Türkiye’deki X ve Instagram hesaplarına yönelik son dönemde artan erişim engeli kararlarına yenileri eklendi.
En az 150 hesap erişişime engellendi
2008 yılından bu yana Türkiye’de erişime engellenen web sitelerini, haber ve sosyal medya içeriklerini takip eden İfade Özgürlüğü Derneği’nin (İFÖD) EngelliWeb hesabına göre Bizim TV ile aralarında BirGün gazetesi muhabirleri Meral Danyıldız ve Sarya Toprak, ANKA Haber Ajansı adliye muhabiri Esra Tokat ile avukatlar Sena Yazıbağlı ve Tuncay Koç’un da bulunduğu en az 150 X hesabı erişime engellendi.
Fon krizi, Narin Güran cinayeti ve Furkan Hareketi hakkında paylaşım yapan kullanıcıların yoğunlukta olduğu hesapların bir kısmı, X tarafından Türkiye’den görünmez kılındı. T24’ün internet sitesi ve sosyal medya hesapları hakkında kapatma kararı verildi.
Son erişim engelleri, gazeteciler, hak savunucuları, medya kuruluşları ile kadın ve LGBTİ+ örgütlerinin sosyal medya hesaplarına getirilen sansür dalgasının en yenisi.
Son zamanlarda Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Lambdaistanbul, SPoD ve çok sayıda kadın ve LGBTİ+ örgütünün X hesabı sansürlendi.
Evrensel, Kısa Dalga, Uluslararası Af Örgütü Türkiye, Barış Akademisyenleri ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) hesapları da aynı sansür dalgasına maruz kaldı.
Gazeteciler Özlem Akarsu Çelik, Fırat Fıstık, Hilmi Hacaloğlu, Alptekin Dursunoğlu, İnan Mutlu, Canan Kaya, Naz Yavuzarslan, Dinçer Gökçe, Ersin Eroğlu, İrfan Değirmenci, Şirin Payzın, Yıldız Tar, Yusuf Çelik, Göksu Başaran, Nisan Çıra, Zilan Azad, Oğulcan Özgenç’in hesapları da benzer şekilde geçtiğimiz süreçte karartıldı.
İFÖD’ün kurucularından hukuk profesörü Yaman Akdeniz, sendikacı Başaran Aksu, ekonomist Emre Şirin gibi isimler de sansürden nasibini aldı.
“Toplumun hakikatle kurduğu bağ zayıflamaktadır”
DİSK Basın-İş’ten yapılan açıklamada, son günlerde çok sayıda X ve Instagram hesabına erişim engeli getirilmesinin “sansür pratiğinin kurumsallaşmış bir boyuta ulaştığına işaret ettiği” belirtildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Sansürün dijital platformlar aracılığıyla ve ‘hız’ vurgusuyla meşrulaştırılması, hukuki denetimden yoksun bir müdahale alanı yaratmaktadır. Kamuoyunu bilgilendiren, hak temelli çalışma yürüten aktörlerin susturulması, ‘milli güvenlik’ veya ‘kamu düzeni’ gibi soyut gerekçelerle savunulamaz. Zira demokrasiler, en zor konuların bile konuşulabildiği, sorgulanabildiği ve raporlanabildiği rejimlerdir. Susturma operasyonları genişleyerek devam ettiği sürece, demokratik kamusal alan daralmakta; toplumun hakikatle kurduğu bağ zayıflamaktadır. Basın özgürlüğü, yalnızca gazetecilerin değil; her yurttaşın özgürlüğüdür.”







