Dijital diasporayı ele alan bir önceki köşe yazım, bu kavramın Çerkes toplumu bağlamında nasıl işlediğine dair betimleyici bir çerçeve sunmayı amaçlıyordu. Bu yazımın ardından çok sevgili Ayşen Dağıstanlı’dan gelen kapsamlı bir geri bildirim ise bu konuyu yalnızca tarif etmekle yetinmemem gerektiğini fark etmemi sağladı. Bu eleştiri, yazının ne anlattığından çok nerede durduğunu ve hangi yöne ilerleyebileceğini sorguluyordu. Bu nedenle, hem bu anlamlı eleştiriyi hem de kendi içimde yaptığım sorgulamaları bu ayki yazımda paylaşmak istedim.
Dağıstanlı, sosyal medyanın yalnızca yüzeysel bir paylaşım alanı olmadığını; doğru kullanıldığında bilgiye, belgelere ve doğru insanlara ulaşmayı mümkün kılan güçlü bir araç olduğunu hatırlatıyor. Kendi kitap yazım sürecinde sosyal medyanın sağladığı katkıyı vurgularken, dijital çağın aktörlerine ironik bir teşekkür borcu olduğunu da ekliyor.
Onu bu düşüncelere götüren örnek ise Abhaz modacı Tanju Babacan. Kafkasya temalı bir moda defilesi hayaliyle Abhazya’ya uzanan bir yolculuk ve bunun sosyal medyada görünür hale gelmesi… Bu örnek, ister istemez şu soruyu doğuruyor: Biz sosyal medyayı gerçekten ne için kullanıyoruz?
Bugün Çerkes toplumunun dijital varlığı büyük ölçüde dernek etkinlikleri, anma günleri ve ani toplumsal tepkilerle sınırlı. Oysa asıl mesele, geleceğe dönük bir hedef doğrultusunda bu alanı kullanabilmek. Dağıstanlı’ya göre ulaşılması zor, kısa vadede karşılığı olmayan büyük idealler yerine; elimizde olanı korumaya, büyütmeye ve görünür kılmaya odaklanmalıyız.
Bunun yolu da özellikle gençlerde “bu topluma ait olmanın” bir değer ve gurur kaynağı olduğunu hissettirmekten geçiyor. Sanat, spor, siyaset gibi alanlarda toplum önünde olan Çerkeslerin desteklenmesi, yalnızca bireysel başarıları değil, kolektif bir aidiyet duygusunu da besleyecek.”Bu toplum için bir şey yaparsam desteklenirim” fikri, yeni kuşaklar için en güçlü motivasyonlardan biri olabilir.
Tüm bunların dijital dünyanın imkânlarıyla yapılması ise sanıldığından daha kolay. Asıl eksik olan şey organizasyon ve uzun vadeli planlama. Günlük işler, anlık paylaşımlar elbette kıymetli; fakat geleceğe dair net hedefler olmayınca toplumsal çabalar da tıpkı verimsiz geçen bir gün gibi dağılıp gidiyor.
Bu nedenlerden dolayı dijital diaspora meselesi benim için artık statik bir kavram değil; sürekli yeniden düşünülmesi gereken bir süreç. Bu eleştiri ise bu sürecin tam ortasında, düşünsel bir duraklama değil; yön değiştirici bir eşik işlevi gördü. Bu yazı da bir yakınmadan çok, açık bir çağrı aslında. Sosyal medyanın yalnızca durumu tespit eden değil, toplumu ortak hedeflere yönlendiren bir araç olarak kullanılması gerektiğini hatırlatan bir çağrı. Ve belki de en önemlisi: Düşünmenin yetmediği, artık proje üretmenin şart olduğu bir dönemde olduğumuzu söyleyen bir çağrı. Bundan sonraki süreçte ne yapacağız?..








