İKKD’nin kapısından ilk giriş…

0
819

“Oğlum, Ali Amcan aradı, İstanbul’daki bir arkadaşının numarasını verdi, onunla iletişime geçsin diyor.” 

Hikâye, babamın bu sözüyle başladı diyebilirim. Unutmadan şunları da eklemiş olayım ki siz de hikâyeyi daha iyi anlamış olun: Ben Ulaş, Sinopluyum, 19 yaşındayım, üniversiteye geçen sene yerleştim fakat pandemi sebebiyle yabancı dil hazırlık senemi online (uzaktan/çevrimiçi) olarak memleketimde tamamladım. Bölümümde ilk seneme başlamak üzere eylül ayının sonunda İstanbul’a geldim.  

İstanbul’a gelmemden Ali (Oğuz) Amcamın da haberi olmuş olacak ki kendisi hemen babamla görüşmüş. Bu görüşmeden sonra ise yazının başında da belirtmiş olduğum telefon numarası elime geçmiş oldu. Numara, Erdoğan Yılmaz diye birine aitti, daha sonra öğrendim ki kendisi Jineps Yayın Kurulu üyesiymiş. Tahmin edersiniz ki benim bu yazıyı yazmama ve sizin de okuyabilmenize sebep kendisidir. 

Erdoğan Yılmaz’ın telefon numarası elime geçtikten birkaç hafta sonra kendisini aradım, uzun uzadıya konuştuk ve herhangi bir vesileyle görüşürüz diyerek telefonlarımızı kapattık. Görüşmemize vesile olan şey ise İKKD’nin sezon açılışı etkinliği oldu. 29 Ekim Cuma günü gerçekleşecek etkinliğe katılmayı zaten düşünüyordum ayrıca Erdoğan Yılmaz da arayıp kendisinin de orada olacağını haber edince etkinliğe katılmam şart oldu.  

Cuma günü akşamı saat 8’de Bağlarbaşı’nda olacak şekilde bir otobüse atladım ve daha saat 8 bile olmadan derneğin kapısının önündeydim. İnsan İstanbul’da bir türlü doğru zamanlama yapamıyor, ya erken gidiyorsun ya da geç kalıyorsun; ah, Sinop olsa öyle mi! Bu küçük memleket hasretinden sonra hikâyeye dönecek olursak; saatime baktım, daha etkinliğin başlamasına 15-20 dakika var. Derneğin kapısına baktım, insanlar içeri girmeye başlamış bile, o zaman ne duruyorum?  

İçeri giriyorum, koridorda bir grup insan gelenleri karşılıyor, ben de gözlerimi hafiften kaçırarak ve mırıldanarak “Hoş bulduk” diyor, ardından büyük salona geçiyorum. Pek kalabalık değil daha, birkaç kokteyl masası var, etrafında da birkaç kişi. Ben de şöyle bir pencere kenarına geçiyorum, kollarımı bağlıyor ve etrafı gözlemeye koyuluyorum. Bir vakit sonra yakınımdaki masalardan birinden bir hanımefendi, deyim yerindeyse, benim “sap” gibi bir köşede dikildiğimi görünce yanına çağırıyor ve bir küçük tanışmanın ardından “Böyle tek başına olmaz, senin yerin gençlerin yanı” diyor ve beni hemen salondaki genç arkadaşların yanına naklediyor (Hanımefendinin ismini şimdi hatırlayamıyorum, okuyorsa kusuruma bakmasın diyor, benim gibi çekingen mizaçlı birine böyle bir lütufta bulunmasından dolayı kendisine teşekkürlerimi sunuyorum). 

Genç arkadaşlarla tanışıyoruz; kimisi Çorum’dan, kimisi Samsun’dan, kimisi Kayseri’den… Farklı şehirlerden geliyor ve burada birbirimizi buluyoruz, farklı konuları aynı kültürün paydaşları olarak konuşuyoruz. Sonrasında üniversitemden arkadaşlarla tanışıyorum, numaralarımızı alıyoruz. Sonradan fark ediyorum ki bir WhatsApp grubunun halihazırda üyesi olmuşum bile… 

Bir yandan gelenler artıyor, salon kalabalıklaşıyor, bir yandan ben de kalabalığın içinde Erdoğan Yılmaz’ı arıyorum. Bir aralık kendisini buluyor ve hemen yanına gidiyorum, yüz yüze de tanışmış oluyoruz. Ardından bir tanışma faslı daha başlıyor, bu sefer de gençlerden sonra her zaman genç kalanlarla tanışıyorum.  

Bu tanışma ve muhabbet faslı devam ederken birden akordeonların sesleri yükseliyor ve cegu başlıyor. Tabii ki gecenin sonuna kadar, en azından ben dernek binasından yurda dönmek üzere ayrılana kadar, yüksek bir tempoyla sürüyor. 

Velhasıl, 29 Ekim Cuma gecesi benim için böyle geçmiş oluyor. İKKD’nin kapısından ilk defa girmiş biri olarak şunları da ekleyebilirim; gerçekten derneği sarıp sarmalayan samimi ve sıcak bir hava var, gece içerisinde en sık duyduğum cümle “Bir derdin, sorunun olursa kesinlikle kapımızı çalmaktan çekinme” oldu. Ayrıca ne kadar çekingen olsanız da biri sizi fark ediyor ve bu sıcak ortamın içine çekiliyorsunuz. (Allah’tan cegun içine çekilmekten paçayı kurtardık!)  

Peki, hep iyilik güzellik mi var? Aslına bakarsanız evet. Fakat bu güzellikler maske, mesafe ve hijyen kurallarına gerçekten uyulduğu sürece varlığını koruyabilir diye ekliyor ve yazıyı sonuna kadar okumaya tahammül edebilmişseniz teşekkür ediyor, sizi kutluyorum. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz