Kadınlarımız ne diyor?

0
137

Bir toplumun ne kadar uygar olduğu, kadınlarına verdiği değer ile ölçülmelidir. Çerkes toplumunda kadının yeri her zaman eşitlikçi bir yaklaşım doğrultusunda olmuş, toplumda kadın erkekten ayrıştırılmamış, saygı görmüş, sözüne ve emeğine değer verilmiştir. O kadar ki Nart mitolojisinden toplum düzenine, düğününden karar mekanizmalarına hep ön saflarda yer almıştır. Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde gözlemlediğimiz geleneksel tavır, çevresel veya inanç bazlı küçük farklılıklar gösterse de kadına saygı hiçbir zaman vazgeçilmeyen bir değerdir.
Bir kültürün en iyi aynalarından biri de danslarıdır. Çerkes eğlentilerinde ve düğünlerinde Çerkes kadın ve erkekleri aynı anda birlikte ve sıra ile çiftler halinde dans ederler. Hareketleri zarif ancak beceri dolu olmak zorundadır. Bütün bu ölçütler de kadının gördüğü eşit değerin göstergesidir.
Sürgün temelli göçün sonrasında Osmanlı topraklarına gelip kendine yer edinen Çerkesler, ve genel anlamda Kuzey Kafkasyalılar, sosyal hayatta da etkin olmuşlar ve kadınlar bu alanda da erkeklerden geri kalmamışlardır. Örneğin, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında “Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti” adlı sosyal dayanışma derneği kurulmuş ve “Çerkes Numune Mektebi” adlı anaokulu ve ilkokul düzeyinde bir eğitim kurumu oluşturmuşlardır. Bu okulda kız ve erkek öğrenciler bir arada Latin alfabesi ile dersler görmüş, aynı zamanda sanat eğitimi, tiyatro ve müzik dersleri de verilmiştir. Çerkes kadınlarının girişimciliği hiçbir zaman izin veya baskıya tabi olmamıştır. O kadar ki günümüz toplumunda da yazar, ressam, sinema ve tiyatro oyuncusu, dansçı, bilim insanı, yönetici olarak birçok alanda ileri gelen Çerkes kadın isimlere rastlamak mümkündür.
Ancak bu algılar içeriden bakan insanlar olarak bize ait düşünceler midir, doğru algılar mıdır diye de sorulabilir. Burada bir anekdotu paylaşmak isterim. Uzun yıllar önce tesadüfen tanıştığım emekli bir subay, kendisinin uzun yıllar Kars’ın Çerkeslerin yoğun olduğu bölgelerinde çalıştığını ve gözlemlerinin hiç de benim ifade ettiklerimle bağdaşmadığını oldukça kaba sayılabilecek bir şekilde ifade etmişti. Bu kişiye göre Çerkesler kadına sözde değer veren ancak kadına sofralarında bile yer vermeyen bir toplumdu. Erkekler önce yemek yer, yemeklerin en iyileri onlara sunulur ve kadınlar kalanlarla yetinirdi. Bunun dışında Çerkes kadınları ayakta bekleyerek, uzun saatler erkeklerin kendilerine verecekleri emirleri yerine getirmek üzere hazır ve nazır bulunurlardı. Acaba gelenekler dışarıdan bakan göz için farklı, ya da değerlendirilmesi zor muydu, yoksa asimilasyonlar veya gönüllü yozlaşmalar mı söz konusu idi.
Sonuçta bu denklemin iki yakasına bakıldığında en göze görünür olan odur ki, Çerkes toplumunda kadın, birçok Doğu kültür yapısının aksine, erkeklerden kaçmak, saklanmak veya bir mal, bir obje olarak görülmek durumunda asla değildir.

Hatko Mine Bağ

***

Çerkes kadınları pek kıymetli fakat…
Aklımın erdiği yaşlardan itibaren çocukluğum Çerkes toplumunda yetişmenin ‘inceliklerini’ öğrenmekle geçti. Diğer arkadaşlarıma nazaran kendimi ailemde ve yakın çevremde her zaman daha fazla hak ve söz sahibi hissettim. Küçük bir kız çocuğu olarak bir odaya girdiğimde odanın thamatesinin (odanın büyüğü ya da saygın kişisi) ayağa kalkıyor oluşu bana o yaşımda duyulan saygıya dair çok şey ifade ediyordu. Bu toplumsallığın kendisi, zaman içinde toplumsal cinsiyet eşitliği konularına olan hassasiyetimi de tetikledi. Toplumda görünür olmayı başaran, kendini rahatlıkla ifade eden ve daha önemlisi sesini duyulur kılabilen bir kadın temsili, beni hep heyecanlandırdı. Küçüklüğümden bu yana zihnimde yer etmiş ‘belinde kamasıyla dolaşan Çerkes kadını’ hakikaten güçlü ve saygıdeğer olmalıydı!
Diasporada nispeten yaşatılmaya çabalanan Çerkes kültürü de, kendi örf ve âdetler bütünlüğü içerisinde, bu değerleri tanınır kılıyor. Düğünlerde hem kadın hem erkeğin sülale armalarının bulunması ve kadının evlilik sonrasında kendi soyadını muhafaza etmesi, ailelerin geçmişlerine ve iki soyun da devamlılığına duyulan saygıyı ifade ediyor. Buna benzer olarak Çerkes kültürü, tarihi kaynaklardan doğrulandığı üzere kadınlara kendi eşlerini seçme hakkını tanıyor, akabinde kaşenlik (arkadaşlık) geleneğini öngörüyor. Bu anlamda günümüzde pek çok toplumda normal kabul edilen arkadaşlık ve ‘flört’ ilişkilerinin Kuzey Kafkasya halklarında yüzyıllardır kendi normları içinde pratik bulduğu söylenebilir.
Elbette, kültürün toplumsal cinsiyetlendirilmiş normlardan azade olmadığı bir gerçek. Kadına ve erkeğe atfedilen belirli roller ve tavırlar, ikili cinsiyet rejiminin sürekliliğine işaret ediyor. Çerkes kadını, ‘hanımefendiliği’ ve ‘naifliği’ temsil etmekle yükümlü. Çerkesliğin mekânsal olarak deneyimlendiği pratiklerden biri olan dansta da bunu görmek mümkün. Düğünlerde (eğlencelerde) evli kadınların halkaya (dans esnasında kadınların bulunduğu yere) girmesi kabul edilemezken evli erkeklerin düğüne katıldıklarında hoş görülmesi gibi durumlar Çerkesler arasında normal karşılanıyor. Bunun yanı sıra dans esnasında kadının bir yandan kendinden emin ve taviz vermeyen, diğer yandan narin ve utangaç; erkeğin ise daha atılgan, haşin ve keskin figürlerle oynuyor oluşu ‘zarafetin’ ve ‘hiddetin’ temsilini de cinsiyetlendiriyor.
Çerkes kültürü olarak adlandırdığımız, aslında Kuzey Kafkasya’nın farklı bölgelerinden halkların da sahip olduğu bu değerlerin homojen olmadığını hatırda tutmak gerek. Kültür de içinde bulunduğu zamansallık ve mekânsallık içinde değişime tabi. Gençler arasında son dönemin gündem maddelerinden biri olan “Kadınlar da halkada deju yapsın” tartışması, dogmatik değerler bütününden ziyade yaşayan ve tutarlı değişimlere açık olan bir kültüre işaret ediyor.

Akanda Taştekin

***

Çeçen olmaktan, Çeçenlerde kadın olmaktan memnun muyum? Kısaca cevap veririm diyordum fakat gerçekte neler hissediyorum diye düşünmeye başladığımda konunun ne kadar sosyolojik, psikolojik, toplumsal, duygusal boyutu olduğunu fark ettim…
Çeçenler bilindiği üzere aralıklarla sürgünler yaşamış, sürekli savaşmış bir toplum. Geçmişinde böyle acılar yaşamış, ayaklarını uzatıp vatanlarında bir türlü “oh” diyememiş bir halkın bireylerinin keyif, mutluluk, huzur gibi kavramları tanımaması kadar doğal bir şey olamayacağının farkındasınızdır.
Bir insanın ya da herhangi bir canlının bu kadar belirsiz, bu kadar güvensiz bir ortamda yetişmesinin onun hassas psikolojisinde yaratabileceği hasarları tahmin edersiniz… Kişi mutlaka öfke, kendine güvensizlik, kişilik defekti, bağımlılık gibi birtakım sorunlarla mücadele etmek zorunda kalır. Eğer maddi olarak iyi durumda olan bir ailedeyse, iş sahibi olabilirse ya da eğitim alabilirse kendini yetiştirme, topluma adapte olabilme şansını yakalayabilir. Yoksa yaşadığı ülkede dinin ya da -kraldan çok kralcı halde- ait olmadığı toplumun savunucusu rolünü üstlenip kendine ait olmayan üstkimliğin milliyetçi, gerici kimliğine bürünür (göçmen ya da sürgün toplumlarda böyle bir davranış biçimi oluşur ne yazık ki). Benim halkımda da böyle bir süreç yaşıyoruz. Gelelim böyle bir toplumda kadın olmanın nasıl bir şey olduğuna… Çeçen erkekleri bu yazıyı okuduklarında beni linç edecekleri için vasiyetimi de burada yayımlamak istiyorum. 🙂
Diğer Kuzey Kafkas halklarındaki genç kızlık dönemi güzelliğini çok az yaşayabilirsiniz Çeçenlerde. Erkekler böyle dünya tatlısı, mükemmel olduklarından (!) kadınları çabuk olgunlaşır, ezildikçe de güçlenir. Savaşçı pek çok toplumlarda olduğu gibi bu Çeçen erkekleri çalışmayı da pek sevmez. Sorumluluk tamamen kadınların sırtındadır. Bu durum sürgüne gittikleri ülkelerde de anavatanda da böyledir. Tüm bu eleştirilerime karşın çok esprili, albenili, zeki bu toplumun bireyi olmaktan her zaman gurur duydum. Mutlu oldum mu hayır; ama olsun, Çeçenim ya, bu bana yeter… 🙂

Müzeyyen Özdemir

***

Sabah anneme sordum bu soruyu : “Hiç düşünmedim, biz hep Çerkes’iz dedik. Bilmediğim bir şeyi kıyaslayamam ki” dedi.
İçine doğduğun kimlik ve coğrafya senin seçiminle gerçekleşmiyor, içine doğuyorsun ve onu biliyorsun. Ama bir şekilde de ‘O’ oluyorsun. Ben de sürgünde doğmuş, büyümüş, artık biraz doğduğu topraktan da bir şeyler almış bir Çerkes kadınım.
Öncelikle, kadim, çokrenkli, derinlikli bir kültürün parçası olmak cinsiyetten ve zamandan bağımsız olarak en olumlu yanı sanırım.
Çerkes kadını olmanın iyi yanlarını düşündüğüm zaman hep genç olma hali ile birlikte düşündüğümü fark ettim. Çocukluğumda, yeni yetişirken, henüz öğrencilik yıllarımda yaşıtlarımdan farklı bir hayatım oldu, bunu Çerkes kimliğine borçluyum. En zor yıllarda bile bir şekilde bir derneğin çatısı altında olmak, sabahlara kadar süren düğünler, zexesler, mızıka sesi hep çok iyi geldi, geliyor. Bu yıllarda Çerkes olmayı hep büyük bir şans ve ayrıcalık olarak gördüm.
Ancak zaman geçtikçe, hem kadın kimliği hem Çerkes kimliğine dair dertlere kafa yormaya başlayınca sorgulama da başlıyor.
Çerkes kadını olmanın en olumsuz yanlarından biri, insanların kafasında oluşan imge bence. Güzel, zarif, alçak sesle konuşan, evin içinde süzülerek yürüyen, hep iddialı olan ama bunu asla belli etmeyen, sessizce ve ustalıkla evi idare eden ama bunu yine belli etmeyen, hep zarafetle eşinin bir adım gerisinde duran ve durduğu yerden memnun, aslında bütün kararları alan ama bunu yine belli etmeyen! Bu, Çerkes kadınları tarafından da mutlulukla savunulagelen çok ama çok ataerkil algı aslında büyük bir haksızlık.
İkinci önemli olumsuz yanı, Çerkes kadınlarının sorunları olmadığı algısı. Daha doğrusu, Çerkes kadınlarının, Çerkes kadınlarının sorunu olmadığını zannetmeleri, başka kimliklerden hemcinslerinden kendilerini ayrıcalıklı görmeleri. Olmayan bir sorunun çözümü olabilir mi?
Üçüncü olumsuz taraf, toplumun dibine kadar batmış olduğu çifte standart. Günlük hayatında aslında çok farklılaşmış, kaynaşmış, artık ‘başka’ olmuşken derneklerin çatısı altında öyle değilmiş gibi yaşama halleri. Kadınlar bunu ayrıca kadın kimlikleri ile iki defa yaşıyor.
Tüm bunları bir şekilde tanımlayıp alt alta eklediğinde; sokakta kadın kimliği ile ezilirken, Çerkes kimliği ile ötekileştirilirken, bir de masalsı Çerkes kadını figürü ile mücadele etmek durumunda olduğunu görmek de ayrı bir olumsuzluk.
Ama yine de her şeye rağmen bir qafe sesi duyduğumda, içimde hissettiğim o duygu, yukarıda saydığım bütün olumsuzluklara değer…

Bir Çerkes Stk’sında yönetici

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here