Metin Kodzoko’nun duyup ilettiği yankılar, belleğimin kapılarını aralayarak zihnimin yankılarını bana duyurdu.
Günümüz dünyasının teknolojisi, teknikleri, fikirlerini de hissettiren; geçmiş ile bugünü bağlayan bu üç albüm; bugünlerimizin albümü bence
Kulaklığımı takıp yürümeye başladım. Sabahın puslu havası içinde bir yandan yürüyor, bir yandan müzik seçmeye çalışıyorum. Paco de Lucia? Erkan Oğur? Birsen Tezer? Beatles? Cıkk… İstemedim. Kovacs? Şevket Elekberova? Safiye Ayla? Edith Piaff? Yok, onları da istemedim. Tarkan? Queen? La Mossa? Jrpjej?.. Derken, derken “La Traviata” kaydı geldi Viyana Devlet Opera Balesi’nden ve dinlemeye başladım. Yürüyorum ve dinliyorum, dinliyorum ve yürüyorum. Sanatçının kreşendoları, dekreşendoları, vibratolarıyla uyumlu uçuşup dururken ayaklarım; aklıma bu sabah okuduğum “Mily Balakirev’in ‘İslamey: Oryantal Fantezi’ (1869) Eserinde Çerkes Müziğinin Kültürlerarası Temsili” adlı makale geldi (URL-1). O zaman Balakirev’i dinleyelim deyip, “Islamey: Oriental Fantasy”yi açtım. 1867 tarihli bu besteyi neşeyle dinlerken, sürgün hikâyeleriyle büyümüş, diasporada yaşayan bir Çerkes olarak heyecanlanıp kendimi görmeye de çabaladım. İlk bölümünde görünür gibiydim, sanki sonra, sonra, sonra iyiden iyiye kayboldum. Balakirev’in gözünde ben kendime göre başka yerdeydim sanki. Eserin ilk kısmından sonra ben, ben değildim; başka bir toplumdu anlatılan, başka bir insandı, başka bir İslamey dansıydı. Ben yoktum.
Derken ve yürürken Balakirev bitti. Wezi Murad başladı, piyano eşliğiyle. Düşüncelerim hafifledi, sakinledi. Bildiğim bir şarkı ama bu kaydı ilk defa duyuyorum. “Kimin kaydı acaba?” diyerek telefonuma baktığımda; ekranımda çok uzaklardan bir güneşin yansıdığı puslu, yeşil bir vadi içinde bir piyanoyu ve piyanonun üzerindeki şu yazıyı gördüm: “Echoes of Circassia, Çerkesya’dan Yankılar-Ashemez”. “Neymiş ki bu?” deyip ikinci şarkıya geçtim. Şarkının adı: “The Dance of the Nalmes/Nalmes’in Dansı”. Piyanonun tınısı ile başlayan melodiye bir süre sonra yan flüt de katıldı. Yan flüt eşliği gelince Nalmes Dans Ekibi, birer birer sahneye çıktı gözümün önünde. Çerkes kadınlarının zarif elleri ve Çerkes erkeklerinin vakur duruşları yavaş yavaş sahneyi doldurmaya başladı.
Şarkı biter bitmez “Reklamsız müzik dinleme deneyimini keşfet” cümlesi duyulurken kulaklarımda, zihnimde halen az önceki piyano ve flüt eşlikli “The Dance of Nalmes” adlı kayıt yankılanıyordu. Kendimi görmeye başladım sanırım ve daha çok görmek istedim. Yürüyüşümün birinci turunda, albümün tamamını dinledim. 21 şarkıdan oluşan enstrümantal albümün tamamında tüm parçaların isimleri günümüz dünyasının dili olan İngilizce. Düzenlemeler Metin Kodzoko’ya, icralar Ashemez’e ait. Eserler, Batı klasik müziği anlayışı ile düzenlenmiş. Armoninin sınırları, nüanslar bu anlayışın izinde. Bunun yanında çocukluğumdan beri zihnimde uçuşan Elbruz Dağı’nın havasını getiren halkımın ezgileri de kendini gösteriyor, geri planda kalmamış.
Yürürken ve albümü dinlerken Vladimir Baragun, Anzeriko Ceslav, Nalmes, Yıslamey, dernek ekipleri, yazları düzenlenen dernek düğünleri, dernek geceleri; her biri yavaş yavaş yerini aldı. Hatta eşlik ettim bazı şarkılara, daha nahif şekilde. Umar Thabısım’a ait Wuidej Sinakoe, “On My Way To” ismiyle karşımdaydı ve Anzeriko Ceslav’ı da alarak arkama, söylemeye başladım. Vladimir Baragun, Ziramuk Kardengush, Anzeriko Ceslav, Umar Thabısım’ın bestelerinin yanında, yaşadığım coğrafyada “Ağlatan Kafe” olarak bilinen, Faruk Kanşat’ın bestesi olan dans müziği ve “Kayseri İstasyonu” adlı şarkı da albümde mevcut.
Kabardey-Balkar, Adigey ve diasporada yükselen seslerin piyano ile birleşmesinden oluşan albüm, zarifane şekilde belleğimin hikâyesini oluşturdu yavaş yavaş. “Ballad of Love/ Aşk Baladı” adlı düzenlemede iki farklı müzik cümlesi var. Bu iki cümle akorlarla genişliyor sanki. Eser, ağır aksak ilerliyor ara sıra. Orijinalinde daha hızlı iken burada, bu dans müziği andante olarak icra edilmiş. Sanki piyanist, yeniden hatırlıyormuş gibi bir hava oluşuyor. “On My Way To/ Yolundayım” adlı parçada ritim, bazı kısımlarda doliyi ve dans ritimlerini anımsatıyor. Geleneksel olanı tınlatan bu kısımda eser, mezzoforte icra ediliyor. Bu düzenleme, orijinali göstermesi bakımından önemli. “Bzhedugh Islamey” ritmik bir parça. Geleneksel çalımın yankısı piyanoda duyuluyor. Tiz notaların bir kısmı, bazı ölçüler kamılı andırıyor. “A Playful Love Song/ Oyunbaz Bir Aşk Şarkısı” adlı parçanın tavrı, atmosferi kaşen olan bir çiftin dansını, genç bir kızın nazlanışını, genç erkeğin sevgisi için mücadelesini hayal ettiriyor. “Echoes of Circassia/ Çerkesya’dan Yankılar” albümü adım adım ilerlerken bir yerlerden Nartların bilge kadını Setenay Guaşe, yaşlı bilge kişileri Wrıjmeg de seslendiler sanki…
Ben böyle kendi hikâyeme, hayalime dalmış yürürken ve parkurda birinci turu da tamamlamışken, şarkı listesinin altında başka bir resim daha gördüm. Bu resimde; piyano deniz kıyısındaydı, güneş yine uzaklardaydı ve bir flüt gölgesi de piyanonun üzerine düşmüştü. Piyanonun üzerindeki yazı: “Echoes of Abkhazia/ Abhazya’dan Yankılar-Ashemez”. Ashemez tarafından çıkarılan yeni albümün kapağı bu resim. İlk şarkıya tıkladım ve böylelikle yürüyüşümün ikinci turu başladı. Piyanonun merkeziyeti ve flütün gölgesi, albüm boyunca devam etti. Yürürken ve Abhazya’nın yankısını dinlerken, zihnim; bir yandan Abhazya’yı, bir yandan dünyanın farklı bölgelerini dolaştı. Albümde 15 parça var ve piyanoda bu parçalara Marco Bianchi ile Aisling Bryne eşlik ediyor. Flüt ve düzenlemeler, Metin Ashemez’e ait.
Tamamının Abhaz halk şarkılarından oluştuğu albüm; Abhazya’nın atmosferini, ruhunu ve neşesini hissettiriyor dinleyene. Bu albüm, “Echoes of Circassia”ya göre daha renkli. Örneğin; “Fama (Satire on a Corrupt Kolkhoz Accountant)/ Yozlaşmış Bir Çiftlik Muhasebecisi Üzerine Hiciv” adlı düzenlemede, piyano tavrı zaman zaman erken dönem caz müziğini, 1920’lerin, 1930’ların Broadway yapımlarını anımsatıyor. Modülasyonlar, akorlar; caz havası estirse de klasik Batı müziği çerçevesinden de ayrılamadım. Mozart’ın yanı başında; caz, yanı başında Abhazya belirdi. Antitsa (Satire on a Work-Shy Kolkhoz Worker)/ İşten Kaçan Bir Çiftçi İşçi Kadın Hakkında Hiciv” adlı düzenleme; İngiliz, Kelt, İskoç müziğini; Rönesans dönemi Avrupa folk müziklerini duyuruyor. Yan flüt, zaman zaman Rönesans dönemi flüt sesini duyuruyor. “Ritsa” şarkısının düzenlemesi; klasik Batı müziği tavrında. Bunun yanında bu düzenleme; şarkının ezgisini, sözlerini ve Ritsa Gölü’nün ferah havasını yanı başıma taşıdı hemen. “Azamat” adlı şarkının düzenlemesini dinlerken ise çiftçi Azamat’ı, karısını ve çocuklarının mutluluğunu, neşesini gördüm, bir yandan da dilim, şarkının sözlerini mırıldandı. “Abkhazian Dance Melody/ Abhazların Dans Melodisi” kulaklarımdayken ayaklarım ritmik şekilde ilerledi dans eder misali. “The Song of Narts / Nartların Şarkısı” adlı parçanın girişindeki flüt ve atın dörtnala gidişinin sesi, lirik bir hava yarattı. Nartların köylerine gittim. Piyanodan duyulan ezgilerle beraber günümüze döndüm, Nart köylerinin halklarını alıp günümüze getirdim. Onlarla beraber tamamladım ikinci turumu da; kimi zaman hüzün, kimi zaman sevgi, kimi zaman özlemle…
Zihnimin yankıları ayak izime karışırken döndüm baktım kendime şöyle bir… “Bu kadar mıydı zihnimde yankılananlar?” sorusunun izinden, parkın çıkış kapısına yönelirken ayaklarım; malum müzik uygulaması, yeni bir albüm önerdi. Başka biri tarafından “Echoes” ile başlayan bir albüm kapağı daha… Bu kapak daha farklı diğerlerinden; sarı bozkır içinde tek bir yeşil ağaç var sadece. Albümün adı: “Echoes of the Circassian Diaspora/ Çerkes Diasporasının Yankıları-Orchestral Interpretations/ Orkestral Yorumlar-Metin Kodzoko”. “Başka biri tarafından hazırlanmış” fikrinin ardından merakla bu resme tıkladım ve yeni bir yürüyüş turu başladı. Sonradan öğrendim ki Metin Kodzoko ile Ashemez aynı kişiymiş. 20 şarkıdan oluşan bu albümde enstrümanlar daha geniş, tınılar daha geniş, modülasyonlar daha geniş… Piyano merkezden çekilmiş, üflemeli çalgılar ve yaylı çalgılar merkeze yaklaşmış, daha ön plandalar.
Bir diaspora çocuğu olarak yazımın başında saydığım sanatçılardan, çeşitli müzisyenlerin kayıtlarından, ekranlardan, konserden, klipten, minibüsten, hemen her gün modern hayatın her yerinden durmadan gelen seslere, ezgilere dair izleri yakaladım bu turda birer birer. Örneğin; “Nisashe Wored/ Gelin Getirme Şarkısı” adlı parçanın başında mini bir akapella bölüm var. Tezahüratla başlıyor şarkı. Bu akapella kısım Çerkes müziğinin çoksesli tavrı ile oldukça uyumlu. Gelin evden çıkarken yapılan tezahürat bu… Bu bölümde solistin onu destekleyen koroya (Jıu) verdiği cevaplar, yani solistin artistik tavrı, ara ara Hint müziğini anımsatıyor. Bu kısım; adagio yani rahat, yavaş, telaşsız. Akapella bölümden sonra aynı melodi hafif şekilde flüt ve yaylılar ile çalınıyor. Flüt ve yaylılar, tıpkı baştaki solist ve koro atışması gibi birbirlerine sorular sorup cevap veriyor. Bu kısım, andante yani sakin bir yürüyüş hızında. Gelin, yavaş yavaş damat evine götürülüyor. Üçüncü bölüm ise dans kısmı; allegro yani hızlı ilerliyor. Önceki bölümlere göre neşeli ve ritmik. İşte bu bölüm, düğün bölümü. Bu albümde yankılara akordeonun yankısı da karışıyor.
20 parçadan oluşan albümün 10 parçasında akordeon sesiyle diasporanın yankısına, günümüzde “Çerkes müziği” denince akla gelen o ezgilere daha da yaklaştım; o ezgilerin hepsini duydum birer birer. Diğer iki albümden farklı olarak bu albümde şarkı isimlerinin Çerkesçe olması, beni albüme bir adım daha yaklaştırdı. “Si Kabardey” adlı parçanın girişinde açılmaya yüz tutan bir kapı gıcırtısı ve ardından Çerkesçe bir diyalog duyuluyor. Sanki bir filmin bir sekansının başlangıcı gibi; sanki çocukluğumda, babaannemin evinde gözüm halen uykudayken kulağıma çalınan babaannemin ve dedemin konuşmaları gibi. “Mezdegu (Sheshen)” adlı parçada şeşen dansının figürlerine doğru kayarken ellerim, omuzlarım ve ayaklarım; klarinetin sesi de bir senfoni orkestrasının havasını duyuruyor. “Zenibgoush” adlı düzenlemenin başında ise kadınların akapella sesi duyuluyor. Yine bir tezahürat bölümü. Bu kısımda duyulan sesler, kilise korosu renginde kendini gösteriyor. Ardından yaylıların girmesiyle renk değişiyor, sonra piyano ve yan flüt derken, derken sesler genişliyor, aynı ezgi her tekrarda yeni bir renge bürünüyor. Sanki bir kız çocuğu her adımında büyüyüp gelişiyor, değişiyor. Dünyanın farklı bölgelerinde diasporada yaşayan, anavatanına özlem duyan, zihninde sayısız ses ve renkle büyüyüp değişen bireyin belleğinde kalanların bütünü aktarılıyor.
Ve o sesten bu sese, o renkten bu renge, o anıdan bu düşünceye gidip gidip geldiğim yürüyüşüm tamamlandı. Metin Kodzoko’nun duyup ilettiği yankılar, belleğimin kapılarını aralayarak zihnimin yankılarını bana duyurdu. O piyanonun başına ben geçtim ve günden güne müziğim büyüdü. Günümüz dünyasının teknolojisi, teknikleri, fikirlerini de hissettiren; geçmiş ile bugünü bağlayan bu üç albüm; bugünlerimizin albümü bence. Zihnimden gelip geçen pek çok sesi ben, bu albümlerde buldum. Ana ezgiyi kaybetmeden yaptığı başarılı düzenlemelerle Metin Kodzoko, bana kendi filmimi oynattı bir yürüyüş zamanı. Belki siz de kendi filminizi yaşamak istersiniz diye aşağıya bu üç albümün bağlantı linkini bırakıyorum (URL-2, URL-3, URL-4).
İyi ki müziğin getirdiği özgürlük var…
Erişim tarihi: 8 Mart 2026
URL-2: https://m.youtube.com/playlist?list=PLbY-C1G8iHZw_UEQ5gwR4aIxwE8vwu_KP
Erişm tarihi: 8 Mart 2026
URL-3: https://m.youtube.com/playlist?list=OLAK5uy_nprnTTEoSzG6_3wVd3ktkWL13_36awLGI&playnext=1&index=1
Erişim tarihi: 8 Mart 2026
URL-4: https://m.youtube.com/playlist?list=OLAK5uy_m7wbBi0XyJrBZWtSfLhaYpOE2IBqJvKQ0
Erişim tarihi: 8 Mart 2026

Metin içinde geçen terimlerin açıklaması:
La Traviata: İtalyan besteci Giuseppe Verdi tarafından bestelenmiş, dünya opera literatürünün en ünlü ve en çok sahnelenen eserlerinden biridir. İlk kez 1853 yılında Venedik’te sahnelenmiştir.
Mily Balakirev: (1837-1910), Rus müzik tarihinin en etkili figürlerinden biri, besteci, piyanist ve orkestra şefidir.
Kreşendo: Müzikte ses şiddetinin kademeli olarak artırılması.
Dekreşendo: Müzikte ses şiddetinin kademeli olarak azaltılması ve hafifletilmesi.
Vibrato: Bir sesin perdesinde yapılan çok küçük ve hızlı dalgalanmalarla sese sıcaklık ve derinlik kazandıran teknik bir süsleme.
Fantasy/Fantezi: Bestecinin geleneksel formlara bağlı kalmadan, tamamen hayal gücüne ve özgür bir anlatıma dayalı olarak kurguladığı enstrümantal eser türü.
Wezi Murad: Çok bilinen, sevilen ve çokça söylenen bir Çerkes halk şarkısıdır.
Nalmes: Adigey Cumhuriyeti’nin dünyaca ünlü devlet halk dansları topluluğu olup, Kafkas kültürünün estetiğini sahneye taşıyan bir semboldür.
Armoni: İki veya daha fazla sesin aynı anda tınlayarak dikey bir uyum oluşturması ve melodiyi destekleyen zengin bir ses yapısı kurması.
Elbruz: Kafkas Dağları’nın zirvesi olup, bölge halklarının mitolojisinde ve şarkılarında sarsılmaz bir görkemi temsil eden sembolik bir dağ.
Yıslamey: Mily Balakirev gibi bestecilere ilham veren, Çerkes halk danslarının enerjisini ve ritmik kıvraklığını yansıtan çok hızlı ve teknik beceri isteyen bir dans ezgisi.
Balad: Hikâye anlatma özelliği ağır basan, genellikle hüzünlü, lirik ve epik bir atmosferi olan şiirsel şarkı formu.
Andante: Müziğin “yürüyüş hızında”, yani ne çok yavaş ne de çok hızlı, sakin bir tempoda icra edilmesi.
Mezzoforte: Müzikte sesin “orta gürlükte”, yani ne çok hafif ne de çok yüksek bir şiddette seslendirilmesi.
Adagio: Eserin oldukça yavaş, ağırbaşlı ve derin bir duygusallıkla icra edilmesini ifade eden tempo terimi.
Tınlamak: Bir sesin veya bir çalgının çıkardığı sesin bir boşlukta yankılanması, tınısının duyulması ve bir etki bırakması.
Kamıl: Adige kültüründe kamıştan yapılan, nefesli bir çalgı olan ve dağların mistik havasını yansıtan kadim bir kaval türü.
Doli: Kafkasya ve çevresinde yaygın olarak kullanılan, elle çalınan ve ritmik yapının temelini oluşturan küçük, silindirik bir vuruşlu çalgı.
Diaspora: Bir halkın anavatanından koparak dünyanın farklı coğrafyalarına dağılması ve bu halkların yaşadığı yerler.
Akapella: Herhangi bir enstrüman eşliği olmadan, eserin sadece insan seslerinin uyumu ve çoksesliliği ile icra edildiği müzik tarzı.







