen suçlardan sıyrılınca basit bir katil olmaktan başka bir fevkaladeliği bulunmadığının anlaşılması üzerine bu iddianın isabeti kendiliğinden meydana çıkmıştır. Bazı meslektaşlarımın bu hadiseden ders almaları lazım geldiği kanaatindeyim…” 5

Abaza Basri’nin firari olduğu dönemde 20’ye yakın faili meçhul cinayete karıştığı basında iddia edilmişti. 14 Ocak 1949 tarihinde Adapazarı’nda başlayan mahkeme sürecinde Abaza Basri, firari olduğu dönemde bir kişinin dahi kılına zarar vermediğini belirtmiştir. Mahkemede firar öncesi neden mahkûm olduğunu soran hâkime şu cevabı verir: “1938 senesinde babamın katili İstanbullu Ferhat’ı öldürdüm. 15 seneye mahkûm oldum. Bu mahkûmiyetin bir kısmını Bolu Cezaevi’nde geçirdim… Bilahare Isparta Cezaevi’ne nakledildim ve oradan firar ettim.” 6

Bir yılı aşkın süren mahkeme sürecine basın büyük ilgi gösterir ve her mahkemeden haberler basında yer alır. 11 Mart 1950’de Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi Abaza Basri’yi ölüm cezasına mahkûm eder ve Nevşehir Cezaevi’ne gönderilir. Çıkan af kanunu ile bu ceza 20 yıla düşer. Abaza Basri’ye verilen bu ceza temyizde bozulur ve mahkemesi tekrar görülür ve sonuç olarak aldığı mahkûmiyet ile Sinop Cezaevi’ne gönderilir. Şubat 1954’te çıkan af kanunu ile cezasının bitmesine 23 gün kala bir olaya karışır. Mahkûmlardan Acıroğlu Hasan ile İstanbul’un o dönem ünlü kabadayılarından Benli Taci’nin adamı Abdullah arasında bir kavga meydana gelir. Kavgaya müdahale eden Benli Taci, Acıroğlu Hasan’ı karnından yaralar ve ölümüne neden olur. Hasan’ın yakın arkadaşı Abaza Basri tabancasını çekerek hem Abdullah’ı hem de Benli Taci’yi öldürür.

15. dönem CHP Sinop Milletvekilliği yapmış olan avukat Dipşov Yalçın Oğuz, ‘Adaletin Peşinde Bir Ömür’ adlı kitabında babası Çerkes Deli Hüseyin Ağa’dan aktarımla Sinop Cezaevi’nde yaşanan bu olayı farklı anlatmaktadır. Oğuz’un babası cezaevine iki tabanca sokmuş ve birisini dar günler için Abaza Basri’ye vermiştir. Olay günü babası cezaevi idaresiyle alışverişten dönüşte koğuş kapısında Acıroğlu Hasan’ı karnından bıçaklanmış halde bulurlar. Hasan, hastaneye götürülürken 7 günlük orman cezasını çekmek için hapishaneye düştüğünü anlatır ve hastaneye yetişemeden oracıkta ölür. Olayın faili Benli Taci ve adamları o sırada koğuşlarının bahçesinde nara atıp durmaktadırlar. Babası eline geçirdiği bir bıçakla duvardan atlayıp onların yanına ulaşmaya çalışır ve jandarmalar onu engeller. Cezaevi idaresi bu olaydan sonra Benli Taci ve adamını iki ayrı hücreye atar. Abaza Basri, Hüseyin Ağa’ya ne yapıp edip Benli Taci’yi öldüreceğini söyler. 1-2 gün sonra Abaza Basri tabancası ile Baltacı lakaplı arkadaşı da baltası ile Benli Taci’nin hücresinin kapısını kırıp odaya girerler ve Abaza Basri, Benli Taci’yi tabanca ile öldürür. Adamı ise yaralı olarak kurtulur. Abaza Basri, 1950’li yılların sonunda cezasını çekip cezaevinden çıkar ve yeni bir yaşama kucak açar. İlk olarak askerliğini yapar ve ardından evlenir. Biri kız, diğeri erkek iki çocuğu olur. Gençlik yıllarında hem yöremiz hem de Türkiye çapında gündem olan Abaza Basri, 1979 yılında da vefat eder.



1- Dönemin Jandarma Genel Komutanı Şükrü Kanatlı Paşa Çerkes kökenlidir. Kurtuluş Savaşı’nda 14. Kolordu Komutanı olan Kanatlı Paşa, Hatay meselesinde 3 Temmuz 1938’de imzalanan askersel antlaşma sonrası İskenderun Sancağı’na giren komutan olmuştur. 1947-49 yılları arasında Jandarma Genel Komutanlığı, Genelkurmay Harekât Yarbaşkanlığı ve Personel Başkanlığı, 15. Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde 1. Ordu Komutanı (1950-1951) iken 28 Aralık 1951 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na (1951-54) atandı. Bu görevde iken 15 Ocak 1954 günü İstanbul’da yaşamını yitirdi ve Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.

2- Bu kısım 2024 yılında vefat eden Kabba Nihat Kap’ın Abaza Basri ile ilgili almış olduğu notlardan derlenmiştir. Bu notları tarafıma ulaştıran Kutarba Hayri Ersoy’a çok teşekkür ederim.

3- Bolu gazetesi, “Basri Ersoy Nihayet Teslime Mecbur Edildi”, 30 Eylül 1948, s.1.

4- Vatan gazetesi, “Adapazarı Canavarı Abaza Basri Teslim Oldu”, 27 Eylül 1948, s.3.

5- Nusret Sefa Coşkun, “Adapazarı Canavarı ve Bazı Yazılar Dolayısıyla”, Son Posta gazetesi, 29 Eylül 1948, s.3.

6- Yeni Sabah gazetesi, “Abaza Basri’nin Muhakemesi”, 15 Ocak 1949, s.3.

7- Cumhuriyet gazetesi, “Kocaeli Canavarı Sinop Cezaevinde Tabanca ile İki Adam Daha Öldürdü”, 25.02.1954, s.6.

8- Yalçın Oğuz, Adaletin Peşinde Bir Ömür, Tunç Yayıncılık, İstanbul 2021, s.48.

Yazarın Diğer Yazıları

İttihatçı bir Osmanlı subayının Çerkeslerle ilgili düşünceleri ve Çerkeslik için ihtar*

İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1889’da Türkiye tarihindeki ilk tıp fakültesi olan Mektebi Tıbbiye-i Şahane öğrencileri tarafından ‘İttihad-i Osmani’(Osmanlı Birliği) adıyla gizli bir teşkilat olarak...

Çerkeslerde atçılık, at kültürü ve Düzce üzerine notlar

Kadim bir kültüre ve tarihe sahip olan Çerkeslerde atçılık binlerce yıllık geçmişten süzülerek bugünlere gelen bir bilimdir. Çerkeslerde ‘şı’ (шы) hem at hem de...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img