İspanya’da düzenlenen Uluslararası Müzeler Konseyi’nin Kıyafet, Moda ve Tekstil Koleksiyonları’nın Madrid’de Kostüm Müzesi’nde (Museo del Traje) düzenlenen konferansında 6 Ekim 2026’da Kafkasya ve diaspora müzelerinde Çerkes kıyafetlerinin sergilenme yöntemleri ve sergilenen kıyafet ile ilgili eserler üzerine bir konuşma yapma hazırlığındaydım. Sürekli müzeler ve sergileri ziyaret etmiş kişilerin sosyal medya paylaşımlarını inceliyor, geleneksel kıyafetlerimizin sunumundaki detayları, insanların neleri görüp neleri göremediğini yakalamaya çalışıyordum. Derken sosyal medyada önüme, bana çok tanıdık gelen, iki eski geleneksel giysili Çerkes kadın fotoğrafının etkileyici ve modern birer resme dönüştürüldüğü ve Nalçik’teki müzede sergilendiği haberi çıktı. Hemen resimlerin ressamını araştırdım ve Karmoart diye bir sosyal medya hesabına ulaştım. Sayfayı inceledikçe genç bir kadın ressam olan Elmira Karmokova’yı (Kupova) şimdiden herkesin tanıması gerektiğini hissettim. Çerkes kadın ressamlarının diasporada da daha tanınır olması, desteklenmesi ve uluslararası görünürlüklerinin artmasının önemli olduğunu yıllar önce sevgili Elçin Başol ile “Türkiye’de Çerkes Kadın Ressamlar” üzerine yazdığımız makaleyi sunduğumuz Maykop’ta gerçekleşen konferans sırasında da fark etmiş ve pandemiyle yarıda kalan çalışmamızı daha ileriye taşıyamamıştık.
Sevgili Elmira’ya kendisini tanımak ve bu kadın resimlerinin hikâyesini yazmak istediğimi söylediğimde beni kırmadı ve aşağıdaki röportaj ortaya çıktı. Okumaktan keyif alacağınızı ve Elmira’yı ve onun çevresindeki diğer kadın sanatçılarımızı takibe alacağınızı umuyorum.

-Sevgili Elmira, öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?
-Sanatçı bir ailede büyüdüm (babam Aslan Karmokov). Çocukluğumuzdan beri kız kardeşimle birlikte tüm boş zamanımızı resim yapmaya ayırdık. İkimiz de oyuncaklardan çok boyalar, fırçalar, pastel boyalar ve renkli kalemlerle ilgileniyorduk. Önce sanat okulunda, sonra Nalçik Tasarım Koleji’nde eğitim gördüm.
Annem Abhazya’da büyüdüğü için anadilime tam olarak hâkim değildim. Dilin yanı sıra halkımın kültürünün, tarihinin ve geleneklerinin bazı yönleri de bana yabancıydı. Zamanla bu boşlukları doldurma arzusu geliştirdim. Dili öğrenmeye başladım ve Çerkeslerin tarihi ve kültürel mirasıyla daha çok ilgilenmeye başladım. Birçok şeye sadece bu kültüre ait biri olarak değil, onu daha derinlemesine anlamaya çalışan bir araştırmacı olarak bakıyorum.
Bence bu süreç, çalışmalarıma birçok şekilde yansıyor. Benim için sanat, bir keşif aracı haline geldi. Benim için her şey basit; sevdiğim şeyleri resmediyorum ve kültürümüz tükenmez bir ilham kaynağı.
-Geçen aylarda Nalçik’teki bir sergide iki eseriniz yer aldı. Bundan bahseder misiniz?
-20 Ağustos’ta Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Ulusal Müzesi, “Sonbahar Efsaneleri” başlıklı bir sergi düzenledi. Sergi, destansı şiirlere, eski efsanelere ve masallara adanmıştı. Eserlerimle katıldım ve başlıklar için eski Çerkes isimlerini seçtim: Гуащэнэху ve Дахэнагъуэ. Bu isimlerin Çerkesçe bilmeyen biri için telaffuzunun zor olacağını biliyordum, ancak organizatörlerden yazımlarını daha basit bir şeye dönüştürmemelerini rica ettim. İzleyicinin sadece kadın imgeleri görmesini değil, aynı zamanda alışılmadık bir şeyle karşılaşmasını; bu isimlerin anlamını öğrenmeye çalışmasını; Çerkes dili ve kültürüne ilgi duymasını istedim.
Kadın karakterler arşiv fotoğraflarından esinlenerek oluşturuldu. Fotoğrafları öncelikle görsel çekicilikleri nedeniyle seçtim: Kadın karakterlerin ifade gücüne, karakterlerine ve elbette geleneksel işlemeli elbiselerine hayran kaldım. Benim için nakış sadece dekoratif bir unsurdan daha fazlası; kendi başına büyük bir kültürel öneme sahip.
Geçen yıl yün iplikten bir panel üzerinde çalışıyordum. Babam beni ipliklerle çalışırken görünce sürekli büyükannesini düşünüyor, ondan ve günlük hayatından bahsediyordu. Büyükannesi elinden her iş gelen ve asla boş durmayan bir kadınmış. Şefkatli elleriyle sıcak bir atmosfer yaratır, evi canlı tutar ve ailesine bakarmış. Onun yaptıkları aslında çok büyük bir işti ama özel bir şey gibi hissettirmiyordu. Sonra düşündüm ki, tarihimizde isimleri ve eylemleri hatırlanmayı hak eden birçok büyük kadın var. Ancak ben çalışmalarımı, hayatları belki de tarihe geçmemiş ama ailelerinde derin izler bırakmış kadınlara adamak istedim. Bu tür hikâyelerin korunmayı hak ettiğine inanıyorum.
-Bu gerçekten çok kıymetli bir konu ve önümüzdeki günlerde bahsettiğiniz gibi kadınların dikiş-nakış ile ilişkili bıraktığı izleri ve yaşam hikâyelerini bir araya getiren, benim de Özlem Şendeniz adlı Laz bir arkadaşım ile birlikte editörlüğünü yaptığım “İlmek İlmek Dikiş Nakışın Otoetnografisi” adlı bir kitap çıkacak Türkiye’de. Özel değilmiş gibi gözüken ancak hepimizin hikâyeleriyle bir şekilde kesişen yaşamların hikâyeleri çok önemli. Sizin de sanatınıza bunu yansıtmanız çok kıymetli. Peki, sizce geleneksel Çerkes kadın kıyafeti günümüzde ne kadar etkili bir şekilde korunuyor?
-Bence bugünlerde ulusal kıyafet giderek özel günler için ayrılmış bir giysi haline geliyor. Bunun bir nedeni, insanların onu “yanlış” giymekten, eleştiri veya kınamayla karşılaşmaktan korkmaları olabilir. Gelenek katı bir şekilde düzenlenmiş olarak algılandığında, insanların kendi yorumlarını ifade etmeleri zorlaşabiliyor.
Bunu kendi düğünümde bizzat yaşadım. Bir tasarım öğrencisi tarafından yapılmış sıradışı bir faşe (geleneksel Çerkes elbisesi) seçtim. Çok dikkat çekti ve herkes anlayamadı. Hatta bazı konuklar, elbise geleneksel Çerkes kıyafetinin temel özelliklerine uysa da, gelinin Çerkes olup olmadığını bile sorguladılar. Bu olay, kültürel mirası koruma ile onu geliştirme, modern zamanlara uyarlama ve yeni ifade biçimleri arama fırsatı arasındaki sınırın nerede olduğunu düşünmeme neden oldu. Geleneklerin, yerleşik imajdan herhangi bir sapmanın hata olarak algılanacak kadar kırılgan olmaması gerektiğine inanıyorum. Aksine, ulusal kıyafetin yaşamaya devam etmesini istiyorsak, deneme ve yeni yorumlar için alan yaratmak önemli. Aynı zamanda, tarihini bilmek, benzersiz özelliklerini ve detaylarının önemini anlamak da şart.
“Her halk gibi, Çerkes kadınlarının da çeşitli kişilikleri, mizaçları, kaderleri ve hayata bakış açıları vardır. Sanattaki kadın imgelerinin çokyönlü ve canlı olmasını istiyorum”
-Çağdaş sanatta Çerkes kadın imajı hakkında ne düşünüyorsunuz?
-Çerkes kadınlarının hepsinin farklı olduğunu anlamanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Onları tek bir imaja indirgeme fikrine katılmıyorum. Her halk gibi, Çerkes kadınlarının da çeşitli kişilikleri, mizaçları, kaderleri ve hayata bakış açıları vardır. Sanattaki kadın imgelerinin çokyönlü ve canlı olmasını istiyorum.
-Eserlerine hayran olduğunuz sanatçılar var mı?
-Elbette, yaratıcı çalışmalarımda babamın görüşü etkili oluyor; çok yüksek bir el becerisine sahip. Hayran olduğum sanatçılar arasında, halk el sanatlarını sanata dönüştüren Ruslan Mazlo da var. Ruslan üniversitedeki en sevdiğim öğretmenimdi. Bize çizim, resim ve argen dokuma öğretti. Ayrıca Zaina El Said ile de güçlü bir bağım var. Eserleriyle ilgileniyorum ama kişiliğine de hayranım. Hassas, empatik ve nazik biri. Bana göre bunlar, birçok yönden gerçek bir sanatçının nitelikleridir; çevremizdeki dünyayı incelikle algılama, başkalarıyla empati kurma ve çevremizde olup bitenlere açık kalma yeteneği.
Hamid Savkuev’in ustalığına hayranım. Bir sanat eserinin, zanaatın derin bir ustalıkla desteklenmesi, ustanın dokunuşunu, deneyimini ve malzemeyle çalışma konusundaki özgüvenini hissedebilmeniz benim için önemlidir. Bu profesyonellik seviyesine gerçekten değer veriyorum.
-Geçen günlerde sosyal medya hesabınızda başka bir sanatçıyla işbirliği içinde oluşturduğunuz kâğıt bebekler projenizi gördüm. Lütfen bu çalışmadan da bahsedebilir misiniz?
-Instagram sayesinde hayatıma yakın arkadaş edindiğim biri girdi: Adige ninnilerinden oluşan bir kitabı resimleyen Abhazyalı sanatçı Saida Ayüdzba.
Bence benzer bir dünya görüşünü paylaşıyoruz ve ikimiz de sanat yoluyla köklerimizi keşfetmekle ilgileniyoruz. Bu durumda, sanat bana ruh ikizi bulmamda yardımcı oldu. Saida da benim gibi çocuklarla çalışıyor ve çocukluk hobilerimizden bahsederken, ikimiz de çocukken kâğıt bebekleri ne kadar sevdiğimizi hatırladık. Ve tabii ki, ikimiz de bir kâğıt bebeği ulusal kıyafetlerle giydirmek istedik. Teknik konularda biraz zorlanıyordum, ama Saida hemen yardım etmeyi teklif etti. İlk prototipi yaptım ve işyerindeki küçük öğrencilerime götürdüm. Bebeği gerçekten çok sevdiler; ona kendilerini kaptırdılar ve bir erkek bebek eklemek istediler. Oyun yoluyla öğrenmenin en iyi yol olduğuna inanıyorum.
-Daha önce bir Abaza arkadaşımla yaptığımız çalışmada Türkiye’de Çerkes kadınların sanat alanına nadiren girdiklerini fark etmiştik. Eserlerinde Kafkas temalarını işlemek isteyen genç kadın sanatçılara ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
-İnsanlar genellikle bir kadın sanatçıyı anlamakta zorlanabilirler, özellikle de sanat onun için bir hobi değil de meslek ise… Bunun zaman, çaba, disiplin ve tam bir bağlılık gerektiren gerçek bir iş olduğunu başkalarına açıklamak zordur. Dışarıdan bakıldığında, yaratıcılık genellikle romantik görünür. Sanatçıların yalnızca ilhamla çalıştığı, resimlerin özel bir akışla ortaya çıktığı ve sürecin zahmetsiz olduğu yönünde birçok klişe vardır. Sanatta yer alan kadınların niyetlerinin ciddiyetini kanıtlamaları gerekir.
Genç sanatçılara öncelikle yeteneklerini geliştirmelerini tavsiye ederim. Sürekli yeni bir şeyler öğrenmeye ve kendilerini geliştirmeye açık olmalılar. Benzer düşüncelere sahip insanlarla bir araya gelmek, sanat hakkında konuşabileceğiniz, fikirlerinizi, şüphelerinizi ve deneyimlerinizi paylaşabileceğiniz kişiler bulmak çok önemli. Böyle bir ortam, gelişim için inanılmaz derecede faydalı.
Daha yetenekli ve deneyimli sanatçılardan tavsiye almaktan çekinmemeliler. Bence gerçek bir usta, sadece hataları işaret etmekle kalmaz, aynı zamanda bunu sanatçıya ve eserine saygı duyarak, incelikle yapar. Yapıcı eleştiri, aşağılayıcı veya değersizleştirici olmamalıdır; amacı, henüz kendinizin fark etmediği şeyleri görmenize yardımcı olmaktır.
Merakınızı korumak, soru sormaktan korkmamak ve mesleki gelişimin uzun vadeli bir süreç olduğunu hatırlamak önemlidir. Son olarak da, ilk zorluk belirtisinde tutkunuzdan vazgeçmemek ve ilerlemeye devam etmek gerekir.
-Çok teşekkürler, dilerim geleneksel öğelerimizi ve hikâyelerimizi, dilimizi, kültürümüzü sizin gibi sanatına yansıtan değerli sanatçılarımıza toplumumuz her zaman sahip çıkar ve bu şekilde değişimden korkmadan, birlikte gelecekte de var olabiliriz.







